Bu gerçek bir pazarlık.It's a good deal.
Biz birbirimizi terk etmeyeceğimiz konusunda bir pazarlık yaptık.We made a bargain that we wouldn't forsake each other.
Elbise çok pahalı. Pazarlığı biraz cazip hale getiremez misin?The dress is too expensive. Can't you sweeten the deal a little?
Sendika yönetimle pazarlık yaptı.The union bargained with the management.
O sıkı pazarlık yapar.He drives a hard bargain.
O mobilya hakkında onlarla bir pazarlık yaptı.He made a bargain with them about the furniture.
Pazarlıkta fiyatı kırmada iyidir.She's good at bargaining the price down.
O emlakçı ile daha düşük bir fiyatı pazarlık etti.He negotiated a lower price with the real estate agent.
Tom pazarlığın sonuna ulaşamadı.Tom didn't live up to his end of the bargain.
Tom pazarlık ettiği şeyi almadı.Tom didn't get what he bargained for.
Tom bir pazarlık ücreti aldı.Tom got a bargain price.
Ben sadece senin pazarlığın sonuna ulaşmanı kesinleştirmek isterim.I just want to make sure you live up to your end of the bargain.
Bu bir pazarlık.It's a bargain.
Pazarlığımıza göre yarısını ödemek zorundasın.According to our bargain, you have to pay half.
Seninle bir pazarlık yapacağım.I will make a bargain with you.
Tom dün sıkı bir pazarlık yaptı.Tom picked up a good bargain yesterday.
Daha sonra fiyat üzerine pazarlık yapabiliriz.We can haggle over price later.
Tom fiyat üzerinde pazarlık yapmada iyidir.Tom is good at bargaining the price down.
Bu araba çok ucuzdu, gerçek bir pazarlık.This car was very inexpensive, a true bargain.
Pazarlık yaptık.We made a bargain.
Sıkı bir pazarlığa girişiyorsun.You drive a hard bargain.
Sıkı pazarlık yapıyorsun.You drive a hard bargain.
Sen ve ben bir pazarlık yaptık.You and I made a bargain.
Pazarlığının sonucunu uygun bir şekilde gözden geçirmelisin.You must appropriately review the outcome of your bargain.
Bu konuda pazarlık olmayacak.There will be no bargaining on this issue.
Pazarlığı severim.I like bargaining.
Siz de pazarlık yapmayı sever misiniz?Do you like haggling?
Bir savunma pazarlık söz konusu değildir.A plea bargain is out of the question.
Dan fiyat için pazarlık bile etmedi.Dan didn't even negotiate the price.
Fiyat konusunda pazarlık yaptım.I negotiated the price.
Tom sıkı bir pazarlık yaptı.Tom drove a hard bargain.
Pazarlık etme şansın yok.You're in no position to bargain.
Pazarlık etmeyi severim.I love to bargain.
Ben pazarlık etmekte iyi değilim.I'm not good at negotiating.
Bu pazarlık için iyi bir yer gibi görünmüyor.It doesn't look like a good place for bargains.
Oğlum pek çok problem için pazarlık yapmadı.My son never bargained for so many problems.
Sami pazarlık yapmayı düşünüyor.Sami thinks he has got a bargain.
Tom pazarlık yapmayı biliyor.Tom knows how to bargain.
Tom pazarlık yaptığı düşünüyor.Tom thinks he got a bargain.
Ne pazarlık!What a bargain!
Pazarlık payı var mı?Is there any wiggle room?
Çarşıda pazarlık etmek yaygındır.Haggling is common in markets.
Ulukaya Wisconsin’de kullanılmış bir makine buldu ve bunu pazarlıkla 50 bin dolara satın aldı.He found a used one in Wisconsin and negotiated to buy it for $50,000.
Fiyat, pazarlıklıdır.Price is negotiable.
2008 yılı başı itibarıyla her iki ülke bu konu üzerinde Rusya ile pazarlık etmektedirler.Both countries are currently in negotiation with Russia regarding this matter as of early 2008.
Pazarlık yaptık.Jest umowa.
Anlaşma ile sonuçlanan pazarlıklar aslında 1968'den itibaren çeşitli aralılarla sürdürülmekteydi.The negotiations that led to the accord began in 1968, after various lengthy delays.
İsrail hükümeti salıverilmesi için pazarlıklara başladı.His family applied pressure on the Jordanian government to arrange for his release.
Pazarlıklar sonrasında vergiler askıya alındı ve tüm tutuklular salıverildi.The charges were later dropped and everyone was released.
"Hikmet'le pazarlık: Tehlikeli Oyunlar sürüyor"."Record Breaking Games: Role-Playing Games".
Pazarlık sonuçlandı ve Gazi ile Boemondo arkadaşlık yemini ettiler.The bargain was concluded, and Ghazi and Bohemond exchanged oaths of friendship.
Keamy Ben'in teslim olmasına karşı Alex'in sağ olarak bırakılacağı bir pazarlığa girişir.Keamy attempts to negotiate for Ben's surrender in exchange for the safe release of Alex.
Çünkü bu, her yıl bir pazarlık ya da anlaşmaya konu olmaktaydı.There's a different slogan or theme every year.
Muhtemelen ilk önce Atinalılar Perslerle bir pazarlık görüşmesi için girişimde bulunmuşlardı.It is possible that the Athenians had attempted to negotiate with the Persians previously.
Hz Ebubekir gel oturup konferans yapalım, pazarlık yapalım mı dedi ona?Did Hazreti Abu Bakar said, "well let's sit down, have a conference and negotiate?
Biraz pazarlık yapılacak yani.So they'll be a little bit of a negotiation.
Bu aralar üst düzeyde bile pazarlıklar görüyoruz.We see high-end haggling in fashion today.
Emlak ve lüks için üst düzeyde pazarlıklar.High-end haggling for luxury and real estate.
Pazarlık yapmanız mı gerekti?So you had to negotiate?
Ölümcül hastalığınız olduğu söylendiğinde geçirilen aşamalar: İnkar, öfke, pazarlık, kabullenme.-- of reaction, being told you have a fatal illness: denial, anger, bargaining, acceptance.