O günün kesinlikle onun adını... ...kazandığı gün olduğunu hissettim.Wir wussten, dass dieser Tag der Tag war, an dem sie sich ihren Namen verdiente.
O günün kesinlikle onun adını... ...kazandığı gün olduğunu hissettim.Θεωρήσαμε λοιπόν ότι εκείνη η μέρα ήταν η μέρα που κέρδισε πραγματικά το όνομά της.
O günün kesinlikle onun adını... ...kazandığı gün olduğunu hissettim.Така че почувствахме, че този ден беше деня, когото тя наистина се сдоби с името си.
O günün kesinlikle onun adını... ...kazandığı gün olduğunu hissettim.Так почувствовали и мы; и именно в тот день она и получила свое имя.
O günün kesinlikle onun adını... ...kazandığı gün olduğunu hissettim.Це був саме той день, коли вона насправді заслужила своє ім'я.
O günün kesinlikle onun adını... ...kazandığı gün olduğunu hissettim.ואנחנו הרגשנו שאותו היום הוא היום שזיכה אותה בשמה
O günün kesinlikle onun adını... ...kazandığı gün olduğunu hissettim.وشعرنا ذلك اليوم .. انها استحقت اسماً يجب ان نطلقه عليها
O günün kesinlikle onun adını... ...kazandığı gün olduğunu hissettim.名前の由来になりました リガデマとは
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Cítil jsem se přidušen tím, že já mám v Americe tolik jídla a můj otec zemřel hlady.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Cítil som sa tak pridusene, že som mal toľko jedla v Amerike a môj otec pritom umrel od hladu.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Dusiłem się w Ameryce, mając tyle jedzenia, podczas gdy ojciec zmarł z głodu.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Eram copleşit de faptul că eu aveam atâta mâncare în America, iar tatăl meu murise de foame.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Ik voelde me verstikt dat ik zoveel eten had in Amerika, maar dat mijn vader van honger was gestorven.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.저는 미국에서 이렇게 많은 음식을 먹고 있는데 제 아버지께서는 기아로 돌아가셨다는 사실에 숨이 막혔습니다.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Me sentí tan sofocado que tenía tanta comida en EE. UU., sin embargo, mi padre murió de inanición.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Saya merasa sangat tercekik karena saya memiliki banyak makanan di Amerika, namun Ayah saya mati kelaparan.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Sentia-me tão sufocado por ter tanta comida na América, no entanto, o meu pai tinha morrido de fome.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Soffocai all'idea di avere così tanto cibo in America, mentre mio padre era morto di fame.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Tôi cảm thấy rất bức bối rằng tôi có rất nhiều thức ăn ở Mỹ, mà cha tôi lại đã chết vì đói.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Úgy éreztem megfulladok attól, hogy mennyi ételhez juthatok Amerikában és mégis, az apám éhen halt.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Ένιωσα να πνίγομαι που ενώ εγώ είχα τόσο πολύ φαγητό στην Αμερική, ο πατέρας μου πέθανε από την πείνα.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Задушаваше ме мисълта, че в Америка имах толкова много храна, а баща ми беше умрял от глад.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Я почувався страшенно пригніченим, адже я мав стільки їжі в Америці, а мій батько помер з голоду.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.Я почувствовал, что задыхаюсь, от того, что у меня так много еды в Америке, а мой отец умер от голода.
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.شعرت بالغصة لأنني كنت أحصل على طعام كثير في أمريكا ووالدي مات جوعاً
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.父は飢死したのです その夜 思ったのは 父に料理を作ってあげたかった
O kadar çok yiyecek vardı ki Amerika'da, tıkandığımı hissettim, gene de babam açlıktan ölmüştü.美國有咁多嘢食令我好唔習慣 因為畢竟我嘅父親死於饑荒
Onun bana çok benzediğini hissettim.Am simţit că semănăm.
Onun bana çok benzediğini hissettim.Cítím, že je mi tak podobný.
Onun bana çok benzediğini hissettim.Ich dachte, er sei wie ich.
Onun bana çok benzediğini hissettim.Ik voelde dat hij een gelijkgezinde was.
Onun bana çok benzediğini hissettim.Me pareció que era como yo.
Onun bana çok benzediğini hissettim.Úgy éreztem, hasonlít rám.
Onun bana çok benzediğini hissettim.Ένιωσα ό,τι ήταν τόσο ίδιος με εμένα.
Onun bana çok benzediğini hissettim.Не знаю, мне показалось, что он похож на меня.
Onun bana çok benzediğini hissettim.Усетих го като сродна душа.
"Onurum kırıldı çünkü bunları tüm sınıfın önünde söyledi. Gerçekten korkunç hissettim.Anh ta nói, "Thật xấu hổ khi ông ấy nói vậy trước cả lớp, và tôi đã rất bực mình.
"Onurum kırıldı çünkü bunları tüm sınıfın önünde söyledi. Gerçekten korkunç hissettim.A řekl, "bylo to ponižující, protože to řekl před celou třídou a já se cítil fakt děsně.
"Onurum kırıldı çünkü bunları tüm sınıfın önünde söyledi. Gerçekten korkunç hissettim.En hij zei, "Het was vernederend omdat hij het zei tegenover de hele klas, en ik voelde me echt vreselijk.
"Onurum kırıldı çünkü bunları tüm sınıfın önünde söyledi. Gerçekten korkunç hissettim.Şi a zis, "Era umilitor deoarece a zis-o în fața întregii clase, şi m-am simţit îngrozitor.
"Onurum kırıldı çünkü bunları tüm sınıfın önünde söyledi. Gerçekten korkunç hissettim.To było dla niego upokarzające, bo nauczyciel mówił to przy wszystkich.
"Onurum kırıldı çünkü bunları tüm sınıfın önünde söyledi. Gerçekten korkunç hissettim.Και ήταν υποτιμητικό γιατί το είπε μπροστά σε όλη την τάξη και ένιωσα πολύ άσχημα.
"Onurum kırıldı çünkü bunları tüm sınıfın önünde söyledi. Gerçekten korkunç hissettim.И той каза, "Това беше унизително защото той го казваше пред целия клас и аз наистина се чувствах ужасно.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Amanta Mary simtit un pic ciudat ca ea a ieşit din cameră.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Amante Maria sentiva un po 'scomodo come lei uscì dalla stanza.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Herrin Mary fühlte sich ein wenig unbeholfen, als sie aus dem Zimmer ging.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.그녀가 방을 나갔다으로 정부 메리 조금 어색 느꼈다.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.La señorita Mary se sintió un poco incómodo cuando ella salió de la habitación.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Maîtresse Marie me sentais un peu maladroit comme elle sortit de la salle.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Mary sentiu um pouco estranho como ela saiu da sala.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Mary voelde zich een beetje ongemakkelijk toen ze de kamer uit.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Mistress Maria kände sig lite obekväma när hon gick ut ur rummet.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Mistress Mary følte sig lidt akavet, da hun gik ud af lokalet.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Mistress Mary počutil malo nerodno, ko je odšel iz sobe.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Mistress Mary tuntui hieman hankala, kun hän meni ulos huoneesta.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Mistress Mary úgy érezte, egy kicsit kínos, ahogy kiment a szobából.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Mistress Μαρία αισθάνθηκε λίγο άβολα, όπως βγήκε από το δωμάτιο.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Nyonya Mary merasa sedikit canggung saat dia keluar dari ruangan.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Pani Marie sa cítil trochu trápne, keď vyšiel z miestnosti.
O odadan çıkarken Mistress Mary biraz garip hissettim.Paní Marie se cítil trochu trapně, když vyšel z místnosti.