konuş ile cümle

konuş kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
İngilizce ve Almanca yanı sıra, İspanyolca konuşuyor.He speaks Spanish, not to mention English and German.
İngilizce ve Fransızca konuşabilir.He can speak English and French.
O, hem İngilizce hem de Fransızca konuşmaz.He doesn't speak either English or French.
İngilizce ve Fransızcanın yanı sıra, Almanca konuşabilir.He can speak German, not to mention English and French.
O, İngilizce ve Fransızca konuşur.He speaks English and French.
O sadece İngilizce değil aynı zamanda Fransızca da konuşur.He can speak not only English but also French.
O sadece İngilizce değil aynı zamanda Almanca da konuşabilir.He can speak not only English but also German.
O sadece İngilizce değil fakat aynı zamanda Almanca da konuşur.He can speak not only English but also German.
O, İngilizce konuşmamak için Fransızca konuşur.He speaks French, not to speak of English.
O hem İngilizce hem de Almanca konuşabilir.He can speak both English and German.
O, hem İngilizceyi hem de Fransızcayı çok iyi konuşabilmektedir.He can speak both English and French very well.
Hem İngilizce hem de Fransızca konuşur.He speaks both English and French.
Ne İngilizce ne de Fransızca konuşabilir.He can speak neither English nor French.
İspanyolca dışında İngilizce de konuşabiliyor.He can speak Spanish, not to mention English.
O, iyi İngilizce konuşur.He speaks English well.
İngilizceyi asla hatasız konuşamaz.He never speaks English without making mistakes.
Hata yapmadan asla İngilizce konuşamaz.He never speaks English without making mistakes.
O, İngilizceyi bir Amerikalı kadar akıcı bir şekilde konuşur.He speaks English as fluently as if he were an American.
O, biraz İngilizce konuşur.He speaks English a little.
O, bir yerli gibi İngilizce konuşur.He speaks English like a native.
O İngilizce konuşmak zorunda.He has to speak English.
O, İngilizce konuşuyor.He is speaking English.
O İngilizce konuşur.He speaks English.
O, İngilizce konuşmaya başladı.He started to speak English.
O, İngilizce konuşabilir mi?Can he speak English?
O, İngilizce konuşamaz.He can't speak English.
İngilizce konuşmada berbattır.He is terrible at speaking English.
İngilizceyi çok iyi konuşur.He is a very good speaker of English.
İngilizce konuşma becerisi kazandı.He acquired the ability to speak English.
İngiltere'de doğdu, İngiltere İngilizcesi konuşuyor.Born in England, he speaks British English.
O konuşuyordu.He was speaking.
O, konuşmalar yapmaya alışkındır.He is used to making speeches.
O, konuşmasında eğitimin önemi üzerinde durdu.In his speech he dwelt on the importance of education.
O, konuşmasında hükümetin politikasına saldırdı.He attacked the government's policy in his speech.
Konuşmasının bir bölümünü unuttu ve bir süre doğaçlama yapmak zorunda kaldı.He forgot part of his speech and had to ad-lib for a while.
O bir konuşma yapıyordu, ama tuhaf bir ses duyunca aniden kesti.He was making a speech, but he broke off when he heard a strange noise.
Konuşmasının ortasında sustu.He broke off in the middle of his speech.
O dobra dobra konuşan bir insan türüdür.He is a type of a person who calls a spade a spade.
Her şeyi biliyormuş gibi konuşur.He talks as though he knew everything.
Sanki her şeyi biliyor gibi konuşuyor.He talks as if he knows everything.
O, sık sık soruları ile konuşmacını sözünü kesti.He interrupted the speaker with frequent questions.
O fiyat değişikliği konusunda bir uyarı koydu.He put up a notice about the change in price.
Sık sık bir konuşmanın ortasında karışır.He often breaks into the middle of a conversation.
O yabancılarla konuşmaya alışkındır.He is used to talking to foreigners.
Bir karşılama konuşmasını yanıtladı.He responded to a speech of welcome.
O, çevreyi koruma hakkında taktire şayan bir konuşma yaptı.He made an admirable speech about protecting the environment.
Tatil planları hakkında konuşmak için bana telefon etti.He phoned me to talk about his holiday plans.
İstenilmedikçe konuşmaz.He does not speak unless he is asked to.
O, para konusunda bir şey söylemedi.He said nothing as to money.
O, ona biraz borç para verme konusunda amcasına yaklaştı.He approached his uncle about lending him some money.
O, konuşmaya tesadüfen kulak misafiri oldu.He overheard the conversation by accident.
O başkaları hakkında asla kötü konuşmamayı kural haline getirmektedir.He makes it a rule never to speak badly of others.
Peşin mi ya da çekle mi ödeyeceği konusunda o hiçbir şey söylemedi.He didn't say anything as to whether he was going to pay in cash or by check.
O az konuşan bir adam ama o her zaman sözünü tutar.He is a man of few words, but he always keeps his promise.
Onun hiç konuşacak arkadaşı yok.He has no friends to talk with.
O konuşamadı, çok kızgındı.He could not speak, he was so angry.
Konuşulan İngilizceye büyük önem verdi.He put great emphasis on spoken English.
O konuşmasını bitirdi.He brought his speech to an end.
Onun nasıl ilerleyeceği konusunda hiçbir belirgin fikri yok.He has no distinct idea of how to proceed.
Onun bizimle gitmesi gerektiği konusunda ısrar ediyorum.I insist that he should go with us.
İlgili Sayfalar