20.000 ABD askerlerinin yardımıyla gıda yerine ulaştırılır, düzen sağlanır.Под контрола на 20 000 американски морски пехотинци,помощите бяха доставени и редът възстановен.
20.000 ABD askerlerinin yardımıyla gıda yerine ulaştırılır, düzen sağlanır.בסיוע 20,000 חיילי מארינס אמריקנים מגיעים משלוחי מזון .והסדר מוחזר על כנו
20.000 ABD askerlerinin yardımıyla gıda yerine ulaştırılır, düzen sağlanır.ابريل 1993
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.40년 후, 전세계적인 유기농 운동을 통해 변화된 식품은 전세계적으로 0.7%일 것입니다.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.Après 40 ans, le mouvement mondial des produits biologiques a atteint 0,7 pour cent de la nourriture mondiale.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.Después de 40 años, el movimiento ecologista ha logrado acaparar el 0,7% del mercado alimentario.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.Dopo 40 anni, il movimento organico mondiale ha raggiunto lo 0,7 - 1 per cento del cibo mondiale.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.După 40 de ani, mișcarea organică globală a obținut 0.7% din produse la nivel mondial.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.In 40 Jahren hat die Organische Bewegung 0,7 Prozent der weltweiten Lebensmittel erreicht.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.Na 40 jaar maakt de wereldwijde biologische beweging 0,7% uit van de wereldwijde voedselmarkt.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.Passados 40 anos, o movimento orgânico global só conseguiu abranger 0,7 % dos alimentos globais.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.Po 40 latach, globalny ruch towarów organicznych osiągnął 0,7 procent rynku światowego produktów spożywczych.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.Sao 40 năm, phong trào toàn cầu hữu cơ sẽ đạt được 0,7% thực phẩm toàn cầu.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.Za 40 let hnutí za organické potraviny dosáhlo 0,7% celosvětové produkce potravin.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.После 40 лет, мировое эко движение достигло 0.7 от 1 процента всех мировых продуктов питания.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.След 40 години, глобалното органично движение е постигнало 0,7 от един процент от храната в световен мащаб.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.אחרי 40 שנה, התנועה האורגנית העולמית השתלטה על 0.7 עד 1 אחוז מהמזון העולמי.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.بعد 40 عام من ظهور حركة المنتجات العضوية هي لم تستحوذ سوى على 0.7 إلى واحد بالمئة من صناعة الغذاء العالمية.
40 yıl sonra, küresel organik hareketi toplam gıdanın %0.7'sine ulaştı.世界の食糧の0.7%しか 占めていません 私たちはそんなに待てません
47 milyon insanın gıda yardımı alıyor olmasına razı olmak zorunda değiliz.Wir dont\ ' 92t haben für 47 Millionen Menschen auf Essensmarken zu begleichen.
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır. Bu sınır ötesidir.E a FDA norte-americana tem um problema de jurisdição.
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır. Bu sınır ötesidir.Y el ente de EE.UU. tiene un problema de jurisdicción.
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır.Chińczycy definiją te obiekty jako obiekty chemiczne, nie farmaceutyczne. więc nie mogą ich kontrolować.
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır.Číňania charakterizujú tieto zariadenia ako chemické zariadenia, nie farmaceutické, takže tam nerobia revízie.
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır.là cơ sở hóa chất, không phải cơ sở dược phẩm, vì vậy họ không thanh tra.
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır.Китай определяет эти производства, как химические, а не фармацефтические - они их не подвергают аудиту.
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır.הסינים מגדירים את המפעלים האלה כמפעלים כימיים, ולא כמפעלי ייצור תרופות,
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır.كمنشات كيميائية و ليست دوائية و بالتالي لا يقوموا بالتدقيق عليهم
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır.なので施設を監査していませんでした。 アメリカ食品医薬品局も
ABD Gıda ve İlaç İdaresinin... yargılama problemi vardır.제약 설비가 아닌 화학 설비로 규정합니다. 그래서 감사(監査) 를 하지 않습니다.
AB gıda güvenliği sisteminde risk değerlendirme risk yönetiminden bağımsız olarak gerçekleştirilmektedir.I EU’s fødevaresikkerhedssystem foretages risikovurderinger uafhængigt af risikostyringen.
AB gıda güvenliği sisteminde risk değerlendirme risk yönetiminden bağımsız olarak gerçekleştirilmektedir.I EU:s system för livsmedelssäkerhet hålls riskbedömning och riskhantering åtskilda från varandra.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Er waren geen snacks, en tot de jaren '20, totdat Clarence Birdseye kwam, was er geen bevroren voedsel.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Không hề có thức ăn vặt, và đến những năm 1920 trước thời Clarence Birdeye, chưa hề có thực phẩm đông lạnh.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Naposteltavat keksittiin 20-luvulla, ja vasta Clarence Birdseyen mukana tulivat pakasteet.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Neexistovaly nezdravé svačinky a až do dvacatých let, kdy přišel Clarence Birdseye, nebylo mražené jídlo.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.No había snacks y, hasta los años 20, hasta que llego Clarence Birdseye, no había comida congelada.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Non c'erano snack e, fino agli anni '20, quando arrivò Clarence Birdseye, non c'era cibo surgelato.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Nu au existat snacks pana in anii '20, si pana la Clarence Birdseye nu existau alimente congelate.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Snacky neexistovali až do dvadsiatych rokov, dokým Clarence Birdseye neprišiel, nebolo ani mrazené jedlo.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Не было быстрых закусок, и до 20х годов, когда появилась Клэренс Бёрдзай, не было замороженных полуфабрикатов.
