inandı ile cümle
inandı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
6
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Açıklamanız inandırıcı olmayacak; o gerçek olamayacak kadar imkansız.Your explanation won't wash; it's too improbable to be true.
Korsan olduğumuza inandıralım.Let's make believe that we're pirates.
Hemen hemen tüm öğrenciler söylentiye inandı.Almost all the students believed the rumor.
Onu söylediğim şeye inandıramadım.I could never make him believe what I said.
Nasıl oldu da ona inandın?How did you come to believe that?
Adam cinayeti işlemediğine bizi inandırdı.The man assured us that she didn't commit the murder.
Yazar cinayet davasını inandırıcı biçimde açıkladı.The author described the murder case vividly.
Jane bir öğretmen olduğuna inandırmaktan hoşlanırdı.Jane liked to make believe she was a teacher.
Kovboy olduğumuza inandıralım.Let's make believe that we are cowboys.
Çocukluğumda Noel Baba'ya inandım.In my childhood, I believed in Santa Claus.
Senin masumiyetine inandım.I am convinced of your innocence.
Oğlumun masum olduğuna inandım.I am convinced that my son is innocent.
Ben onun söylediği her söze inandım.I believed every word he said.
Onun, sözünü tutacağına inandım.I believed that he would keep his promise.
Ben ona inandım.I took him at his word.
Ben gözlerime güçlükle inandım.I scarcely believed my eyes.
İnsanlar onun ölü olduğuna inandı.People believed her to be dead.
Neyin doğru olduğuna inandığını açıkça söyleme cesaretine sahip olmalısın.You ought to have the courage to speak out what you believe to be right.
Doğru olduğuna inandığınız şeyi yapın.Do what you believe is right.
Onun dediğine inandın mı?Do you believe what he said?
Onun açıklaması inandırıcı değil.His explanation is unconvincing.
Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.His talk led me to believe that he knows a great deal.
Onun hikayesi garip, ama inandırıcı.His story is strange, but it's believable.
Bazıları onun hikayesini inandı ve diğerleri inanmadı.Some believed his story, and others did not.
O, bir doktor olduğuna inandırdı.He made believe he was a doctor.
Beni tanımadığına inandırdı.He made believe not to know me.
Onu desteklediğime inandırdım.I made believe that I supported him.
Ben onun masumiyetine inandım.I am convinced of her innocence.
O beni duymadığına beni inandırdı.She made believe that she had not heard me.
Doğru olduğuna inandığı şeyi yaptı.She did what she believed was right.
O, kendisinin hasta olduğuna inandırdı.She made believe that she was sick.
O beni o hikayeye inandırdı.She got me to believe that story.
Ben ağladım ve ben inandım.I wept and I believed.
Bu tartışma titiz ve tutarlı ama sonuçta inandırıcı.The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing.
Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing.
Onlar bunun gerekli bir kötülük olduğuna inandılar.They believed that it was a necessary evil.
Onlar, onun Britanya ile bir savaşa yol açabileceğine inandılar.They believed it might lead to war with Britain.
Douglas, kararın doğru olduğuna inandığını söyledi.Douglas said he believed the decision was correct.
Britanyalılar Amerikalıların kendi yasalarını ihlal ediyor olduğuna inandı.The British believed the Americans were violating their law.
Müttefikler Ruslara yardımcı olmak için çok inandırıcı olmayan bir girişimde bulundular.The Allies made a very unconvincing attempt to help the Russians.
O, onu sevdiğini söylediğinde ona inandı.She believed him when he said he loved her.
O ona astrolojiye inandığını söyledi.She told him that she believed in astrology.
Biz nesnenin bir UFO olduğuna inandık.We believed that the object was a UFO (Unidentified Flying Object).
O, insanların kendi haysiyetinin önemine inandığı için, intiharı savunuyor.Because he believes in the importance of people's own dignity, he advocates suicide.
Tom'un dışarıya gelmeye ve neye inandığını söylemeye cesareti yoktu.Tom didn't have the courage to come right out and say what he believed.
Tom doğru olduğuna inandığı şeyi yaptı.Tom did what he believed was right.
Tom'un inandığı şeyin arkasında duracak cesareti olduğundan şüpheliyim.I doubt that Tom has the courage to stand up for what he believes in.
Tom Mary'nin kalmak için eve geri döndüğünü duyduğunda kulaklarına güçlükle inandı.Tom could hardly believe his ears when he heard that Mary was coming back home to stay.
Tom Mary'ye John'un söylediğine inandığını söyledi.Tom told Mary that he believed what John said.
İnandırıcı olmak istiyorsan insanlara sadece inandıkları şeyleri söyle.If you want to be credible, tell people only what they believe.
Tom'un açıklaması inandırıcı geldi.Tom's explanation sounded convincing.
Tom, Mary'nin gerçekten ona inandığına inanamıyor.Tom can't believe Mary really believes that.
Tom görünüşe göre Mary'nin söylediğine inandı.Tom apparently believed what Mary said.
Uzun bir süre, ben senin yaptığın aynı şeye inandım.For a long time, I used to believe the same thing you do.
Onun bir doktor olduğuna inandım.I believed that he was a physician.
Eski Mısırlılar, Güneş'in Tanrı Ra'nın gözü olduğuna inandılar.The ancient Egyptians believed that the Sun was the eye of the god Ra.
Kendine sormak zorundasın "İnandığıma neden inanıyorum?".You have to ask yourself "Why do I believe what I believe?".
O, onun hikayesine kendini inandıramadı.He couldn't bring himself to believe her story.
Bana inandığın için teşekkürler.Thanks for believing in me.
Gerçekten buna inandın mı?Did you actually believe that?
İlgili Sayfalar