Hayatını kazanmak için çok çalışır.He works hard to earn his living.
Hayatını kazanmak için çok çalışıyor.She works hard to earn her living.
Çokları hayatını kazanmak için büyük şehirlere göçmüştür.Many have moved to bigger cities for better opportunities.
Hayatını kazanmak üzere pazara mallarını götürüyor.That's right.
Pek çok eğitimli Sırp hayatını kazanmak amacıyla başka ülkelere göç ediyor. [Reuters]Many educated Serbs leave the country to make a living elsewhere. [Reuters]
Bu arada hayatını kazanmak için fabrikalarda çalıştı.Daneben arbeitete er in einer Fabrik, um seine Familie zu versorgen.
Hayatını kazanmak için çok çalışıyor.Trabaja mucho para ganarse la vida.
Üniversiteden ayrıldıktan sonra hayatını kazanmak için çeviri yapar.وبعد ان غادرت الجامعة عملت كمترجمة لكسب العيش.
Bu arada hayatını kazanmak için fabrikalarda çalıştı.為了生活而在商店街打工。
Hayatını kazanmak üzere pazara mallarını götürüyor. Mallarını taşımak onu yormuş olmalı.Unavená nošením zboží na trh, aby si jeho prodejem vydělala na živobytí.
Hayatını kazanmak üzere pazara mallarını götürüyor. Mallarını taşımak onu yormuş olmalı.Вона стомлена, оскільки несе товари на продаж, щоб заробити собі на життя.
Hayatını kazanmak üzere pazara mallarını götürüyor. Mallarını taşımak onu yormuş olmalı.(Ж) Она устало несет товары на рынок, чтобы продать их и заработать себе на жизнь.