Tom'un kendine acımak için zamanı yoktu.Tom didn't have time for self-pity.
Burada kendine acımak yok, etki için uğraşmak yok.There is no self-pity here, not a striving for effects.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.A co je fascinující, je to, že soucítění má nepřátele, kterými jsou věci jako litování, pohoršení, strach.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.아주 흥미로운 점은 연민의 감정이 생기는 걸 방해하는 것이 있다는 점입니다 그런 적들은 이를 테면, 동정이나
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.O que é fascinante é que a compaixão tem inimigos, e esses inimigos são coisas como a pena, fúria moral, medo.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.А що ще більш захопливо - співчуття має ворогів, і ці вороги - це жалість, обурення, страх.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.Невероятно е, че състраданието има врагове. Сред тези врагове са съжалението, моралната жестокост и страха.
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.ומה שמרתקת היא העובדה שלחמלה יש אויבים, והאויבים הללו הם דברים כמו רחמים,
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.من الأمور الفاتنة ان للتعاطف اعداء واحد اعداءه هو الشفقة
İşin şaşırtıcı yanı merhametin düşmanları vardı, ve bu düşmanlar kendine acıma, ahlâki öfke, ve korkudur.慈悲には敵対するものが存在するということです。 それは、ただの憐みであったり 道徳上での憤りであったり、