Şu odadaki masa çok iyi.The table in that room is very nice.
Sanırım masanın altında su var.I think that there is water under the table.
Bu yüzden masturbasyon yapmak zorunda kalıyorum.That is why I'm compelled to wank.
Fincan masanın üstünde.The cup is on the table.
Ben bir masa ödünç aldım.I've borrowed a table.
İki saat önce bu masada iki tane kırmızı şapka vardı.There were two red hats on this table two hours ago.
Köpeğini masa artıkları ile beslemenin iyi bir fikir olduğunu düşünüyor musun?Do you think it's a good idea to feed your dog table scraps?
Senin gözde masa oyunun nedir?What's your favorite board game?
En sevdiğin masa oyunu hangisi?What's your favorite board game?
Senin gözde peri masalın nedir?What's your favorite fairy tale?
Masanın altından dışarı çık!Come out from under the table!
Masanın üzerinde bir kedi vardı.There was a cat on the table.
Bir kedi masadaydı.A cat has been on the table.
Durmadan masum olduğunu söyledi.She repeatedly said that she was innocent.
Lütfen masayı temizler misin?Could you please clear the table?
Ben peri masallarına inanmıyorum.I don't believe in fairy tales.
Bir piknik masası yapmanın bu kadar zor olacağını asla düşünmemiştim.I never thought it'd be this hard to build a picnic table.
Bir piknik masasını kurmanın bu kadar zor olacağını asla düşünmemiştim.I never thought it'd be this hard to build a picnic table.
Masaya bir miktar kurabiye koydum ve çocuklar onların hepsini silip süpürdüler.I put some cookies on the table and the kids ate them right up.
Masaya bir miktar kurabiye koydum ve çocuklar onları hemen yediler.I put some cookies on the table and the kids ate them right up.
Diz üstü bilgisayarımı masanın kenarına o kadar yakın koymamalıydım.I shouldn't have put my laptop so close to the edge of the table.
Bozuk paramı genellikle masamın çekmecesine atarım.I usually toss my loose change into my desk drawer.
Ben masanın üstündeki kitaplarla ne yapmalıyım?What should I do with the books on the table?
Kulübeye girdiğimizde, masada yarısı yenmiş bir turta gördük.When we entered the shack, we saw a half-eaten pie on the table.
Massachusetts'te bir adamın, karısının büyükannesi ile evlenmesine izin verilmez.In Massachusetts, a man is not allowed to marry his wife's grandmother.
Haritayı masanın üzerinde açalım ve onu tartışalım.Let's unfold the map on the table and discuss it.
Masada bir portakal bile yok.There's not even one orange on the table.
Teyp masanın üstündeydi.The tape recorder was on the table.
Masanın üstünde bir teyp vardı.There was a tape recorder on the table.
Masanın üzerinde bir portakal varThere's an orange on the table.
Masa niye bu kadar sallanıyor?Why is the table so wobbly?
Anahtarlarımı masanın üstüne bıraktım. Onları bana getirir misin?I left my keys on the table. Could you bring them to me?
Anahtarlarımı masanın üzerinde bıraktım, onları bana getirebilir misin?I left my keys on the table. Could you bring them to me?
Tom masanın üzerindeki yemeği birkaç dakika içinde yemiş.Within a few minutes, Tom had eaten up all the food on the table.
Tom ukelelesini çalarak masanın kenarında oturuyordu.Tom was sitting on the edge of the desk playing his ukulele.
Tom masum olduğunu söyledi.Tom said that he was innocent.
Tom satın aldığı yeni masa örtüsünü masaya koydu.Tom put the new tablecloth he had just bought on the table.
Tom yemeği masaya koydu ve herkese yemeye başlamasını söyledi.Tom put the food on the table and told everyone to start eating.
Tom çantasını masasının üstüne bıraktı.Tom left his briefcase on his desk.
Tom masasında.Tom is at his desk.
Tom kontak lenslerini masanın yanında buldu.Tom found his contact lens near the table.
Tom köpeğini masa kırıntılarıyla besledi.Tom fed his dog table scraps.
Tom masum olduğunu iddia etti.Tom claimed that he was innocent.
Tom, hem tenisi hem de masa tenisini iyi oynayabilir.Tom can play both tennis and table tennis well.
Tom yemek masaya konur konmaz yedi.Tom ate as soon as the food was put on the table.
Bu masa Tom için çok küçük.This desk is too small for Tom.
Masanın üstündeki sözlük Tom'unki.The dictionary on the desk is Tom's.
Tom'un masum olduğundan şüpheliyim.I doubt that Tom is innocent.
Mary pişirirken, Tom akşam yemeği için masayı hazırladı.Tom set the table for dinner while Mary cooked.
Tom Mary'nin masumiyetine ikna oldu.Tom is convinced of Mary's innocence.
Tom kendisinin masum olduğu konusunda Mary'yi kolayca ikna etti.Tom easily convinced Mary that he was innocent.
Tom Mary'nin masum olduğuna inanıyor.Tom believes that Mary is innocent.
Tom Mary'nin masum olduğuna inanıyordu.Tom believed that Mary was innocent.
Tom Mary'nin kendine bir masaj yapmasını istedi fakat o yapmak istemedi.Tom asked Mary to give him a massage, but she didn't want to.
Tom ve Mary masayı duvara doğru itti.Tom and Mary pushed the table against the wall.
Tom, John'un masum olduğu konusunda Mary'yi ikna etti.Tom convinced Mary that John was innocent.
Masaru, English Club'a katılmayı diliyor.Masaru wishes to join the English Club.
Kayak maskeleri takan iki kişi bankaya girdi.Two men wearing ski masks entered the bank.
Tom Mary'nin masayı hazırlamasına yardım etti.Tom helped Mary set the table.
Aç çocuklar masadaki her şeyi yedi.The hungry boys ate everything on the table.