Albüm Williams için yeni bir çağı müjdeliyordu.The album heralded a new era for Williams.
Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor.Allah has used the word "faridah" for it.
İsa'nın geleceğini müjdeliyorlar. .And we can say Michelangelo has articulated every muscle in the back.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Therefore those who were scattered abroad went around preaching the word.
Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni? dedi.What good news are you giving me then?"
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz?"You bring me the good news now," he said, "when old age has come upon me.
Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:What good news are you giving me then?"
Allah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz."O Zachariah," (it was) said, "We give you good news of a son by name of John.'
Korkma demişlerdi, biz sana, bilgi sahibi bir erkek evlat müjdeliyoruz."Have no fear," they said. "We bring you news of a son full of wisdom."
Biz sana bilgin bir oğlan müjdeliyoruz." dediler."We bring you news of a son full of wisdom."
Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz."Have no fear," they said. "We bring you news of a son full of wisdom."
(İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz?"You bring me the good news now," he said, "when old age has come upon me.
Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.What good news are you giving me then?"
Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler."We bring you news of a son full of wisdom."
Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz."We have given you the happy tidings of a truth," they replied.
(Allah şöyle buyurdu): "Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz."O Zachariah," (it was) said, "We give you good news of a son by name of John.'
“Biz sana (büyüdüğünde âlim olacak) bir oğlunuzun dünyaya geleceğini müjdeliyoruz.” [52,28]"We bring you news of a son full of wisdom."
“Zekeriyya!” buyurdu Allah. “Biz, sana adı Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz."O Zachariah," (it was) said, "We give you good news of a son by name of John.'
"İyice yaşlanmışken beni mi müjdeliyorsunuz!"You bring me the good news now," he said, "when old age has come upon me.
Beni ne ile müjdeliyorsunuz," dedi.What good news are you giving me then?"
"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.They said, “We have given you true tidings, therefore do not lose hope.”
"Korkma! Biz sana bilgin bir oğlan müjdeliyoruz." dediler.They said, “Do not fear – we convey to you the glad tidings of a knowledgeable boy.”
Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor.And remember when the angels said, “O Maryam!
Melekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.They said, “Do not fear – we convey to you the glad tidings of a knowledgeable boy.”
“Beni mi müjdeliyorsunuz?” dedi.He said, “Do you convey to me the glad tidings upon old age reaching me?
Melekler demişti ki: "Meryem, ALLAH seni kendisinden bir Söz ile müjdeliyor.And remember when the angels said, “O Maryam!
"Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:He said, 'What, do you give me good tidings, though old age has smitten me? Of what do you
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"He said: bear ye me glad tidings when old age hath touched me? of what then ye bear me glad tidings?
"İyice yaşlanmışken beni mi müjdeliyorsunuz! Beni ne ile müjdeliyorsunuz," dedi.He said: bear ye me glad tidings when old age hath touched me? of what then ye bear me glad tidings?
Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz.Verily, We give you the glad tidings of a son, His name will be Yahya (John).
Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor.Verily, Allah gives you the glad tidings of a Word ["Be!" - and he was! i.e.
Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz.Verily, We give you the glad tidings of a son, His name will be Yahya (John).
“Biz, sana adı Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz.Verily, We give you the glad tidings of a son, His name will be Yahya (John).
Gün geldi, melekler ona: “Meryem! Allah, Kendisi tarafından bir kelime vereceğini sana müjdeliyor.(And remember) when the angels said: O Mary!
O gün köyde ağızdan ağza bu müjdeli haber dolaşmış, konuşulmuştur.Ce jour-là, Formiggini prononce un discours de louanges pour le figuier.
Albüm Robbie için yeni bir çağı müjdeliyordu.Capitol solicitó un nuevo álbum para la temporada navideña.
O gün köyde ağızdan ağza bu müjdeli haber dolaşmış, konuşulmuştur.وأيضا سنة الصبح وهي سنة الفجر قال عنها «ركعتا الفجر خير من الدنيا وما فيها».
O gün köyde ağızdan ağza bu müjdeli haber dolaşmış, konuşulmuştur.Op diezelfde dag werd de single Good on You Son uitgebracht.
1905 Devriminden sonra Duma'nın kuruluşu Rus aristokrat sisteminde önemli değişiklikleri müjdeliyordu.Η ίδρυση της Δούμας μετά την επανάσταση του 1905, έφερε σημαντικές αλλαγές στο ρωσικό αυταρχικό σύστημα.
1905 Devriminden sonra Duma'nın kuruluşu Rus aristokrat sisteminde önemli değişiklikleri müjdeliyordu.Dumaens oprettelse efter 1905-revolutionen var en betydelig ændring af den russiske enevælde.
Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor.その時アッラーはこう仰せられよう。
Gökyüzünü yırtan tekbirlerle, Cennet müjdeli ölüme koştu.天の洞 オオカミが死後に向かうとされる天上の世界(天国)。
O gün köyde ağızdan ağza bu müjdeli haber dolaşmış, konuşulmuştur.一天如廁時,因為提著話頭,而有所省悟。
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.A ci, którzy byli rozproszeni, chodzili opowiadając słowo Boże.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Amazok annakokáért eloszolván, széjjeljártak, hirdetve az ígét.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.A tak tí, ktorí sa rozpŕchli, prešli každý svojou stranou a zvestovali slovo.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Ceice se împrăştiaseră, mergeau din loc în loc, şi propovăduiau Cuvîntul.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Ceux qui avaient été dispersés allaient de lieu en lieu, annonçant la bonne nouvelle de la parole.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.De som nu var adspredt, drog omkring og forkynte evangeliets ord.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.De volgelingen die uiteengejaagd waren, spraken overal over Jezus en vertelden wat Hij had gedaan.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Die nun zerstreut waren, gingen um und predigten das Wort.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Entonces, los que fueron esparcidos anduvieron anunciando la palabra
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Imidlertid gik de, som bleve adspredte, omkring og forkyndte Evangeliets Ord.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.그 흩어진 사람들이 두루 다니며 복음의 말씀을 전할새
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Men de som hade blivit kringspridda gingo omkring och förkunnade evangelii ord.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Ne, jotka näin olivat hajaantuneet, vaelsivat paikasta toiseen ja julistivat evankeliumin sanaa.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.No entanto os que foram dispersos iam por toda parte, anunciando a palavra.
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Orang-orang percaya yang sudah terpencar itu memberitakan Kabar Baik dari Allah itu ke mana-mana
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Quelli però che erano stati dispersi andavano per il paese e diffondevano la parola di Dio
Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.Ti pak, kteříž se byli rozprchli, chodili, kážíce slovo Boží.