Bence Dalai Lama bunu duymalıydı.Мисля, че Далай Лама трябваше да чуе това.
Bence Dalai Lama bunu duymalıydı.Я думаю, що Далай Лама мав би це чути.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.A lámpák már világít, de a vakok még nem állították, hogy láttam Holmes ahogy feküdt a kanapén.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.나는 홈즈를 볼 수 있도록 램프가 점등했다지만, 블라인드가 그려 없었 그는 소파에 누워.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Lamperne var tændt, men blinds var ikke blevet trukket, så jeg kunne se Holmes da han lå på sofaen.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Lamporna hade tänts, men blinds hade inte dragits, så att jag kunde se Holmes medan han låg på soffan.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Lamput oli sytytetty, mutta blindit ei ollut laadittu, niin että saatoin nähdä Holmes Maatessaan kun sohvalla.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Lampy boli osvetlené, ale žalúzie neboli vypracované, takže som mohol vidieť Holmes ako on ležal na gauči.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Lampy byly osvětlené, ale žaluzie nebyly vypracovány, takže jsem mohl vidět Holmes jak on ležel na gauči.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Lampy były oświetlone, ale w ciemno nie został sporządzony, tak że nie widzę Holmes jak leżał na kanapie.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Лампи були освітлені, але жалюзі не були намальовані, так що я міг бачити Холмса , Коли він лежав на дивані.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Лампите са свети, но щори не са били изготвени, така че можех да видя Холмс като той лежеше върху дивана.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.Лампы были освещены, но жалюзи не были нарисованы, так что я мог видеть Холмса , когда он лежал на диване.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.נרות הודלקו, אך התריסים לא היו סגורים, כך שיכולתי לראות הולמס בעודו שוכב על הספה.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.كانت المصابيح مضاءة ، ولكن لم يوجه تم الستائر ، كي أتمكن من رؤية هولمز واستلقى على الأريكة.
Ben Holmes, öyle ki, Lambalar yanar olmuştu, ama Perdeler olmasaydı o kanepenin üzerinde yatıyordu.彼はソファに基づい横たわっている。 私は、彼は一部彼にその時点で良心の呵責にとらわれないされているかどうかわからない
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.De ledte mig ned af en smal trappe der ledte til denne beskidte, dårligt belyste kælder.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Elles m'ont menée en bas d'escaliers étroits qui menaient à un sous-sol sale faiblement éclairé au néon.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Họ dẫn tôi xuống những bậc cầu thang hẹp xuống tầng hầm bẩn thỉu, trong ánh sáng lờ mờ.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.그녀들은 좁은 층계를 지나 지저분하고 희미한 형광등 불빛이 있는 지하로 저를 안내했어요.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Levezettek egy keskeny lépcsőn, ami abba a koszos, rosszul megvilágított alagsorba vezetett.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.M-au grăbit în jos pe niște scări strâmte care duceau la o pivniță murdară, luminată ușor fluorescent.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Me condujeron por unas escaleras angostas que daban a este sótano sucio, de tenue luz fluorescente.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Peljale so me navzdol po ozkih stopnicah v umazano, šibko fluorescenčno osvetljeno klet.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Wprowadziły mnie wąskimi schodami do brudnej, słabo oświetlonej, fluorescencyjnej piwnicy.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Zavedly mě dolů po úzkých schodech vedoucích do špinavého, mdle osvětleného suterénu.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Ze brachten me langs een smalle trap naar een vuile, vaag verlichte kelder.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Με συνόδευσαν σε μια κατηφορική στενή σκάλα που οδηγούσε σ' ένα βρόμικο, ελάχιστα φωτεινό υπόγειο.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Вони вели мене вузенькими сходами вниз до того брудного, тьмяно освітленого люмінесцентними лампами підвалу.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Они привели меня к узенькой лестнице, ведущей в грязный подвал, тускло освещённый люминесцентными лампами.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.Те ме съпровождаха по тесни стълбища, които отвеждаха да това мръсно, слабо осветено мазе.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.הן הובילו אותי במורד גרם מדרגות צר ולתוך מרתף מזוהם ומואר קלושות בנורות ניאון.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.قدنني إلى مجموعة ضيقة من السلالم التي تؤدي إلى هذا القبو القذر المُضاء بشكل خافت بالمصابيح الفلورية.
Beni dar sonu pis, cılız yanan lambayla aydınlatılmış bodruma çıkan merdivenlere yönelttiler.薄暗い蛍光灯が照らす汚い地階に続いていました いわゆる売春宿ではなく
Ben sık sık Dalai Lama'dan bahsederim. Kendisi New York Şehri'ne gelip, Central Park'ta konuşmuştu.Parlo spesso del Dalai Lama e di quella volta in cui venne a New York e parlò a Central Park.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Bảng xăng và đèn cũng từ xe 2 bánh mà ra.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Conductele de combustibil si lămpile erau la fel ca la vehiculele cu două roți.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.De brandstofleidingen en verlichting waren eveneens op motoren gebaseerd.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Die Benzinleitungen und Lampen waren wie bei 2-Rad-Fahrzeugen.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.El tubo de alimentación y las luces, como los de los vehículos de dos ruedas.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Gli indicatori di carburante e le lampadine erano come nelle due ruote.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Jalur bahan bakar dan lampunya juga diilhami kendaraan roda dua.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.연료계통과 램프도 오토바이에서 차용했지요.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Les conduites de carburant et les lampes étaient similaires à celles des deux-roues.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Přívod paliva a světla byly jako u motorek.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Przewody paliwowe oraz lampy też wzięto z dwukołowców.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Бензинопроводите и лампите бяха също като при мотоциклетите.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.Топливная система и фары были такими же, как и на мотоцикле.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.קווי הדלק והנורות היו בסגנון רכבים דו-גלגליים.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.إن خطوط الوقود والأنوار مثل التي في الدراجات النارية.
Benzin kabloları ve lambaları iki tekerlekli araçlardan örnek alındı.二輪車と同じものです もっとも重要な点は
Beyaz ışıklar elektrik lambaları.Le luci bianche sono luci elettriche.
Beyaz ışıklar elektrik lambaları.Les lumières blanches sont les lumières de l'électricité.
Beyaz ışıklar elektrik lambaları.Τα λευκά φώτα είναι φώτα ηλεκτρικού.
Beyaz ışıklar elektrik lambaları.Белые огни — свет электричества.
Beyaz ışıklar elektrik lambaları.האורות הלבנים הם תאורת החשמל.
Bilgisayarların, lambaların, her çeşit elektronik araç gereçlerin gerçek dünyası işte böyle gözüküyor.Dit is hoe de echte wereld van computers, lampen, elektrische apparaten eruit ziet.
Bilgisayarların, lambaların, her çeşit elektronik araç gereçlerin gerçek dünyası işte böyle gözüküyor.Ecco come appare il vero mondo dei computer, lampade, congegni elettrici di ogni tipo.
Bilgisayarların, lambaların, her çeşit elektronik araç gereçlerin gerçek dünyası işte böyle gözüküyor.Esta es la realidad de los PC, las lámparas, y los aparatos electrónicos de cualquier clase son así.
Bilgisayarların, lambaların, her çeşit elektronik araç gereçlerin gerçek dünyası işte böyle gözüküyor.이것은 온갖 컴퓨터, 전등, 전기 기구 등 보여지는 실제 세상입니다.