1977'de Aegina adasında yüzyıllık bir şarap imalathanesi satın aldı.In 1977, Andreou bought a centuries old winery on the island of Aegina.
Büyük oğul Johann Rudolf ise çikolataların imalathanesini aldı.The elder brother Johann Rudolf received the chocolate factory.
Örnek olarak La Trappe Manastırı 1685'ten bu yana kendi bira imalathanesine sahiptir.For example, the monastery of La Trappe in Soligny already had its own brewery in 1685.
Bu imalathaneler yeni markalar oluşturma çabası içindedirler.We're making these mock commercials for the new record.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.They're our cottage industries. They are vulnerable, single people.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.I said, I also have a pottery.
Polis, dükkanın deterjan imalathanesi olarak kiralanmış olduğunu söyledi.The premises had been rented as a detergent factory, police said.
Şu anda, ülkede şarap üreten yaklaşık 10 şarap imalathanesi ve üzüm bağı bulunmaktadır.Currently, there are nearly 10 wineries and vineyards producing wine in the country.
Şarap imalathanelerinin sayısı 1995'te 12 iken 2005'te 70'in üzerine çıktı.[1]The number of wineries grew from 12 in 1995 to over 70 in 2005.[1]
Kasaba mobilya imalathanesi ile tanınmaktadır.The town has a furniture manufacturing.
Örnek olarak La Trappe Manastırı 1685'ten bu yana kendi bira imalathanesine sahiptir.Die Mönche des Paulanerordens brauten seit dem Jahr 1634 ihr Bier für den Eigenbedarf.
Bu imalathaneler yeni markalar oluşturma çabası içindedirler.Das Werk war zweifellos in der Lage, solche neuen Aufbauten zu liefern.
Şirket, 2007 yılında, Saône-et-Loire'daki Bourbon-Lancy'de bulunan Guy HF kabinet imalathanesini satın aldı.En 2007, l'entreprise rachète les ateliers d’ébénisterie Guy HF situés à Bourbon-Lancy en Saône-et-Loire.
Gizli imalathanelerde çeşitli mayın, patlayıcı, molotov kokteyli imal edilmiştir.Le lycée sera fermé plusieurs fois à la suite d'incidents, engins explosifs, cocktails Molotov.
İlk otomobil şirketleri küçük imalathaneler biçimindeydi.Les premiers wagons avaient la forme des diligences.
Halen acıgöl mevkiinde bulunan bu imalathanelerin Konya yoluna taşınma süreci devam etmektedir.Todavía hoy en círculos protestantes se sigue esta línea de pensamiento.
Örnek olarak La Trappe Manastırı 1685'ten bu yana kendi bira imalathanesine sahiptir.عرفه الرحالة الدرعي بأنه فقيه مدينة الأغواط سنة 1685.
Büyük oğul Johann Rudolf ise çikolataların imalathanesini aldı.De oudste zoon, Johann Rudolf, kreeg de chocoladefabriek.
İlk otomobil şirketleri küçük imalathaneler biçimindeydi.De eerste klanten waren kleine bedrijven.
Örnek olarak La Trappe Manastırı 1685'ten bu yana kendi bira imalathanesine sahiptir.Bromma kyrkas klockstapel har sedan 1685 legat uppe på Kråsberget.
Odun, demir ve taş ilgili binalarda üretilir: Odun İmalathanesi, Demir Madeni ve Taş Ocağı.Дерево, залізо і камінь видобуваються в спеціальних будівлях: Лісопильня, Залізна шахта і Кам'яний кар'єр.
Örnek olarak La Trappe Manastırı 1685'ten bu yana kendi bira imalathanesine sahiptir.La Trappe) у Франції, монастирська броварня працювала вже з 1685 року.
Büyük oğul Johann Rudolf ise çikolataların imalathanesini aldı.Starší Johann Rudolf dostal továrnu na výrobu čokolády.
Yine İstanbul'da bir kumaş fabrikası ve bir çini imalathanesi açıldı.Znovu se sešli při vytváření muzikálu Karlík a továrna na čokoládu.
Eğitimini babası Ali Asghar'ın imalathanesinde aldı ve genç yaşta I. Şah Abbas'ın atölyesine alındı.Riza mungkin mendapatkan pelatihan dari ayahnya dan bergabung dengan toko karya Shah Abbas I pada usia muda.
Büyük oğul Johann Rudolf ise çikolataların imalathanesini aldı.הבן הבכור, יוהאן רודולף, קיבל את מפעל השוקולד.
Odun, demir ve taş ilgili binalarda üretilir: Odun İmalathanesi, Demir Madeni ve Taş Ocağı.Дървото, желязото и камъкът се добиват в съответните сгради: Дърводелница, Мина за желязо и Каменна кариера.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Ich sagte: "Ich habe auch eine Töpferei."
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Ik zei: "Ik heb ook een pottenbakkersatelier."
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.J'ai dit, moi aussi j'ai une fabrique de poterie.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.그래서 저도 도자기를 만든다고 대답을 했지요.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Le dije, yo también hago cerámica.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Mondtam, hogy nekem is van műhelyem.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Powiedziałam, że też mam ceramikę.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Risposi che anch'io avevo una bottega di ceramiche.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Tôi nói, vì tôi cũng có xưởng gốm.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Απάντησα πως κι εγώ έχω ένα εργαστήρι αγγειοπλαστικής.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Отвърнах му, че аз също имам грънчарница.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Я відповіла, що я теж займаюсь виробництвом кераміки.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.Я сказала, что у меня тоже есть гончарная мастерская.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.ואני אמרתי, גם לי יש סדנא לקדרות.
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.أجبته بأنني أنا كذلك أملك محلاً للفخار
Benimde bir çömlek imalathanem var dedim.彼は 家を見に来てもいいか尋ねて 実際に訪ねて来た時
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.1人でいると絶望や悲観をしがちです
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.De är våra hantverksföretag. De är sårbara, fristående personer.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.De er vores bomuldsindustrier. De er følsomme, enlige mennesker.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Eles são as nossas indústrias caseiras. Eles são vulneráveis, solitários.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Họ là nền công nghiệp thủ công của chúng ta. Họ yếu đuối, những con người đơn lẻ.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Ils sont notre artisanat. Ils sont des personnes seules et vulnérables.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.그들은 홀로 일하는 취약한 가내 공업자들입니다.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Mereka tak terorganisir dan tersebar meski begitu produktif. Mereka adalah orang-orang penyendiri dan rapuh.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Ők a mi háziiparunk. Sebezhető, egyedülálló emberek.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Są swoistymi chałupnikami. Są wrażliwi i samotni.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Sie sind unsere Heimgewerbe. Sie sind verletzbare, einzelne Menschen.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.So naši obrtniki. So ranljivi, samski ljudje.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Son industrias artesanales. Son personas vulnerables, solas.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Sono il nostro artigianato. Sono vulnerabili, persone sole.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Sunt oamenii din umbră. Oameni vulnerabili, singuri.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Sú to zraniteľní ľudia, ktorí trávia čas osamote.
Onlar, ev imalathaneleri oluyorlar, narin, tek başına insanlar.Zij zijn onze kleinschalige producenten; kwetsbare, eenzame mensen.