konuşulacak ile cümle
konuşulacak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
11
HARF
5
HECE
9
ORT. KELİME
Tehlike şudur, İbranice pazarda ama İngilizce üniversitelerde konuşulacak.The danger is that Hebrew will be spoken in the bazaar, but English in the universities.
Hakkında konuşulacak hiçbir şey yok.There's nothing to talk about.
Tom bana senin konuşulacak kişi olduğunu söyledi.Tom told me you were the person to talk to.
Hakkında konuşulacak çok şeyimiz var, sen ve ben.We have a lot to talk about, you and I.
Hakkında konuşulacak çok şey vardı.There was a lot to talk about.
Gaga her zaman konuşulacak malzeme veriyor.Gaga always provides material to talk about.
Winnie için Willie sadece konuşulacak birisi, hatta bir çeşit "şamar oğlanı" görevindedir.Wayne may just be longing for somebody "relatable" to call his friend or "a brother".
Konunun içeriği en azından masada konuşulacak bir şey değil.The content is not dinner table conversation in the least.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Well, there's lots to talk about, but I think I'm just going to play to start off.
Kesin işe yarayacak bir şey olarak değil ama konuşulacak bir fikir olarak.Not as something that was foolproof, but as an idea to think about.
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!There's nothing more to say about it!
Ve ilginç olan da şu, benim için konuşulacak bariz konu grafikler ve sesler.And what was interesting about it is the obvious choice for me to talk about was graphics and audio.
Kısaca, bunu yaparken konuşulacak biri olmaktan çıkıyordum.Basically, I'm not the best person to talk to when I'm doing that stuff.
Birçoğu 1998'deki isyanın konuşulacak bir tabu olduğunu söyledi.Many said that the 1998 riot is something taboo to talk about.
May, Richards'ın çalışmasından önce konuşulacak bir şarkı olmadığını söylemişti.May has said that before Richards' work, there was no song to speak of.
Hocayla bir şey konuşulacaksa, ilk olarak kendisi görevlendirilir.Si nous disons primaires, alors faisons-les.
Gaga her zaman konuşulacak malzeme veriyor.Gaga siempre nos proporciona material de que hablar.
Hocayla bir şey konuşulacaksa, ilk olarak kendisi görevlendirilir.Si empieza a mostrarse inquieto, yo misma me ocuparé de él.
Size dürüst olmak gerekirse bence yaptığı albüm, hakkında konuşulacak kadar değerlidir.Questo album sul quale sta lavorando è troppo prezioso per parlarne al riguardo.
Gaga her zaman konuşulacak malzeme veriyor.Gaga sempre nos dá algo sobre o que falar.
Size dürüst olmak gerekirse bence yaptığı albüm, hakkında konuşulacak kadar değerlidir.Ter promotie van het album werd het nummer More Than You Deserve als videoclip uitgebracht.
Gaga her zaman konuşulacak malzeme veriyor.Gaga mindig biztosít anyagot a beszélgetéshez.
Size dürüst olmak gerekirse bence yaptığı albüm, hakkında konuşulacak kadar değerlidir.Album ini yang dia buat agar terlalu berharga untuk diperbicarakan.
David Lynch'in izinden giden genç yönetmen, yıllarca konuşulacak bir film ortaya koydu.데이빗 린치 감독은 이러한 노고 끝에 5년 만에 영화를 완성시킨다.
- Ama... - Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!Tapi.../ Tak ada lagi yang bisa dikatakan tentang hal ini.
- Ama... - Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!...אבל כל ה .אין יותר מה לדבר על זה -
- Ama... - Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!... لكن - لا شيء لنقوله بذلك الشأن -
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Bene, ci sono molte cose di cui parlare ma credo che mi limiterò a suonare per cominciare.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Bom, há muito sobre que falar. mas acho que vou tocar alguma coisa para começar.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Bon, il y a beaucoup à dire mais je pense que je vais commencer par jouer.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Bueno, hay mucho de qué hablar pero creo que voy a comenzar cantando.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Có quá nhiều điều cần bàn đến, nhưng trước hết, tôi sẽ cho chạy một bản nhạc thay cho lời mở đầu.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Det finns mycket att prata om, men jag tror jag börjar med att spela.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Ei bine, sunt multe de spus, dar cred că am să cânt pentru început.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Jest o czym opowiadać, ale może na początek zagram.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.뭐, 얘기할 것들이 많습니다만, 일단, 제 연주로 시작하려 합니다.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Nah, ada banyak hal yang ingin saya bicarakan, tapi saya pikir saya akan bermain saja sebagai permulaan.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Nos, sok mindenről lehetne beszélni, de kezdésnek, azt hiszem, csak játszom.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Nun, es gibt vieles zu besprechen, aber ich denke, ich spiele zu Beginn einfach mal drauflos.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.We hebben een hoop om over te praten maar ik denk dat ik maar begin met wat muziek.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Е, има много неща, за които да си говорим, но мисля, че ще посвиря за начало.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.Мне о многом хочется рассказать, но, думаю, для начала я просто сыграю.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.ובכן, יש הרבה על מה לדבר, אבל אני חושב שאני פשוט הולך לנגן בתור התחלה.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.حسنا.هناك الكثير لنتحدث عنه, لكني اظن اني سوف اقوم بالعزف لنبدأ.
Aslında konuşulacak çok şey var, ama sanırım başlamak için önce şarkı çalacağım.とりあえず演奏で始めます。 (音楽)
Birçoğu 1998'deki isyanın konuşulacak bir tabu olduğunu söyledi.Beaucoup ont dit que le soulèvement de 1998 est un sujet tabou.
Birçoğu 1998'deki isyanın konuşulacak bir tabu olduğunu söyledi.Molti hanno detto che la rivolta del 1998 è qualcosa di cui non si parla, è un tabù.
Birçoğu 1998'deki isyanın konuşulacak bir tabu olduğunu söyledi.Muchos dijeron que el disturbio de 1998 es un tema tabú. Sigue siendo un tema delicado.
Birçoğu 1998'deki isyanın konuşulacak bir tabu olduğunu söyledi.Muitos disseram que a revolta de 1998 é uma espécie de tabu.
Birçoğu 1998'deki isyanın konuşulacak bir tabu olduğunu söyledi.Wielu twierdzi że zamieszki z 1998 roku to temat tabu.
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!- Der er ikke mere at sige om det.
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!- Det finns inget mer att säga.
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!- Er is niets meer over te zeggen.
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!- Nada más que decir al respecto.
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!- Nincs miről beszélni!
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!- Τέλος!
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!- Няма какво повече да кажа за него.
- Bunun üstüne konuşulacak birşey yok!Няма какво повече да ти кажа!
Kesin işe yarayacak bir şey olarak değil ama konuşulacak bir fikir olarak.Bukan sebagai sesuatu yang sangat mudah, namun sebagai gagasan untuk dipikirkan.
Kesin işe yarayacak bir şey olarak değil ama konuşulacak bir fikir olarak.Không phải là cái gì đó đã được đơn giản, mà như là một ý tưởng để suy nghĩ tới.