Birinin içeri geldiğini duydum.I heard someone come in.
Tom'un içeri girdiğini duydum.I heard Tom come in.
Tom'un arabasının yaklaştığını duydum fakat o henüz içeri gelmedi.I heard Tom's car drive up, but he hasn't come in yet.
Ben sadece bir içecek için geldim.I just came in for a drink.
Ben sadece kafeinsiz kahve içerim.I only drink decaffeinated coffee.
İçeriye dönmeliyim.I should get back inside.
Tom'un içeride uyumasına izin verdim.I let Tom sleep in.
Dört bardak içeceksin.You'll drink four glasses.
O, gece yarısında şampanya içecek.He will drink the champagne at midnight.
Sağlığına içeceğiz.We will drink to your health.
Sanırım onlar başka yerde içecekler.I think they will drink elsewhere.
İçeriye girmem gerekiyor.I need to go in.
İçeriye girmeliyim.I need to go in.
Sadece sosyal olmak için içerim.I only drink to be sociable.
Sadece bir kez içeriye girdim.I only went inside once.
Bu lokantada pilav olup olmadığını merak ederek içeriye girdim.Wondering if that restaurant had plov, I went inside.
Tam içeri geldiğimde Tom ayrıldı.Tom left just as I came in.
Niçin içeri dalmıyoruz?Why don't we duck back inside?
Tom'un içeri girdiğini gördüm.I saw Tom go inside.
Tom'u orada içeride gördüm.I saw Tom in there.
Sadece içeriye yürümeliydim.I should've just walked right in.
Sanırım içeri gireceğim.I think I'm going to go inside.
Sanırım hepimiz içeri girmeliyiz.I think we should all go inside.
Tom ve Mary zaten içeride.Tom and Mary are already inside.
İçeri girdiğimde Tom ve Mary öpüşüyorlardı.Tom and Mary were kissing each other when I walked in.
Almanlar kahve içen bir millettir.Germans are a coffee-drinking people.
On beş dakika içerisinde orada olacağım.I'll be there in fifteen minutes.
İçecek çok fazla şey aldığını düşünüyorum.I think you've had too much to drink.
O sadece o marka bira içer.He only drinks that brand of beer.
Biraz meyve suyu içeceğim.I'm going to drink some juice.
Bu sandık elma içeriyor.This crate contains apples.
O bir spor içeceği içti.She drank a sports drink.
İçeri gir ve kapılarını kilitle! Pencerelerini kapat! Sisin içinde bir şey var!Get inside and lock your doors! Close your windows! There is something in the fog!
Eğer hava düzelmezse içeride piknik yapacağız.We'll have our picnic inside if the weather doesn't improve.
Tom içeri girdikten sonra konuşma bitti.After Tom came in, the conversation died.
Erkek kardeşim içerken gözlerini kapatır.My brother closes his eyes when he's drinking.
Kendimi evimin dışında kilitledim, bu yüzden içeri girmek için pencereyi kıracağım.I've locked myself out of my house, so I'm going to break a window to get in.
Tom jaluzileri kapattı, bu yüzden komşular içeri bakamadı.Tom closed the venetian blinds, so the neighbors couldn't look in.
Her hafta sonu Tom arkadaşlarıyla bir yerel barda bira içer.Tom drinks beer with his buddies at the local bar every weekend.
Tom Mary'ye üç yüz dolar içeren bir zarf verdi.Tom gave Mary an envelope containing three hundred dollars.
Onların hepsi hamburgerler ve içecek bir şey sipariş etti.They all ordered hamburgers and something to drink.
İçecek bir şey bulabilip bulamayacağımı görmeye gideceğim.I'll go see if I can find us something to drink.
Tom arkadaşlarıyla içki içerken barda oturdu.Tom sat at the bar drinking with his buddies.
Tom ona içecek bir şey almamı istedi.Tom asked me to buy him something to drink.
Tom içecek bir şey istemediğini söyledi.Tom said he didn't want anything to drink.
Tom bir günde iki ya da üç sigara içer.Tom smokes two or three cigarettes a day.
Tom Mary'ye içecek bir şey teklif etmedi.Tom didn't offer Mary anything to drink.
Sana içecek bir şeyler alacağım.I'm going to get you something to drink.
Gidip sana içecek bir şey alacağım.I'll go and get you something to drink.
Tom elinde bir İngiliz anahtarıyla içeri geldi.Tom came in with a wrench in his hand.
Arabayı park edeceğim ve seninle içeride buluşacağım.I'll park the car and meet you inside.
Tom paltosunu almak için içeriye girdi.Tom went back inside to get his coat.
İçeceklerle hemen döneceğim.I'll be right back with refreshments.
İçecek bir şey alacağım.I'm going to get something to drink.
Tom içeri yürüdü ve kanepeye oturdu.Tom walked in and sat on the couch.
Tom altılık bira paketi taşıyarak içeri girdi.Tom came in carrying a six pack of beer.
Sana içecek bir şey vereyim.Let me give you something to drink.
Tom Mary'ye içecek bir şey verdi.Tom gave Mary something to drink.
Tom yiyecek ve içeceklerle geldi.Tom arrived with food and drinks.
Keşke içecek bir şeyim olsa.I wish I had something to drink.