Aburcubur yiyecekler yoktu, ve '20lere kadar, Clarence Birdseye çıkana kadar, donmuş gıda da yoktu.Нямаше снаксове и до 20-те години, докато не се появи Кларънс Бърдсай, нямаше замразена храна.
Amacımız, kalorili ve tehlikeli içerikteki diğer gıdaların okul çağındaki çocuklara ulaşmasını önlemekti.줄이기 위해 음료수나 과자류의 식산업과 산업 권리에 대해 협상을 함으로서 똑같은 일을 하려 노력했습니다.
Amacımız, kalorili ve tehlikeli içerikteki diğer gıdaların okul çağındaki çocuklara ulaşmasını önlemekti.עם חברות המשקאות הקלים וחטיפים כדי לקצץ במספר הקלוריות ובמרכיבים מסוכנים אחרים במזון שילדינו אוכלים בבית הספר.
Amacımız, kalorili ve tehlikeli içerikteki diğer gıdaların okul çağındaki çocuklara ulaşmasını önlemekti.交渉することにより 同じことを試みました 単に市場を再編成したのです
Ama gerçeği söylemek gerekirse ben gıda sorunlarından daha çok endişeleniyorum.Mais à vrai dire, j'ai plus peur des aliments frelatés que de tous les autres problèmes du Bangladesh.
Ama gerçeği söylemek gerekirse ben gıda sorunlarından daha çok endişeleniyorum.Mnie jednak problemy braku pożywienia martwią bardziej niż jakiekolwiek inne problemy Bangladeszu
Ama tabii ki bu, büyük resmi göstermiyor. Çünkü artık gıdaları bu şekilde üretmeye ihtiyacımız yok.Pero por supueto, esta imagen tampoco es de lo mejor, porque ya no tenemos que producir de este modo.
Ama tohum bağımsızlığı olmadan gıda bağımsızlığı, tohum özgürlüğü olmadan gıda özgürlüğü olamaz.Det finns ingen mat frihet utan frö frihet.
Ama tohum bağımsızlığı olmadan gıda bağımsızlığı, tohum özgürlüğü olmadan gıda özgürlüğü olamaz.Suverene hrane ni, brez suverenih semen, prehrambene svobode ni, brez svobode semen.
Ama tohum bağımsızlığı olmadan gıda bağımsızlığı, tohum özgürlüğü olmadan gıda özgürlüğü olamaz.Няма суверенитет на храната без суверенитет на семената, няма свобода на храната, без свобода на семената.
Ama tohum bağımsızlığı olmadan gıda bağımsızlığı, tohum özgürlüğü olmadan gıda özgürlüğü olamaz.ليس هناك سيادة غذائية بدون سيادة على البذور ليس هناك حرية في الغذاء بدون حرية البذور
Ama tohum bağımsızlığı olmadan gıda bağımsızlığı, tohum özgürlüğü olmadan gıda özgürlüğü olamaz.食の自由は種子の自由無くしては成り立たないのです。 私たちは、別の日には行動を起こさないというわけではありません。
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, dövmesi olan Amerikalıların yüzde 17'sinin pişmanlık yaşadığını tespit etmiş.미국 식품의약청은 문신을 가진 모든 미국인의 17%는 이를 후회하고 있다고 추정하죠
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, dövmesi olan Amerikalıların yüzde 17'sinin pişmanlık yaşadığını tespit etmiş.A FDA estima que, de todos os americanos que têm tatuagens, 17 % arrependem-se de as fazerem.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, dövmesi olan Amerikalıların yüzde 17'sinin pişmanlık yaşadığını tespit etmiş.FDA memperkirakan bahwa dari semua orang Amerika yang membuat tato 17 persen menyesalinya.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, dövmesi olan Amerikalıların yüzde 17'sinin pişmanlık yaşadığını tespit etmiş.FDA odhaduje, že mezi Američany, kteří mají tetování, je 17 procent těch, co litují.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, dövmesi olan Amerikalıların yüzde 17'sinin pişmanlık yaşadığını tespit etmiş.FDA ước tính rằng trong số tất cả những người Mỹ có vết xăm, 17 phần trăm hối hận vì đã đi xăm.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, dövmesi olan Amerikalıların yüzde 17'sinin pişmanlık yaşadığını tespit etmiş.La Food and Drug Administration stima che di tutti gli Americani che hanno tatuaggi, il 17% se ne pente.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, dövmesi olan Amerikalıların yüzde 17'sinin pişmanlık yaşadığını tespit etmiş.מנהל המזון והתרופות האמריקאי מעריך שמכל האמריקאים שעשו קעקועים, 17 אחוז מתחרטים שהם עשו אותם.