Masanın üzerine koy.Put it on the table.
Onu masama koy.Put it on my desk.
Bu senin masan mı?Is this your desk?
Tom bir maske taktı.Tom wore a mask.
O benim masamda.It's on my desk.
Bu masa buraya çol güzel uyuyor.The table fits here perfectly.
Sadece onu masama bırakın.Just leave it on my desk.
Masum birini mahkum etmektense suçlu bir adamı kurtarmayı göze almak daha iyidir.It is better to risk saving a guilty man than to condemn an innocent one.
Bu masa beyaz.This table is white.
Çocuklar masraflıdır.Children are expensive.
Bana bir suçlu gibi davranma, çünkü ben masumum.Don't treat me like a criminal, because I'm innocent.
Tom bir kamışla çikolatalı sütü içerken yemek odası masasına oturdu.Tom sat at the dining room table, drinking chocolate milk through a straw.
Tom masa lambasını kapattı ve ne yapması gerektiği hakkında düşünerek karanlıkta oturdu.Tom turned off his desk lamp and sat in the dark thinking about what he should do.
Tom masanın arkasına oturdu ve bir kurşun kalem aldı.Tom sat down behind the desk and picked up a pencil.
Tom masa çekmecesini açtı ve bir dolma kalem çıkardı.Tom opened his desk drawer and took out a pen.
Tom, derin düşüncelere dalmış, masasında oturuyordu.Tom sat at his desk, deep in thought.
Tom kağıtları derecelendirirken masasında oturdu.Tom sat at his desk grading papers.
Tom masasını yumrukladı.Tom pounded his fists on the desk.
İkimiz de Tom'un masum olduğunu biliyoruz.We both know Tom is innocent.
Tom masa lambasını kapattı.Tom turned off his desk lamp.
Tom siyah giymişti ve siyah bir kayak maskesi takmıştı.Tom was dressed in black and wore a black ski mask.
Yuvarlak Masa Şövalyeleri, masanın etrafında toplandılar.The Knights of the Round Table gathered around the table.
O sadece bir kocakarı masalı.That's just an old wives' tale.
O, masum olduğunu bildirdi.He declared that he was innocent.
Masa kırmızıdır.The table is red.
Masum olduğum konusunda ısrar ediyorum.I insist that I'm innocent.
Tom masasının üstüne oturdu, pencereden dışarıya baktı.Tom sat on top of his desk, looking out the window.
Tom kutuyu mutfağa taşıdı ve masaya koydu.Tom carried the box into the kitchen and put it on the table.
Tom kutuyu masasının yanına yere koydu.Tom put the box on the floor next to his desk.
Biz onu masanın altında uyurken bulduk.We found him sleeping under the desk.
Yeni bir daireyi döşeme büyük masraflar yüklemektedir.Furnishing a new apartment imposes large expenses.
Masanın altında elini benim dizimin üzerine koydu.He put his hand on my knee under the table.
Yaşlı adamın masum bir yüzü vardı ama gerçekte bir sahtekardı.The old man had an innocent face, but in truth was a rogue.
Tom gergin bir biçimde parmaklarını masaya vuruyordu.Tom was tapping his fingers nervously on the table.
O, sahte arkadaşlar ve utanmaz kadınlarla çevrili bir masada oturuyor.He sits at a table, surrounded by false friends and shameless women.
Masa ve yatak eski yerlerinde duruyordu.The table and the bed stood in their former places.
Birçok masum insan rehine alanlardan kurtarıldı.Many innocent people were saved from the hostage takers.
O masumdu.He was innocent.
O, masasında bir insan kafatası tutuyor.She keeps a human skull on her desk.
Masayı hazırlamak için kimin sırası?Whose turn is it to set the table?
Neden Tom masada yatıyor?Why is Tom lying down on the table?
Benim bir masaja ihtiyacım var.I need a massage.
Masha ailesini bilmiyordu.Masha did not know her parents.
Masada sizin için bir koli var.There's a parcel for you on the table.
Masayı hazırlamam gerekiyor mu?Do I need to set the table?
Bir bacağı eksik olduğu için bu masa kullanılamaz.This table is unusable since it is missing a leg.
Tom Mary'nin karşısındaki masada yaşar.Tom lives across the street from Mary.
Tom fotoğrafı masaya koydu.Tom put the photograph on the table.
Masanın üzerinde hiç kitap yok.There are no books under the desk.
Bir elma masanın altında.An apple is under the desk.
İstersen masamı kullanabilirsin.You can use my desk if you want.
Senin kırmızı yanakların masumiyet saçıyor.Your red cheeks radiate innocence.
Maskeler düşüyor.The masks are falling.
Büyükannem bana hoş peri masalları anlatırdı.My grandmother used to tell me pleasant fairy tales.
Gözlüklerini masanın üzerinde bırakma.Don't leave your glasses on the table.
"Gözlüğüm nerede?" "Mutfak masası üzerine bırakmıştın.""Where are my glasses?" "You left them on the kitchen table."
Tom yarısı boş bir şarap şişesiyle masada tek başına oturdu.Tom sat alone at the table with a half-empty bottle of wine.
Tom bir tebessümle kartlarını masaya koydu.Tom laid his cards down on the table with a smile.
O, onun masasına aşk notları bırakmaya başladı.He started leaving love notes on her desk.
Bu kitap benimki fakat masanın üzerindeki seninki.This book is mine, but the one on the table is yours.