Onu belirlemek neredeyse imkansızdır.That's nearly impossible to determine.
Elde etmek neredeyse imkânsızdır.It's almost impossible to achieve.
Tom onun bilimsel olarak imkansız olduğunu söyledi.Tom said it was scientifically impossible.
Tom Mary'nin hayatını imkansız hale getirdi.Tom made Mary's life impossible.
Hâlâ imkânlar var.There are still possibilities.
İmkânlar çok fazladır.The possibilities are immense.
İmkansız bir görev olacak.It'll be an impossible task.
Gitmene imkân yok.You can't possibly go.
Onu yapmam imkansız.It's impossible for me to do that.
O, yapılması imkansızdır.That's impossible to do.
Onu yapmak imkansızdır.That's impossible to do.
Rüyalarda ve aşkta hiçbir imkânsızlık yoktur.In dreams and in love there are no impossibilities.
Tom, şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapse mahkum edildi.Tom has been sentenced to life in prison without the possibility of parole.
Tom'la iyi geçinmek imkansızdır.Tom is impossible to get along with.
İmkansızıı mümkün yapmak bizim işimizdir.It is our job to make the impossible possible.
Sizin için imkansız olan şey başkası için çok iyi mümkün olabilir.What is impossible for you could very well be possible for someone else.
İnsanın imkânları yalnızca hayal gücü ile sınırlıdır.The opportunities of man are limited only by his imagination.
Bunu tek başıma yapmama imkân yok.I can't possibly do this alone.
Bunun tamamını tek başıma yapmak imkansızdır.It's impossible to do this all by myself.
Bu parçayı çalmak imkansız.This piece is impossible to play.
Eurail geçişi, Avrupa'da sınırsız seyahat imkanı sağlar.The Eurail pass allows for unlimited travel inside Europe.
Onu sevmemek imkansızdır.It's impossible not to love it.
Eldeki tüm imkanları kullanarak görevi bitirmelisin.You must finish the task by any means necessary.
Bu lekeyi çıkarmak imkansız olacak.It'll be impossible to remove this stain.
Sadece bunu yapmak imkansız.It's just impossible to do.
Bugün ütopya gerçekleşebilir bir imkansızlık anlamına geliyor.Utopia today means a realisable impossibility.
Tom biraz yardım olmadan onu yapabilmesinin imkanı olmadığını biliyor.Tom knows there's no way he can do that without some help.
Başka kayıplar olmadan kazanmak imkansızdır.It is impossible to win without another one losing.
Tom imkansızı mümkün yapan insandır.Tom is a man who makes the impossible possible.
Tom'la konuşma imkânı bulamadım.I wasn't able to talk to Tom.
Bunu yapman muhtemelen imkansız olacak.It'll probably be impossible for you to do that.
Bunu kendi başına yapmak imkansız olurdu.It would be impossible to do that by yourself.
Tom imkânı olsaydı bunu yapacağını söyledi.Tom said he would've done that if he could've.
Tom'un sınavı geçmesi neredeyse imkansız.It's virtually impossible for Tom to pass the exam.
Bunu bir günde yapmamız imkansız olurdu.It would be impossible for us to do that in one day.
Tom onun kazanabilmesinin imkansız olduğunu biliyor.Tom knows there's no way he can win.
Tom'un kazanmasının imkanı yok.There's no way Tom will win.
Bunu yapmak neredeyse imkansız olacak.It's going to be almost impossible to do that.
Bunu yapmak imkansız olacak.It's going to be impossible to do that.
Zor olabilir, ancak imkansız olmayacaktır.It may be difficult, but it won't be impossible.
Kısa sürede bir vize almak imkansız olacak.It's going to be impossible to get a visa on short notice.
Tom yapması imkansız olan bir şeyi yapmaya çalışıyor.Tom is trying to do something that's impossible to do.
İmkansız olduğunu sanmıyorum.I don't think it's impossible.
Sami, onu tanımayı imkansız hale getirmek için Leyla'nın kafasını kesti.Sami cut Layla's head off to make it impossible to identify her.
Sami o hapisten kaçmanın imkansız olduğunu söyledi.Sami said it was impossible to escape from that jail.
Bunun mümkün olduğunu kanıtlamak imkansızdır.It's impossible to prove that it's possible.
Şimdi gitmem imkansız.It's impossible for me to leave now.
Senin onu yapmana izin vermemin imkanı yok.There is no way I'm going to let you do that.
Sizin onu yapmanıza izin vermemin imkanı yok.There's no way I'm going to let you do that.
Bunu yapmak neredeyse imkansızdı.It used to be nearly impossible to do this.
Tom hâlâ terfi imkânı olmayan o işte mi çalışıyor?Is Tom still working that dead-end job?
Sanırım bunu bugün yapmamız imkansız.I think it's impossible for us to do that today.
Bunu yapmamız imkansız olacak.It'll be impossible for us to do that.
Bilmene imkân yoktu.You couldn't have known.
Geleceği tahmin etmek imkansız.It's impossible to predict the future.
Tamiri imkânsız.It's completely beyond repair.
Sanırım bunu yapmanın imkansız olduğunu biliyorsun.I think you know that's impossible to do.
Tom'un sorularının tümüne cevap vermem imkansızdı.It was impossible for me to answer all of Tom's questions.
Tom'un tüm sorularına cevap vermek benim için imkansızdı.It was impossible for me to answer all of Tom's questions.
İmkânın varsa lütfen gel.Please come if you can.