Kitabı bana 500 yene satar mısın?Can you sell the book to me for 500 yen?
Saat dörde kadar çantalarımı burada tutar mısınız?Could you keep my bags here until four?
İki kişilik bir odan var mı?Do you have a double room?
Siz ikiniz gitmeye hazır mısınız?Are both of you ready to go?
Bunu benim için merdivenlerden yukarıya taşır mısın?Would you mind carrying it up the stairs for me?
Hiç çeyrek doların var mı?Do you have any quarters?
Hiç günlük turunuz var mı?Do you have any day tours?
10 Ocak tarihli e-mail'imi aldın mı?Did you receive my e-mail of January 10?
Bir dolarlık banknotunuz var mı?Do you have any ones?
Bana bir dolar bozar mısın?Could you give me change for a dollar?
150 yaşına kadar yaşamak neredeyse imkansız mı?Is it next to impossible to live to be 150?
On iki kişinin oturması için yeterince sandalye var mı?Are there enough chairs to seat 12 people?
On kişilik bir tatami odan var mı?Do you have a tatami room for ten people?
Tarih koyar mısın?Can you make the deadline?
"Makale hazır mı?" "Hayır, üzgünüm, henüz yazmayı bitirmedim.""Is the essay ready?" "No, I'm sorry. I haven't finished writing it yet."
"Yarın yağmur yağacak mı?" "Umarım yağmaz.""Will it rain tomorrow?" "I hope not."
"Yarın piyano çalacak mısın?" "Hayır, çalmayacağım.""Will you play the piano tomorrow?" "No, I won't."
"O bir saat aldı mı?" "Evet, o bir tane aldı.""Did she buy a watch?" "Yes, she bought one."
"Onun köpeği var mı?" "Hayır, yok.""Does she have a dog?" "No, she doesn't."
"Diye tenis oynar mı?" "Evet oynar.""Does she play tennis?" "Yes, she does."
"O haklı mı?" "Ben öyle düşünmüyorum.""Is he right?" "I don't think so."
"O başarılı olacak mı?" "Korkarım ki hayır.""Will he succeed?" "I fear not."
"O, dün bir mektup yazdı mı?" "Evet, yazdı.""Did he write a letter yesterday?" "Yes, he did."
"O ağır hasta mı?" "Umarım değildir.""Is he seriously ill?" "I hope not."
"Telefonunuzu kullanmamın bir sakıncası var mı?" "Hayır, lütfen devam edin.""Do you mind if I use your phone?" "No, please go ahead."
"Bir notunuz var mıydı?" "Yok, teşekkürler.""Shall I take a message?" "No, thank you."
"Spor salonunda bir kız mı vardı?" "'Evet, vardı.""Was there a girl in the gym?" "Yes, there is."
"Pencereyi kapatayım mı?" "Evet lütfen.""Shall I close the window?" "Yes, please."
"Pencereyi açmamın bir sakıncası var mı?" "Asla.""Do you mind opening the window?" "Not at all."
" Pencereyi açmanızın bir sakıncası var mı?" "Kesinlikle yok.""Would you mind opening the window?" "Certainly not."
" Pencereyi açmanızın bir sakıncası var mı?" "Tabii ki yok.""Would you mind opening the window?" "Of course not."
"Beni arabanla götürmenin bir sakıncası var mı?" " Hiç yok.""Would you mind giving me a lift in your car?" "Not at all."
"İşimde bana yardım etmenizin bir sakıncası var mı?" "Hiç yok.""Would you mind helping me with my work?" "Not at all."
"Şekeri uzatır mısınız?" "Buyrun.""Will you pass me the sugar?" "Here you are."
“Yılanlardan hoşlanır mısın?” “Tabii ki hayır.”"Do you like snakes?" "Of course not."
"Masada bir kitap var mı?" "Hayır, yok.""Is there a book in the desk?" "No, there isn't."
"Solgun görünüyorsun. Hasta mısın?" "Tam olarak değil.""You look pale. Are you sick?" "Not exactly."
"Bana yazacak bir şeyler verin." "Bu tükenmez kalem işe yarar mı? ""Give me something to write with." "Will this ball-point pen do?"
"Yapacak bir şeyin var mı?" "Özellikle bir şey yok.""Do you have anything to do?" "Nothing in particular."
"Yapacak işin var mı?" "Hayır, pek sayılmaz.""Do you have anything to do?" "No, not really."
"Lütfen bana tuzu uzatır mısın?" "Buyrun.""Would you pass me the salt, please?" "Here you are."
"Yağmur yağacak mı?" " Sanırım yağmaz.""Will it rain?" "I hope not."
"Seni seviyorum," diye mırıldandı ve gözlerini kapattı."I love you," she murmured and closed her eyes.
"Biraz daha kahve alır mıydınız?" "Hayır, teşekkürler. Yeterince içtim.""Will you have some more coffee?" "No, thanks. I've had enough."
"Bir otel odası rezervasyonu yaptınız mı?" "Henüz değil, üzgünüm.""Have you reserved a hotel room?" "Sorry, not yet."
"Başka bir şey var mıydı?" "Yok, bu kadar.""Anything else?" "No, that's all."
"Dolma kalemin var mı?" "Evet, bir tane var.""Do you have a pen?" "Yes, I have one."
"Bill Japonya'da mıydı?" "Evet, öyleydi.""Was Bill in Japan?" "Yes, he was."
"Kapıyı kapatmamın sakıncası var mı?" "Hayır hiç sakıncası ok.""Would you mind shutting the door?" "No, not at all."
"Lütfen televizyonunu kapatır mısın?" dedim.I said, "Could you please turn your television down?"
"Sigara içmemin sizce bir sakıncası var mı?" "Hiç de değil.""Do you mind if I smoke?" "Not at all."
"Bazen sana uğramamın bir sakıncası var mı? " "Hayır, hiç. ""Do you mind if I call on you sometime?" "No, not at all."
"Bay Smith ile konuşabilir miyim?" "Hatta kalır mısınız?""May I speak to Mr Smith?" "Will you hold the line?"
"Bunlar senin arabaların mı?" "Evet, öyle.""Are these your cars?" "Yes, they are."
"Sizce burada sigara içmemin sakıncası var mı?" "Hayır, hiç değil.""Do you mind my smoking here?" "No, not at all."
"Kekten hoşlanır mısın?" "Evet, hoşlanırım.""Do you like cake?" "Yes, I do."
Filipinli "Sen Avustralya'lı mısın?" diye sordu."Are you from Australia?" asked the Filipino.
"Sandalyenin üstünde bir kitap var mı?" "Evet, var.""Is there a book on the chair?" "Yes, there is."
"Onlar senin kitapların mı?" "Hayır, benim değil.""Are those your books?" "No, they aren't."
"Onlar tekrar grev yapacaklar mı?" "Korkarım ki öyle.""Will they go on strike again?" "I'm afraid so."