konuşma ile cümle
konuşma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Konser sırasında konuşmak kabalıktır.It's rude to talk during a concert.
Bir konser sırasında konuşmak terbiyesizliktir.It's bad manners to talk during a concert.
Bay Sato'yla konuşmak istiyorum lütfen.I want to speak to Mr Sato please.
Dürüst olmak gerekirse, onun konuşmaları her zaman bir sıkıntı.To be honest, his talks are always a bore.
Katalanca konuşmam.I don't speak Catalan.
Kamuda konuşmak beni geriyor.Speaking in public makes me nervous.
Almanca konuşmak istiyorum.I want to speak German.
Merhaba. Bayan Johnson'la konuşmak mümkün mü lütfen?Hello. Is it possible to speak with Mrs Johnson please?
Birkaç dakika sonra, konuşmaya olan ilgimi kaybetmeye başladım.After a few minutes, I began to lose interest in the conversation.
Kimse konuşmayı dinlemiyordu.Nobody was listening to the speech.
Sana daha yavaş konuşmanı söylemiş olduğunu söyledi.He said that he had told you to speak more slowly.
Savunmasında hiç kimse konuşmadı.No one spoke up in his defense.
Çin'e gidersem, bu mümkün olduğu kadar çok Çince konuşmak amacıyla olurdu.If I go to China, it would be for the purpose of speaking Chinese as much as possible.
Aynı anda telefonda konuşmak ve araç kullanmak tehlikelidir.It's dangerous to talk on the phone and drive at the same time.
Asla onun hakkında konuşmayacak.She will never talk about it.
"Biriyle" ve "birine" konuşmak arasında önemli bir fark vardır.There's an important difference between talking "with" someone and talking "to" them.
Burada konuşmamalısın.You should not talk here.
Hastayım, bu nedenle benimle yemek hakkında konuşma.I'm sick, so don't talk me about food.
Biz dün konuşmadık.We didn't talk yesterday.
Kendime söz verdim, bir daha asla onunla konuşmayacağım.I promised myself, that I never gonna talk to him again.
Ben benim Alman konuşmamı pratik etmeme yardım etmesi için özel öğretmen tuttum.I've hired a private tutor to help me practice my German conversation.
Onun hakkında konuşmak için uygun bir zaman değil, değil mi?It's not a convenient time to speak about that, is it?
Lütfen adamın konuşmasına izin ver.Please let the man talk.
Hava hakkında konuşmak istemiyorum.I don't want to talk about the weather.
Tom kısa bir konuşma yaptı.Tom gave a brief talk.
Büyük bir kalabalık başkanın konuşmasını bekledi.A great crowd waited for the president to speak.
Konuşmacının şakasına herkes güldü.Everyone laughed at the speaker's joke.
Diğer öğrenciler onunla konuşmadığından dolayı Mary yalnızdı.Mary was lonely because the other students didn't talk to her.
Konuşmacı ders notlarını düzenledi.The speaker organized his lecture notes.
Seyirciler alkışlarla konuşmacıya tepki gösterdi.The audience members reacted to the speaker with applause.
İngilizce konuşmada iyisin, değil mi?You are good at speaking English, aren't you?
Bill ve John konuşmak için ayda bir kez bir araya gelmekten hoşlanıyorlar.Bill and John like to get together once a month to talk.
Bu konuşma kaydediliyor.This conversation is being recorded.
Ben Naomi'nin yaptığı kadar akıcı İngilizce konuşmam.I don't speak English as fluidly as Naomi does.
Konuşmama izin ver.Let me do the talking.
Ben insanların önünde konuşmayı sevmiyorum.I don't like to speak in front of people.
Onun geveleyerek konuşması onun sarhoş olduğunun bir işaretiydi.Her slurred speech was an indication that she was drunk.
Serbest konuşma özgürlüğün var ama iftira etme hakkın yok.You have the right to free speech, but not the right to slander.
Birçok dilde fiil konuşmanın önemli bir parçasıdır.In most languages the verb is an essential part of speech.
Onunla konuşmak hoştu.It was nice to speak with her.
Interlingua uluslararası konuşmalar için modern bir araçtır.Interlingua is a modern tool for international communication.
Ben rahatlatıcı bir konuşma yaptım.I had a relaxing talk.
Onun uzun konuşmasından herkes sıkılmıştı.Everyone was bored by his long speech.
Ne hakkında konuşmak istiyorsun?What do you want to talk about?
O, konuşmayı komşular hakkındaki dedikodu ile tatlandırmaya çalıştı.She tried to spice up the conversation with gossip about the neighbors.
Hızlı konuşmam.I don't speak fast.
Annem senin babanla daha önce hiç konuşmadı.My mother has never talked to your father before.
Keçua konuşmayı öğrendiğimde ne yapacağım?What will I do when I have learned to speak Quechua?
Seninle Fransızca konuşmaktan vazgeçeceğim.I'll stop speaking to you in French.
Bir kez daha Almanca konuşmak için yeterince sarhoş musun?Are you drunk enough to speak German once again?
Sevdiği genç onunla konuşmak için geldiğinde, o telaşlandı.She got all flustered when the boy she likes came over to talk to her.
Biri onunla konuşmalı ve ona durumu anlatmalı.Someone should talk to him and tell him what's what.
Benimle asla böyle konuşma!Don't ever speak to me like that!
Onlar sakince durdu ve konuşmaları dinledi.They stood calmly and listened to speeches.
Onlar Lincoln'un bir zafer konuşması yapmasını istedi.They asked Lincoln to make a victory speech.
Onlar onun özgürce konuşma hakkını destekledi.They supported his right to speak freely.
Onlar için özellikle yazılmış bir konuşma duydular.They heard a speech written especially for them.
İyi bir konuşmacı değildi.He was not a good speaker.
Onun sakin bir konuşma şekli var.He had a calm way of speaking.
O, birçok gruplara konuşmalar yaptı.He made speeches to many groups.