Sinirden kıpkırmızı olmuştu.He was red with anger.
O kıpkırmızı oldu.She blushed bright red.
Yüzü öfkeden kıpkırmızıydı.Her face was bright red with anger.
Yanakları kıpkırmızıydı.His cheeks were bright red.
Onun yanakları kıpkırmızı oldu.Her cheeks were bright red.
Tom kıpkırmızı oldu.Tom turned bright red.
Mary kıpkırmızı oldu.Mary turned scarlet.
Çay içerken kırmızı ( koyu kırmızı; kıpkırmızı) patates yemeyi severim.I eat red potatoes while drinking tea.
Aşkım kıpkırmızı bir gül gibidir.My love is like a red, red rose.
Mary'nin yüzü kıpkırmızı oldu.Mary's face turned bright red.
Tom'un suratı kıpkırmızı oldu.Tom's face turned red.
Gözleri kıpkırmızı olmuş.His eyes are bloodshot.
25: 25 İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu.Co. 25: 249. you have probably noticed how nice and red corned beef is.
Hüzün durumunda beynin bu alanı kıpkırmızı olurThe area of the brain for sadness is on red hot.
Bugün hava da soğuk değil ama neden kulakların kıpkırmızı olmuş? Utandın mı yoksa?But why are your ears so red when it's not that cold.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Behind him there was a child, his son, red in the face in an effort to push the father.
Senin dudakların ve Senin yanakları kıpkırmızı Ve ölümün solgun bayrağı orada gelişmiş değildir .--Is crimson in thy lips and in thy cheeks, And death's pale flag is not advanced there.--
Ve kıpkırmızı güller...'Red roses too,
İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular.The first came out red all over, like a hairy garment. They named him Esau.
Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...When the sky will split asunder, and turn rosy like the dregs of annointing oil,
Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman;When the sky will split asunder, and turn rosy like the dregs of annointing oil,
Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...When the sky will split asunder, and turn rosy like the dregs of annointing oil,
Sonbaharda orman kıpkırmızı oluyor.En automne, la montagne devient entièrement rouge.
Yaşadığı kalenin etrafındaki denizler insan kanından ve kıpkırmızıdır.Местом его обитания является море из крови.
Üreticiler şu anda kıpkırmızı işlenmesi elde edilen gelirlerin yaklaşık% 10'unu alır.Varje fartyg kommer att kunna spara upp till 10 % av energin som förbrukas.
Üreticiler şu anda kıpkırmızı işlenmesi elde edilen gelirlerin yaklaşık% 10'unu alır.Зараз ці товари приносять мережі 10 % від загального прибутку.
Kıpkırmızı zaferi rengi sağ tarafta görüntülenmektedir.У червоній главі золотий ключ вушком вправо.
Kıpkırmızı bir renge sahiptir.Are o culoare maro-roșcat.
Bu şekerler bakır(II) tuzlarının bazik çözeltilerini, kıpkırmızı bir Cu2O çökeltisini vererek, indirger.Gula ini mereduksi garam tembaga(II) dalam larutan basa, menghasilkan endapan Cu2O yang berwarna merah terang.
Elektrik kıpkırmızısı sağ tarafta görülmektedir.Đèn đỏ có thể được phép rẽ phải.
Elektrik kıpkırmızısı sağ tarafta görülmektedir.注意垂直懸掛時紅色在左。
Elektrik kıpkırmızısı sağ tarafta görülmektedir.ניתן לראות את שביל הגרירה מימין.
Üreticiler şu anda kıpkırmızı işlenmesi elde edilen gelirlerin yaklaşık% 10'unu alır.Ovo je moguće kod malih dobavljača koji više od 10% svoje proizvodnje isporučuju nama.
25: 25 İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu.Alles kolmandast tuli välja naine, kes oli valge kui juust ja punane kui veri.
Yaşadığı kalenin etrafındaki denizler insan kanından ve kıpkırmızıdır.Suuremad jõe ääres asuvad linnad on Livnõ ja Jelets.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Achter hem liep een kind, zijn zoon, rood aangelopen van de inspanning om zijn vader te duwen.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Atrás dele havia uma criança, o seu filho, com o rosto vermelho do esforço de empurrar o pai.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Đằng sau anh ta là một đứa trẻ, con trai anh ta, mặt ửng đỏ cố sức đẩy cha đi
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Derrière lui, il y avait un enfant, son fils, le visage rougi par l'effort qu'il faisait pour pousser le père.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Detrás de él había un niño, su hijo, con la cara enrojecida por el esfuerzo de empujar a su padre.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Dietro di lui un bambino, il figlio, rosso in viso, che si sforzava di spingere il padre.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Hinter ihm war ein Kind, sein Sohn, rot im Gesicht vor Anstrengung, seinen Vater zu schieben.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.În spatele lui era fiul său, roșu la față, încercând să își împingă tatăl.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.그 사람 뒤에는 아들인 아이가 한 명 있었는데 아빠의 휠체어를 힘겹게 미느라 얼굴이 붉게 상기되어 있었습니다.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Mögötte volt egy gyermek, a fia, vörös arccal próbálta tolni az apját.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Za ním bolo dieťa, jeho syn, červený v tvári, ako sa snažil tlačiť otca.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Za ním bylo dítě, jeho syn, rudý v obličeji jak tlačil svého otce.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Za nim stało dziecko, jego syn, czerwony na twarzy próbował przepchnąć wózek z ojcem.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Πίσω του ήταν ένα παιδί, ο γιος του, ολοκόκκινος απ' την προσπάθεια να σπρώξει τον πατέρα του.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.Зад него стоеше дете, синът му, със зачервено лице понеже се мъчеше да избута количката на баща си.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.За ним стоял ребенок, его сын, с красным от натуги лицом, и пытался откатить коляску.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.מאחוריו היה ילד, בנו, בפנים אדומות מנסה לדחוף את אביו.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.كان وراءه طفل هو ولده ذو وجه أحمر بعد بذل الجهد في دفع الأب.
Arkasında bir çocuk vardı, oğlu, yüzü kıpkırmızı olmuştu babasını itmeye çalışmaktan.彼の息子が 顔を真っ赤にして 車椅子を押していました 私は彼を安全な場所に連れて行き
Bugün hava da soğuk değil ama neden kulakların kıpkırmızı olmuş?De miért olyan vörös a füled, nincs is olyan hideg.
Bugün hava da soğuk değil ama neden kulakların kıpkırmızı olmuş? Utandın mı yoksa? Boş ver.Δεν κάνει και τόσο κρύο σήμερα, αλλά γιατί είναι κόκκινο το αυτί σου; Ντρέπεσαι;
Bugün hava da soğuk değil ama neden kulakların kıpkırmızı olmuş? Utandın mı yoksa?Mais pourquoi tes oreilles sont aussi rouges alors qu'il ne fait pas tellement froid ?
Bugün hava da soğuk değil ama neden kulakların kıpkırmızı olmuş? Utandın mı yoksa?الجو ليس بارد اليوم, لكن لماذ احمر وجهك؟ هل بسبب الخجل؟
Depresyonlu hastalar aşırı tepkiye sahiptir. Hüzün durumunda beynin bu alanı kıpkırmızı olurQuindi nei pazienti depressi quest'area è iperattiva, è letteralmente una zona rossa.
- Evet, kıpkırmızı oldun.Da, te-ai înroşit.