Yaşamın anlamının ne olduğunu kendine soruyor musun hala?You are still asking yourself what the meaning of life is?
Söylediğini kabul ederek, ben hala senin hatalı olduğunu düşünüyorum.Admitting what you say, I still think you are mistaken.
Teknik olarak o hala bir öğrenci.Technically he is still a student.
Denize yakın yaşamasına rağmen o hala yüzemiyor.Despite having lived near the sea, she still cannot swim.
Biz hala tüm gerçekleri öğrenmek zorundayız.We have yet to learn all the facts.
Halatı tutun.Take hold of the rope.
İlkbahar için hala hiçbir görsel belirti yoktu.There were still no visual signs of spring.
Kafamı hala şaşkın hissediyorum.My head still felt giddy.
Hala çalışıyorken bunu satmam gerekir.I should sell it while it still runs.
Hala yeterince zamanımız var.We still have plenty of time.
Hala bol zamanımız var.We still have plenty of time.
Söylediklerim hakkında hala şüphe içinde misin?Are you still in doubt about what I have said?
Hawaii'de halamla birlikte kalacağım.I am going to stay with my aunt in Hawaii.
Tom geçimini hala ebeveynlerinden mi sağlıyor?Does Tom still rely on his parents?
Mektubu kimin yazdığı hala bir sır.It is still a mystery who wrote the letter.
Bu batıl inanç onların arasında hala devam ediyor.This superstition still lingers on among them.
Anne hala çocuğunun ölümü üzerine yas tutuyor.The mother was still grieving over her child's death.
Fikir hala geçerliliğini koruyor.The idea still prevails.
Eski inanç hala yaygın olarak geçerlidir.The old belief is still widely current.
Oyun hala devam ediyor mu?Is the play still running?
Saray ziyaretçileri bugün hala bu tenis kortunu görebilirler.Visitors to the palace can still see this tennis court today.
Halat onu taşıyacak kadar güçlü değildi.The rope wasn't strong enough to support him.
Tekne kısa bir halatla bağlıydı.The boat was tied with a short line.
Halat çok zayıf.The string is very weak.
Ve ben buradayım, hala hayattayım.And here I am, still alive.
Uzay mekiğinin patlaması benim hafızamda hala tazedir.The explosion of the space shuttle is still fresh in my memory.
Hala daha iyi olan şey evin güzel bir bahçesinin olmasıdır.What is still better is that the house has a beautiful garden.
Bu kolye Clara halanın taktığı kolyenin aynısı değil mi?Isn't this the same necklace that Aunt Clara wears?
Onu birçok kez okuduktan sonra bile bu kitap hala ilgi çekicidir.This book is still interesting even after reading it many times.
Halam arabamı onun park alanında park etmeme izin verdi.My aunt allowed me to park my car in her parking space.
Hala, bu Tom.Aunt, this is Tom.
Halamın üç çocuğu var.My aunt has three children.
ABD'de hala bazı alkol karşıtı eyaletler vardır.There are still some dry states in the U.S.
Yetmiş yaşındaki bir adam için o hala şaşırtıcı bir enerjiye sahip.For a man of seventy, he still has surprising vigour.
Halat baskı altında kırıldı.The rope broke under the strain.
İş o kadar başarılıydı ki, onun şimdi hala hali vakti yerinde.The business was so successful that he is still well off now.
Osaka'da yaşayan bir halam var.I have an aunt who lives in Osaka.
Halam Noel hediyesi olarak bana bir kitap verdi.My aunt gave me a book for Christmas.
Arabam çok yaşlı olsa da, hala çok iyi çalışıyor.Although my car is very old, it still runs very well.
Halam beş çocuk yetiştirdi.My aunt brought up five children.
Ben halamlarda kalıyorum.I'm staying at my aunt's.
Yaz için halamlarda kalıyorum.I'm staying at my aunt's for the summer.
Halamla Kyoto'da kalacağım.I am going to stay with my aunt in Kyoto.
Ben yaşlı olsam da sen hala gençsin.Though I am old, you are still young.
Doğruyu söylemek gerekirse, o hala altmış yaşın altındadır.To tell the truth, he is still under sixty.
Araba çarptığında o, emniyet kemerini takıyor olsaydı hala hayatta olurdu.He would still be alive if he had been wearing his seat belt when the car crashed.
Halam bana yeni bir etek yaptı.My aunt made me a new skirt.
Halam bana bir albüm verdi.My aunt gave me an album.
Dünya hala huzur bulamadı.The world still has not found peace.
Yaşamın nasıl ve ne zaman başladığı hala bir gizemdir.How and when life began is still a mystery.
Kaçan tutuklu hala serbest.The escaped prisoner is still at large.
Orta çağlarda süt bir ilaç olarak hala popülerdi.In the Middle Ages, milk was still popular as a medicine.
Şimdilik halamla birlikte kalıyorum.I'm staying with my aunt for the time being.
Japonya durgunluktan kurtulmak için hala mücadele veriyor.Japan is still struggling to emerge from recession.
Sırtım hala ağrıyor.My back still hurts.
Onun kasabayı aniden terk etmesinin nedeni hala bir sır.It is still a mystery why he suddenly left the town.
Onun tarafından kırılan vazo halama aittir.The vase broken by him is my aunt's.
O ondan hala nefret ediyordu, ölümünden sonra bile.She still hated him, even after he died.
Halası olduğunu düşündüğü kadın bir yabancıydı.The woman who he thought was his aunt was a stranger.
Köpeğine gündüz halası bakıyor.His aunt takes care of his dog during the day.