konuş ile cümle

konuş kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
En azından günlük konuşmalar yapabilmeyi istiyorum.At the very least, I'd like to be able to have everyday conversations.
Satıcılar genellikle hızlı konuşucudur.Salesmen are usually fast talkers.
Bay Smith İngilizce konuşmaz, değil mi?Mr. Smith doesn't speak English, does he?
Spordan konuşmuşken, hangi sporu oynuyorsunuz?Talking of sports, what sports do you play?
Tüm Amerikalılar İngilizceyi ana dilleri olarak konuşmazlar.Not all Americans speak English as their mother tongue.
Keşke İspanyolca konuşabilseydim.I wish I could have spoken Spanish.
Konuşman nasıldı?How did your speech go?
Konuşmasında şirketin gücüne başvurdu.In the speech, he referred to the strength of the company.
O, konuşmanın sonunda sözü tekrarladı.At the end of the speech she repeated the word.
Konuşman için alışılmamış bir konu ileri sürmek zorunda değilsin.You don't have to come up with an unusual topic for your speech.
Konuşman için tuhaf bir konu ileri sürmek zorunda değilsin.You don't have to come up with an unusual topic for your speech.
Güzel bir çocuk Kate'le konuştu.A nice boy talked to Kate.
Sen hiç bunun hakkında konuşmak istemedin ki.You never wanted to talk about it.
Ben program hakkında yöneticisi ile konuşmak istiyorum.I want to talk with the manager about the schedule.
Derhal konuşmayı kes.Stop speaking right now.
Konuşmanızı bir dakika içerisinde bağlayacağım.I'll put your call through in a minute.
Susie Japonca konuşmaz, ve Tom da.Susie doesn't speak Japanese, and Tom doesn't either.
İsviçre'de hangi dili konuşuyorlar?What language do they speak in Switzerland?
İngilizce Singapur'da konuşulur.English is spoken in Singapore.
Singapur'da İngilizce konuşulur.English is spoken in Singapore.
John büyük konuşur.John talks big.
John'la konuşmak istiyorum.I'd like to speak to John.
John, Fransızcayı iyi konuşamıyor.John can't speak French well.
John o kadar telaşlıydı ki konuşmaya vakti yoktu.John was in such a hurry that he had no time for talking.
John o kadar yüksek sesle konuştu ki onu üst kattan duyabildim.John spoke in such a loud voice that I could hear him upstairs.
John müşterisi ile telefonda konuştu.John talked with his customer on the phone.
John'la konuşan kız Susan'dır.The girl talking with John is Susan.
John ile konuşan öğrenci Kanadalıdır.The student who is talking with John is from Canada.
John'un Bay Brown ile konuştuğunu duydum.I heard John speak to Mr Brown.
John Warner'la konuşmak istiyorum.I'd like to speak to John Warner.
O konuşamayacak kadar çok şok oldu.She was too shocked to speak.
Joe benim parayı ödemem konusunda ısrar etti.Joe insisted on my paying the money.
Jorge dört dil konuşabilir.Jorge is able to speak four languages.
İngilizceyi iyi konuşmak kolay değildir.It is not easy to speak English well.
Judy yarın Japonya hakkında konuşacak.Judy will talk about Japan tomorrow.
Judy ile konuşmak isterim.I'd like to speak to Judy.
O konuşamadığı için onu bir parça kağıda yazdı.Unable to speak, he wrote it on a piece of paper.
Konuşmayı bırak, tamam mı?Quit talking, will you?
Ben Japonca konuşabilirim ve sadece Japonca konuşurum.I'm able to speak, and only speak, Japanese.
Jack İngilizce konuşur.Jack speaks English.
Jack Fransızca konuşabilir.Jack can speak French.
Jack de, İspanyolca konuşabilir.Jack may speak Spanish, too.
Onun yokluğunda Jim hakkında kötü konuşma.Don't speak ill of Jim in his absence.
Jim ile konuşan kız Mary'dir.The girl talking with Jim is Mary.
O, odaya girdiğinde biz Jim hakkında konuşuyorduk.We had been talking about Jim when he entered the room.
Jimmy benim onu hayvanat bahçesine götürmem konusunda ısrar etti.Jimmy insisted on my taking him to the zoo.
Ancak, İngilizce konuşmada iyi değilim.However, I'm not good at speaking English.
Jane biriyle konuşuyor.Jane is talking with somebody.
Jane haklı olduğu konusunda ısrar etti.Jane insisted that she was right.
Jane dobra dobra konuşur.Jane calls a spade a spade.
Jane açıkça konuşur.Jane calls a spade a spade.
Jane'nin konuşmasında söylediğini neredeyse izleyemedim.I could hardly follow what Jane said in her speech.
Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.Jane's farewell speech made us very sad.
Jane'nin iyi İngilizce konuşan Japon bir arkadaşı var.Jane has a Japanese friend who speaks English well.
Jane, İngilizceyi iyi konuşan Japon bir arkadaşa sahiptir.Jane has a Japanese friend who speaks English well.
Sakura'nın konuşma tarzı beni sinirlendiriyor.Sakura's way of speaking gets on my nerves.
Konuşmayı bırakın ve müziği dinleyin.Do stop talking and listen to the music.
Konuşmayı böylesine gürültülü bir odada sürdüremeyiz.We can not carry on conversation in such a noisy room.
Korkudan konuşamadım.I could not speak from fear.
Artık onlarla konuşmanın faydası yok.It is no use talking with them any longer.
İlgili Sayfalar