gıcır ile cümle
gıcır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
ÖRNEK CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Bu kapıyı tamir edebilir misin? Gıcırdıyor.Can you fix this door? It's creaking.
Kulübenin çatısı karın ağırlığı altında gıcırdadı.The roof of the hut groaned under the weight of the snow.
Siyah bir limuzin bir lastik gıcırtısıyla köşeyi döndü.A black limo rounded the corner with a squeal of tires.
Dişlerimi gıcırdattım.I gritted my teeth.
Menteşeler gerçekten gıcırtılı. Lütfen onları yağlar mısın?The hinges are really squeaky. Could you oil them please?
Bu karar gıcırdayan dişlerle kabul edildi.This decision was accepted with grinding teeth.
Tom dişlerini gıcırdattı.Tom gritted his teeth.
Dişlerim soğuk nedeniyle gıcırdıyor.My teeth are chattering because of the cold.
Kapı gıcırdadı.The door creaked.
Araba gıcırdıyor.The car is screeching.
Kapının gıcırdaması sinirimi bozuyor.The squeaking of the door gets on my nerves.
Tom döşeme tahtası gıcırtısı duyduğunda geriye döndü.Tom turned around when he heard the floorboard creak.
Tom gıcır gıcır Lexusunu çarptı.Tom crashed his brand-new Lexus.
Gıcırdayan arabalar uzağa ulaşır.Creaking cars reach the furthest.
Yeni ayakkabılarım gıcırdıyor.My new shoes squeak.
Tom o kadar üşümüştü ki dişleri gıcırdıyordu.Tom was so cold his teeth were chattering.
Tom ağrıyan dişlerini gıcırdatıyor.Tom is gritting his teeth in obvious pain.
Kapı gıcırdayarak açıldı.The door creaked open.
Merdivenler gıcırdadı.The stairs creaked.
Zemin gıcırdadı.The floor creaked.
Döşeme tahtaları gıcırdadı.The floorboards creaked.
Yatak gıcırdadı.The bed creaked.
Yatak gene gıcırdadı.The bed creaked again.
Salondaki döşeme tahtaları gıcırdadı.The floorboards in the hall creaked.
Kapı menteşesinin gıcırtısı sinir bozucu!The door hinge's creaking is annoying!
Ayakkabılarım gıcırdıyor.My shoes squeak.
Köpekler gıcırtılı oyuncakları sever.Dogs like squeaky toys.
Diş gıcırdatmaya ne neden olur?What causes teeth grinding?
Tom'un ayakkabıları gıcırdıyor.Tom has squeaky shoes.
Cinsiyet değiştirdim. Artık gıcır gıcır bir putkam var.I had a sex change and now I have a brand new vagina.
Ertesi gece, Doug mutfakta bir gıcırtı duyar.On the ninth night, Doug hears a creak in the kitchen.
Sonra yine oturdu koltuk gıcırdayarak açıldı.Then the armchair creaked as he sat down again.
Bu gıcırdayarak açıldı ve koltuk bir inç ya da çeyrek depresyona girmişti.It creaked, and the seat was depressed the quarter of an inch or so.
Tamam, burası olmalı. [kapıyı çalar] [Kapı gıcırdayarak açılır]Okay, this must be it. knocks door door creaks open slowly
Bir kadın Apple'ı faresinin gıcırdadığını -- gıcırtılı bir ses çıkardığını söylemek için aradı.A woman called Apple to complain that her mouse was squeaking. Making a squeaking noise.
Ve teknisyen sordu, "Gıcırdıyor derken neyi kast ediyorsunuz, bayan?"And the technician said, "Well, ma'am, what do you mean your mouse is squeaking?"
Kadın dedi ki, "Size sadece ekrana daha hızlı sürttükçe, daha çok gıcırdadığını söyleyebilirim."She says, "All I can tell you is that it squeaks louder, the faster I move it across the screen."
Gıcır gıcır yeni araçlar ortaya ilk çıktıklarında toplumsal kullanım alanları hemen ortaya çıkmıyor.It isn't when the shiny new tools show up that their uses start permeating society.
Gıcırdama sesi değil ama ton dışına çıkıyor sesin.Not squeaking sounds, but out-of-tune.
Ne olmuş yani, keyfim gıcır.Why? I haven't been this happy for so long.
Tanrıtanımaz, alaycı soytarılar gibi, Diş gıcırdattılar bana.Like the profane mockers in feasts, they gnashed their teeth at me.
Kötü insan doğru insana düzen kurar, Diş gıcırdatır.The wicked plots against the just, and gnashes at him with his teeth.
Kurul üyeleri bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular, İstefanosa karşı dişlerini gıcırdattılar.When they heard these things, they were cut to the heart, and they gnashed on him with their teeth.
Ertesi gece, Doug mutfakta bir gıcırtı duyar.The next night, Doug hears a creak in the kitchen.
Epihippus'un beş gıcırdayan, alçak taçlı ve iyi biçimlendirilmiş sırtları olan yanak dişi vardı.Epihippus had five grinding, low-crowned cheek teeth with well-formed crests.
Şarkı söyleyen kumlar, kükreme, gürleme veya gıcırdama benzeri bir ses oluştururlar.Lieder wie Der Henker, Du kotzt mich an oder Bildet Banden waren hierfür Beispiele.
Sesi güçlü bir homurtuya, gıcırtılı bir kükremeye benzer.Su cabeza parece un cucurucho de helado, o un simple excremento.
Ertesi gece, Doug mutfakta bir gıcırtı duyar.En el siguiente día, el vaivoda recibe la llave de la ciudad.
Bizim evde parkeler gıcırdıyor.В моём доме скрипят полы.
Evimin zemini gıcırtılı.В моём доме скрипят полы.
Kendi aralarında iletişim kurmak için ötermiş ya da gıcırdarmış gibi sesler çıkarırlar.المماثلة مشابهة الصوت الصوت أو مطابقته له عند تقاربهما أو مقاربتهما لصوت آخر.
Ertesi gece, Doug mutfakta bir gıcırtı duyar.No dia seguinte, o Xá fez um grande durbar na capital.
Örneğin polislerin şarkı sesleri çok tiz ve gıcırtılıdır.De kraai van de hanen is zingend en bijzonder zacht van klank.
Sesi güçlü bir homurtuya, gıcırtılı bir kükremeye benzer.Її губи напружені, вона наче шепоче молитву.
Topraklı ve gıcırtılı bir sesle "Sevgilim" der.男子と気さくに話せる「可愛い」女子。
Tuzlu olmasına rağmen ısırılırken gıcırtılı sesler çıkarır.オスは腹を激しく縦に振りながら大きな声で鳴く。
Dayanamadığım şey, kara tahtada gıcırdayan tebeşirin sesidir.私が我慢できないことは、黒板でキーキーとチョークが音を立てることだ。
Topraklı ve gıcırtılı bir sesle "Sevgilim" der.‘사랑과 진실’(《사랑과 전쟁》 패러디)에서 활약한 ‘국민 불륜녀’라 불리는 배우역이다.
Tuzlu olmasına rağmen ısırılırken gıcırtılı sesler çıkarır.Pikeerides toob ta kuuldavale valje kriiskeid.
Açık artırmacı geldi herhalde. [gıcırtı sesleri] [çarpışma]On dirait le commissaire-priseur qui arrive.