Hoca içeriye girince konuşmayı kesin.Stop talking when the teacher comes in.
Öğretmen içeri girince konuşmayı kesin.Stop talking when the teacher comes in.
Öğretmen içeri girdiğinde ayağa kalktı.She stood up when her teacher came in.
Çamaşırı içeri getir.Bring the laundry in.
Kirli çamaşırı içeri getir.Bring the laundry in.
Pencereyi aç da içeri biraz temiz hava girsin.Open the window and let in some fresh air.
Çiçeklerin kokusu, otobüsün açık pencerelerinden içeri girdi.The smell of the flowers came in through the open windows of the bus.
Bazı koşucular koşarken su içerler.Some runners drink water as they are running.
Topun içeride mi yoksa dışarıda mı olduğunu görmek çoğunlukla zordur.It is often difficult to see if a ball is in or out.
Büyük bir köpeği olan adam içeri girdi.A man with a big dog came in.
Birisi içeri girmeye çalışır diye kapıyı kilitledim.I locked the door, in case someone tried to get in.
Biri beni içeri itti.Somebody pushed me in.
Kim gelirse gelsin, içeri girdirmeyeceğim.Whoever comes, I won't let him in.
Birisi beni dışarı çıkarsın. İçeride kilitli kaldım.Let me out, somebody. I'm locked in.
İçeride kim var?Who's in it?
İçeri girmezsem kulaklarım donacak.My ears are going to freeze if I don't go in.
İçeri girmeme izin ver.Let me in.
Gelgit içeri geliyorThe tide is coming in.
Bir hırsız zorla içeri girdi ve bütün takılarımla kaçtı.A thief broke in and made off with all my jewelry.
Hırsız fark edilmeden içeri girdi.The thief got in without being noticed.
Elektrik birkaç dakika içerisinde tekrar geldi.The electricity came on again in a few minutes.
Lütfen içeriği gözden geçiriniz ve herhangi uygun bir geri bildirim veriniz.Please review the contents and provide any appropriate feedback.
Mülteciler ülkenin dört bir yanından içeri girdiler.Refugees poured in from all over the country.
Jiro içeride değildir.Jiro is not in.
Yetişkin Japon erkeklerinin yüzde altmışı düzenli olarak alkollü içecekler içerler.Sixty percent of Japanese adult males drink alcoholic beverages on a regular basis.
Ya içeri gel ya da dışarı git.Either come in or go out.
O içeriye girer girmez düştü.The instant he came in, he fell down.
İçeriye girmeyebilirsin.You may not come in.
Adam içeri gelsen iyi olur dedi."You'd better come in," the man said.
İçeri girmeden önce kapıyı çalmalıydın.You should have knocked before you came in.
O içeri girdi ve aynı zamanda zil çaldı.He came in, and at the same time the bell rang.
O içeri geldiğinde, bir saattir kitap okuyordum.I had been reading for an hour when he came in.
O içeri geldiğinde, ben yaklaşık bir saattir bir kitap okuyordum.I had been reading a book for about an hour when he came in.
Onun içeri gelişini fark ettin mi?Did you notice him coming in?
O, içeri girdiğinde hava kararmıştı.It was dark when he came in.
O içeri geldiğinde iki saattir İngilizce çalışıyordum.I had been studying English for two hours when he came in.
O, içeri girdiğinde, ben bir kitap okuyordum.I had been reading a book when he came in.
O içeri geldiğinde, o iki saat boyunca kitap okuyordu.He had been reading for two hours when she came in.
O uyurken içeri bir hırsız girdi.A burglar broke in while he was asleep.
Konuşmasının içeriği ilgi çekiciydi.The content of his speech was interesting.
Konuşması birçok güzel cümle içeriyordu.His speech contained many fine phrases.
O uyuklarken biri zorla içeriye girdi.Someone broke in while he was asleep.
Onun başarısına içelim.Let's drink to his success.
Konuşmasının içeriği, konu ile ilgili değildir.The content of his speech is not relevant to the subject.
Alkollü içeceklere elini değdirmez.He never touches alcoholic drinks.
O, on dakika içerisinde geri gelecek.He will be back in ten minutes.
Günde bir paket sigara içer.He smokes a pack of cigarettes a day.
O çok fazla bira içer.He drinks too much beer.
O çok içer.He drinks too much.
O her zaman kahvesini koyu içer.He always takes his coffee strong.
O, her zaman kahvesini sade içer.He drinks his coffee black every time.
İki saatten daha fazla bir süre onlar kahve içerken sohbet ettiler.They chatted over coffee for more than two hours.
Bir fincan kahve içerken onunla sohbet etti.He visited with her over a cup of coffee.
O, arka kapıdan gizlice içeri süzüldü.He sneaked around to the back door.
O her zaman içer ama her zaman ayık görünür.He drinks a lot but always seems sober.
O, pipo içerken orada oturdu.He sat there smoking a pipe.
O, ne sigara ne de içki içer.He neither smokes nor drinks.
O, kapıda içeriye baktı.He looked in at the door.
Kapıyı iterek açtı ve içeri yürüdü.He thrust the door open and marched in.
Kapıyı çaldı, sonra içeri girdi.He knocked on the door, then came in.