kuçu ile cümle

kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
4
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Gücümü küçümseme.Don't underestimate my power.
Resmi yazıyı tamamen küçümsüyorum.I utterly despise formal writing!
"Ne oldu?" küçük beyaz tavşan sordu."What's the matter?" asked the little white rabbit.
Benim ayakkabılarım çok küçük. Yenilerine ihtiyacım var.My shoes are too small. I need new ones.
Ayakkabılarım çok küçük. Yenilerine ihtiyacım var.My shoes are too small. I need new ones.
Küçük erkek kardeşim televizyon izliyor.My little brother is watching TV.
Benim küçük erkek kardeşim TV izliyor.My little brother is watching TV.
Spenser'in annesi onun yaptığı her küçük hatayı sık sık irdeler.Spenser's mother often scrutinizes him for every small mistake he makes.
Biz küçükken, her şey çok büyük görünüyordu.When we are small, everything seems so big.
Eğer küçük şeyleri halledersen, büyük şeyler kendiliğinden hallolur.If you take care of the small things, the big things will take care of themselves.
Sana küçük bir şey getirdim.I brought you a little something.
Onu küçümsüyorsun.You are selling him short.
Ya büyük ya da küçük kutuyu alabilirsin.You may take either the big box or the small one.
Ehliyet almak için halen çok küçüksün..You're still too young to get a driver's license.
Seninki ile karşılaştırıldığında benim arabam küçük.Compared with yours, my car is small.
Ne demek istediğine dair en küçük bir fikrim yok.I haven't the faintest idea what you mean.
Ayakkabıların çok küçük olduğu için ayakların şişmiş.Your feet are swollen because your shoes are too small.
Havadaki küçük parçacıklar kansere neden olabilir.Tiny particles in the air can cause cancer.
Evler ve arabalar gökyüzünden küçücük görünüyorlardı.The houses and cars looked tiny from the sky.
Zenginler insanları küçük görmeye eğilimlidir.The rich are apt to look down on people.
Küçük odamı en iyi şekilde değerlendirdim.I made the best of my small room.
Geçen yaz ziyaret ettiğim köy, Nagano bölgesi'ndeki küçük bir köydü.The village which I visited last summer was a small one in Nagano Prefecture.
Küçük kız gölde boğulmaktan neredeyse kıl payı kurtuldu.It was a close call when the little girl almost drowned in the lake.
Küçük bir dere kayaların arasından akıyor.A small stream ran down among the rocks.
Bilgili insanlar cahil insanları küçümseme eğilimindedir.The learned are apt to despise the ignorant.
En küçük bir fikrim yok.I don't have the slightest idea.
Ben toplantıdan sonra John ile küçük bir sohbet yaptım.I had a little chat with John after the meeting.
Biz onu küçük kız kardeşinden ayırt edemeyiz.We cannot distinguish her from her younger sister.
Yan sokaktaki küçük ve rahat bir evde yaşıyoruz.We live in a cozy little house in a side street.
Bu şehre Küçük Kyoto diyoruz.We refer to this city as Little Kyoto.
Bizim beyzbol sahamız çok küçük.Our baseball diamond is very small.
Teknemiz küçük bir adaya yaklaştı.Our boat approached the small island.
Dünyamız evrenin sadece küçük bir parçası.Our world is only one small part of the universe.
Evimin önünde küçük bir bahçe var.There is a small garden in front of my house.
Müzisyen kafasını salladı ve küçük piyanosunu itti.The musician shook his head and pushed his little piano away.
Bir müzisyen seslerdeki küçük farkları anlayabilir.A musician can appreciate small differences in sounds.
Müziğin önemi küçümsenmiştir.The importance of music is underrated.
Tombul parmaklarım var, bu nedenle küçük bir klavye kullanamam.I have chubby fingers, so I can't use a small keyboard.
Uzakta küçük bir ışık gördük.We saw a little light in the distance.
En küçük erkek kardeşim, büyük annemiz tarafından yetiştirildi.My youngest brother was brought up by our grandmother.
En küçük çocuk her sabahı kreşte geçirdi.The youngest child spent every morning at a nursery.
Genel olarak küçük kızlar bebekleri çok severler.In general, little girls are fond of dolls.
Küçük çocuk yalnız bırakıldığında yaramazlık etti.The little boy got into mischief when he was left alone.
Buralarda küçük bir tapınak vardı.There used to be a small shrine around here.
Küçük bir nesne karanlıkta hareket etti.A tiny object moved in the dark.
Gerçekten ucuz olan küçük mütevazi bir dükkân biliyorum.I know a hole in the wall that's really cheap.
Kötü yollarda bu küçük araba gerçekten yerine geliyor.On bad roads this little car really comes into its own.
Küçük odaya sıkıştırıldık.We were crowded into the small room.
En iyi ihtimalle sadece küçük bir kar için umut edebiliriz.At best we can only hope for a small profit.
Dünyamız yalnızca evrenin küçük bir parçasıdır.Our world is only a small part of the universe.
Küçük emeklilik maaşıyla yaşamak, onun için zordur.It's hard for him to live on his small pension.
En küçük hata ölümcül bir felakete götürebilir.The slightest mistake may lead to a fatal disaster.
Robert, karın küçük bir bölümünü aldı..Robert got a small proportion of the profit.
Sonunda sönünceye kadar, mum gittikçe küçüldüThe candle grew shorter and shorter, until at last it went out.
Lucy oldukça küçük bir kız.Lucy is a pretty little girl.
Lucy'nin annesi, ona küçük kız kardeşine bakmasını söyledi.Lucy's mother told her to take care of her younger sister.
Avrupa Asya'dan daha küçük bir nüfusa sahiptir.Europe has a smaller population than Asia.
Selam! Seni burada göreceğim aklımın ucundan geçmezdi! Dünya küçük, değil mi?Hello! Fancy meeting you here! It's a small world, isn't it?
Selam! Seni burada göreceğime dünyada inanmazdım! Dünya küçük, değil mi?Hello! Fancy meeting you here! It's a small world, isn't it?
Daha küçük bir yere taşınmak giderleri azaltacaktır.Moving to a smaller place will reduce the expenses.
İlgili Sayfalar