konuş ile cümle
konuş kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Ben Fransızca ve de İspanyolca konuşabiliyorum.I can speak French and also Spanish.
Ben sadece İngilizceyi, onu ana dili olarak konuşanlardan korumaya çalışan bir göçmenim.I'm only an immigrant trying to protect the English language from its native speakers.
Onun Amerikalı kadar akıcı bir biçimde İngilizce konuştuğunu duydum.I heard her speaking English as fluently as an American.
Kimse konuşmayı dinlemiyordu.Nobody was listening to the speech.
Sana daha yavaş konuşmanı söylemiş olduğunu söyledi.He said that he had told you to speak more slowly.
O İspanyolca konuşabilir.She can speak Spanish.
Savunmasında hiç kimse konuşmadı.No one spoke up in his defense.
Onlar Avustralya'da İngilizce konuşurlar.They speak English in Australia.
Çin'e gidersem, bu mümkün olduğu kadar çok Çince konuşmak amacıyla olurdu.If I go to China, it would be for the purpose of speaking Chinese as much as possible.
İbranice konuşur musun?Do you speak Hebrew?
Nerenin aksanıyla konuştuğunu kestiremedim.I can't quite place his accent.
Çeşitli şeyler hakkında konuştuk.We talked about various things.
Aynı anda telefonda konuşmak ve araç kullanmak tehlikelidir.It's dangerous to talk on the phone and drive at the same time.
Asla onun hakkında konuşmayacak.She will never talk about it.
"Biriyle" ve "birine" konuşmak arasında önemli bir fark vardır.There's an important difference between talking "with" someone and talking "to" them.
Burada konuşmamalısın.You should not talk here.
Judy ile konuşabilir miyim?Can I speak with Judy?
Yarın seninle konuşacağım.I will speak with you tomorrow.
Ne yazık ki neredeyse hiç Almanca konuşamıyorum.Unfortunately I hardly speak any German.
İnterlingua konuşuyorum.I speak Interlingua.
Lütfen daha anlaşılır biçimde konuşun.Please speak more clearly.
Lütfen daha çabuk konuş.Please speak more quickly.
Japonca da konuşabilir misin?Can you speak Japanese, too?
O, hızlı şekilde konuştu.She spoke rapidly.
Hastayım, bu nedenle benimle yemek hakkında konuşma.I'm sick, so don't talk me about food.
Senin kadar konuşkan değilim.I'm not as talkative as you.
Biz dün konuşmadık.We didn't talk yesterday.
Türkçe konuşuyor musun?Do you speak Turkish?
Türkçe konuşur musunuz?Do you speak Turkish?
İbranice konuşmuyorum.I don't speak Hebrew.
Telefonda onun hakkında konuştular.They talked about it on the telephone.
Kendime söz verdim, bir daha asla onunla konuşmayacağım.I promised myself, that I never gonna talk to him again.
Lütfen aileniz hakkında konuşun.Please talk about your family.
Klingonca konuşamam.I can't speak Klingon.
Klingonca konuşuyor musunuz?Do you speak Klingon?
Hiç Klingonca konuşamıyorum.I don't speak any Klingon.
Karınla konuştun mu?Did you talk to your wife?
Ben benim Alman konuşmamı pratik etmeme yardım etmesi için özel öğretmen tuttum.I've hired a private tutor to help me practice my German conversation.
Onun hakkında konuşmak için uygun bir zaman değil, değil mi?It's not a convenient time to speak about that, is it?
Sağlık kitapları okuma konusunda dikkatli olun. Bir baskı hatasından ölebilirsiniz.Be careful about reading health books. You may die of a misprint.
Ona yardım etmek için, onunla çok konuş.In order to help him, talk to him a lot.
Biz plan üzerine onunla konuştuk.We talked the plan over with him.
Onunla plan hakkında konuştuk.We talked about the plan with him.
Onun not kullanmadan konuşabildiği söyleniyor.He is said to be able to speak without using notes.
Kolombiya'da İspanyolca konuşurlar.They speak Spanish in Colombia.
Kolombiya'da İspanyolca konuşuyorlar.They speak Spanish in Colombia.
Lütfen adamın konuşmasına izin ver.Please let the man talk.
Hava hakkında konuşmak istemiyorum.I don't want to talk about the weather.
Tom kısa bir konuşma yaptı.Tom gave a brief talk.
Mobilya konusunda çok iyi anlaşmalarımız var.We have great deals on furniture.
Vatandaşlar belediye binasında sağlık hizmetleri konusunu tartışıyorlar.Citizens are debating about health care at City Hall.
Film sırasında konuştular.They talked during the movie.
Tom iki yabancı dil konuşur.Tom speaks two foreign languages.
Büyük bir kalabalık başkanın konuşmasını bekledi.A great crowd waited for the president to speak.
Aynı şeyleri söylüyorsun, bunları daha önce konuşmuştuk.You're covering the same ground. We already talked about this.
Tur rehberi, üç dilde konuşabilir.The tour guide can speak three languages.
Köpek, ev ödevini yeme konusunda kendini suçlu hissetti.The dog felt guilty about eating the homework.
Konuşmacının şakasına herkes güldü.Everyone laughed at the speaker's joke.
Hakim konuştuğunda, mahkeme salonundaki herkes dinler.When the judge speaks, everyone in the courtroom listens.
Diğer öğrenciler onunla konuşmadığından dolayı Mary yalnızdı.Mary was lonely because the other students didn't talk to her.
İlgili Sayfalar