konuşma ile cümle
konuşma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
O sanki bir yerli konuşmacıymış gibi İngilizce konuşur.She speaks English as if she were a native speaker.
O, İngilizce konuşmada iyidir.She is good at speaking English.
O, çabalarını İngilizce konuşmayı öğrenmeye yöneltti.She directed her efforts at learning to speak English.
O, konuşmalar yapmada mükemmeldir.She is excellent at making speeches.
O, konuşmasında II.Dünya Savaşını referans gösterdi.She made references to World War II in her speech.
O, evde Japonca konuşmaz.She doesn't speak Japanese at home.
O toparlandı ve tekrar konuşmaya başladı.She pulled herself together and started to talk again.
O bir yabancı ile konuşmaya başladı.She started talking with a stranger.
Onun kişisel bir konuşma tarzı vardı.She had an individual style of speaking.
O benim konuşmama sinirlendi.She got angry about my talk.
O, bizim konuşmamıza katılmadı.She didn't take part in our conversation.
O benimle konuşmak için rastladı.She came across to speak to me.
O, konuşma şeklimi sevmiyor.She doesn't like the way I speak.
Kendi kendine konuşmaktansa başkalarını dinlemeyi tercih eder.She would rather listen to others than talk herself.
O kendisi hakkında konuşmayı severdi.She was fond of talking about herself.
Ders başladıktan sonra bile arkadaşıyla konuşmaya devam etti.She went on talking to her friend even after the class began.
Yemek yerken konuşmaya devam etti.She kept on talking while eating.
O, derin bir nefes aldı ve sonra kendisi hakkında konuşmaya başladı.She took a deep breath and then started to talk about herself.
Herkesin önünde konuşmayı sevmez.She doesn't like to speak in public.
O, herkesin önünde konuşmaktan nefret eder.She hates speaking in public.
Topluluk önünde konuşmaya alışkındır.She is used to speaking in public.
O topluluk önünde konuşmaktan nefret eder.She detests speaking in public.
O, hızlı konuşmaya eğilimlidir.She tends to speak rapidly.
Yüksek gürültüye rağmen konuşmaya devam etti.She carried on talking in spite of the loud noise.
O, harika bir konuşmacıdır.She is a great talker.
Onun konuşmak için birine ihtiyacı var.She needs someone to talk to.
O, onunla konuşmaktan hoşlandı.She enjoyed talking with him.
O, iyi bir konuşma yaptı.She made a good speech.
Ona konuşmayı durdurmasını rica ettikten sonra o konuşmaya devam etti.She kept on talking after I asked her to stop.
O, arkadaşının düğün kabulünde harika bir konuşma yaptı.She made a wonderful speech at her friend's wedding reception.
O kötü bir konuşmacı.She is a bad speaker.
O konuşmasında son derece kabadır.She is extremely vulgar in her speech.
O, konuşmasına devam etti.She continued her talk.
Onun konuşmadan önce öksürme alışkanlığı var.She has a habit of coughing before she speaks.
O konuşmadan önce kendini yatıştırdı.She composed herself before speaking.
O, bir konuşma yapmaya korkuyordu.She was afraid to make a speech.
O, hüzünle gülümseyerek konuşmaya başladı.Smiling sadly, she began to talk.
Haksızlığa karşı yüksek sesle konuşmalısın.You must speak out against injustice.
Düşüncesiz konuşma büyük zarara neden olabilir.Thoughtless speech may give rise to great mischief.
Odanın arkasındaki kişiler konuşmacıyı duyamıyordu.The people in the rear of the room could not hear the speaker.
O, okurken onunla konuşmayacaksın.You are not to speak to him while he is studying.
Konuşma yarışmasında birincilik ödülünü kazandığın için seni tebrik ederim.I congratulate you on winning first prize in the speech contest.
Okuldan sonra, İngilizce konuşma pratiği yapmak için bir İngiliz okuluna gidiyorum.After school, I go to an English school to practice English conversation.
Konuşmamızı kesme.Don't interrupt our conversation.
Yarın öğleden sonra tekrar gel, seninle konuşmak için daha fazla zamanım olacak.Come again tomorrow afternoon, when I will have more time to talk with you.
Yarın tekrar konuşmamız gerekebilir.Maybe we should talk again tomorrow.
Yarın onunla konuşmayı unutma.Don't forget to talk with him tomorrow.
Açık konuşmak gerekirse, onun görüşü benimkinden biraz farklı.Strictly speaking, his view differs a little from mine.
Nefesini idareli kullanabilirsin. Onunla konuşmanın hiç bir faydası yok.You can save your breath. There is no use talking to him.
Benim birçok arkadaşlarla konuşmak için bol bol vaktim vardı.I had plenty of time to talk to many friends.
O, arkadaşları ile konuşmaktan zevk aldı.He took delight in talking with friends.
Yuko bir yabancı ile asla konuşmadı.Yuko has never spoken with a foreigner.
Yemekten sonraki konuşmalarında, onlar politikadan bahsettiler.In their discourse after dinner, they talked about politics.
Açık konuşmak gerekirse, neden gitmek istediğini anlamak zor.Frankly speaking, it's difficult to understand why you want to go.
Açıkça konuşmak gerekirse, senin düşünce biçimin demode.Frankly speaking, your way of thinking is out of date.
Açık konuşmak gerekirse, bu roman çok ilginç değil.Frankly speaking, this novel isn't very interesting.
Açık konuşmak gerekirse, onun yeni romanı çok ilginç değil.Frankly speaking, his new novel is not very interesting.
Dürüstçe konuşmak gerekirse, seninle gitmek istemiyorum.Frankly speaking, I don't want to go with you.
Açıkça konuşmak gerekirse, bu sana yakışmıyor.Frankly speaking, it doesn't suit you.
Açıkça konuşmak gerekirse, o çok fazla umurumda değil.Frankly speaking, I don't care for her very much.