Viskinizi susuz mu istersiniz yoksa onu suyla karıştırmalımıyım?Do you want your whiskey straight or should I mix it with water?
Kaynayıncaya kadar çorbayı karıştırın.Stir the soup until it boils.
Raporlar kafa karıştırıcıydı.The reports were confusing.
Oda tam bir karışıklıktı.The room was a complete mess.
Bu bir karışıklık.This is a mess.
İkisini karıştırma.Don't confuse the two.
Tom karışmayacak.Tom won't get involved.
Tom tamamen kafası karışık.Tom is completely confused.
Tom'un sadece kafası karışık.Tom is just confused.
Tom'un hâlâ kafası karışık.Tom is still woozy.
Tom'un karışmasına izin vermeyeceğim.I won't let Tom interfere.
Bir kavgaya karışmaktan kaçınmalısın.You should avoid getting into a fight.
Güveci karıştırmayı unutma.Don't forget to stir the stew.
Ben onu, kız kardeşiyle karıştırdım.I confused her with her sister.
Seni karıştırmak istemedim.I didn't mean to involve you.
Tom'un karıştığını söylemedim.I didn't say Tom was involved.
Tom'un karışmadığını söylemedim.I didn't say Tom wasn't involved.
Tom'u karıştırmak istemiyordum.I didn't want to involve Tom.
Sana karışmak istemedim.I didn't want to involve you.
Ben karışıklık için özür dilerim.I apologize for the mess.
Tom'un karışmamasını istedim.I asked Tom not to interfere.
Karısı ne dedi?What did his wife say?
Oğlum, masamdaki kağıtları karıştırdı.My son disarranged the papers on my desk.
Tom'u iyi tanımıyorum fakat karısını tanıyorum.I don't know Tom well, but I know his wife.
Biraz aklı karışmış hissediyorum.I feel a little woozy.
Senin karıştığına dair fikrim yoktu.I had no idea you were involved.
Söze karışmaktan nefret ederim ama bir şey söylemem gerekiyor.I hate to interrupt, but I need to say something.
Tom'un karıştığını sanmıyorum.I don't think Tom is involved.
Olaylar hep düşündüğümüzden daha karışık.Things are always more complex than we think.
Yaklaşık dört fincan beyaz un ile bir tutam tuzu karıştır.Mix about four cups of white flour with a pinch of salt.
Kakofoni ızgara seslerin bir karışımıdır.A cacophony is a mixture of grating noises.
Karısını neşelendirmeye çalıştı, ancak yapamadı.He tried to cheer up his wife, but wasn't able to.
Mavi ve kırmızıyı karıştırırsan mor elde edersin.If you mix blue and red, you'll get purple.
Senin karışmanı istemedim.I didn't want you to get involved.
Tom'un karıştırıldığından eminim.I'm sure Tom was involved.
Sadece karışma, tamam mı?Just don't get involved, OK?
Tom'un kafa karışıklığı büyüdü.Tom's confusion grew.
Tekrar kafan karıştı, değil mi?You're confused again, aren't you?
O karışmaya sinirleniyorum.I resent that implication.
Sanırım Tom'un kafası karışmış.I think Tom is confused.
Hem Tom hem de Mary biraz kafası karışık görünüyorlar.Tom and Mary both look a little confused.
O, karısının cinayetinden suçlu olmasına rağmen kolay kurtuldu.Though he was guilty of the murder of his wife, he got off easy.
Politika insanları onları ilgilendiren şeylere karışmalarını önleme sanatıdır.Politics is the art of preventing people from getting involved in what concerns them.
Galiba senin biraz aklın karışmış.I think you're a little confused.
Ben oraya karışmam.I do not interfere there.
Arkadaşım kayıplara karıştı.My friend vanished into thin air.
Onun saçı bir karışıklıktı.Her hair was a mess.
Japoncayı Çinceyle karıştırmayın.Don't confuse Chinese with Japanese.
Japoncayı Çince ile karıştırmayın.Don't confuse Chinese with Japanese.
Bize yardım etseydin bu karışıklığın içinde olmazdık.We wouldn't be in this mess if you had helped us.
Tom'un karısı her zaman çocuklarla evde kalır.Tom's wife always stays home with the kids.
Tom karısı ve çocuklarıyla birlikte evde.Tom is at home with his wife and children.
Bir daha senin işine karışmayacağım.I won't interfere with your work again.
Seni bu işe karıştırdığım için üzgünüm.I'm sorry I got you involved in this.
Bu karışıklıkla ilgilenmekten usandım.I'm tired of dealing with this mess.
Tom'un bir karısı ve üç çocuğu var.Tom has a wife and three children.
Tom'un fikriyle kafam karıştı.I'm intrigued by Tom's idea.
Tom'un karısına aşığım.I'm in love with Tom's wife.
Tom ateşi karıştırıyordu.Tom was poking at the fire.
Sadece biraz kafam karışık.I'm just a little confused.