Onun yeni arabası gerçek bir güzelliktir.His new car is a real beauty.
Onun güzelliği açıklama ötesinde idi.Her beauty was beyond description.
Kızı güzel bir kadın oldu.His daughter grew to be a beautiful woman.
Güzel bir kızla tanışmak istiyor.He wants to meet that good-looking girl.
O, güzel bir arkadaş gibi görünüyor.He seems to be a nice fellow.
O, en güzel zamanında öldürüldü.He was cut down in his prime.
O güzel bir kız ile evlendi.He married a pretty girl.
O güzel bir kız gördü.He saw a pretty girl.
Noel'de bana gerçekten güzel bir model uçak almak için zahmet etti.At Christmas he went out of his way to buy me a really nice model plane.
O bir amatör bir bahçıvan, ama çiçekleri güzel.He is an amateur gardener, but his flowers are beautiful.
Onun güzel bir vücut yapısı var.He has a nice build.
O, Mary için güzel bir daire buldu.He found a nice apartment for Mary.
O, güzel şiirler besteler.He composes beautiful poems.
O, oyun için güzel bir önsöz yazdı.He wrote a fine preface to the play.
Kızın güzelliğinden mest oldu.He is enchanted by the girl's beauty.
Güzel manzaranın bir resmini çekti.He took a picture of the beautiful landscape.
Ne kadar güzel kayıyor.How well he can skate.
Güzel kıza dönüp baktı.He looked back at the pretty girl.
Güzel bir kızla evlenmek için iyi şansı vardı.He had the good fortune to marry a pretty girl.
Onun güzel bir kızla evlenme şansı vardı.He had the fortune to marry a nice girl.
O, şimdi erkekliğinin en güzel çağında.He is now in the prime of manhood.
O en güzel çiçekten hoşlanır.He likes the most beautiful flower.
O bize güzel koltuklar aldı.He got us nice seats.
O bize güzel kitaplar satın aldı.He bought us nice books.
Bana güzel bir Noel hediyesi verdi.He gave me a nice Christmas present.
O benim evimdeki tüm güzel şeylere baktı.He looked at all the beautiful things in my house.
Kendisi iyi bir yüzücüdür ayrıca güzel de tenis oynar.He is a good swimmer and also plays tennis well.
O iyi bir yüzücüdür ve ayrıca güzel tenis oynar.He is a good swimmer and also plays tennis well.
O güzel bir kişiliğe sahiptir.He has a nice personality.
Güzel bir beyefendi olmak için büyüdü.He has grown up to be a fine gentleman.
Mavinin en güzel renk olduğunu düşünüyor.He thinks that blue is the most beautiful color.
O güzel uçlu bir kurşun kalem kullanır.He uses a pencil with a fine point.
O, çok güzel bir kız ile evlendi.He married a very pretty girl.
O duvarı boyamak için güzel havanın avantajlarından yararlandı.He took advantage of the fine weather to paint the wall.
Ona güzel bir hediye verdi.He gave her a nice present.
Onun güzel bir sesi var.She has a beautiful voice.
O beni güzel bir kızla tanıştırdı.He introduced me to a pretty girl.
Onların bahçesi tüm yıl boyunca çok güzel çiçeklerle dolu.Their garden is full of very beautiful flowers all the year round.
Tepeden güzel manzaraya hayran kaldılar.They admired the fine view from the hill.
Onların güzel bir evi var.They have a nice house.
Onlar güzel manzaraya hayran kaldı.They admired the lovely scenery.
Onlar birlikte güzel bir zaman geçirdiler.They had a lovely time together.
Ne kadar da güzel bir bahçe yapmışlar!What a beautiful garden they made!
Onun böyle güzel bir teklifi reddetmesine şaşırdım.I am surprised that she refused such a good offer.
Onun güzel bir kadın olduğuna inanmakta yalnızız.We are alone in believing that she is a beautiful woman.
Onun sıcak kişiliği güzelliğine çekicilik katıyor.Her warm personality adds charm to her beauty.
Annesi en güzel bir kadındır.Her mother is a most beautiful woman.
O, mükemmel güzelliğe sahip bir kadındır.She is a woman of great beauty.
Onun arabasının güzel bir cilası var.Her car has a nice polish.
O, onun güzelliği ile büyülendi.He was fascinated with her beauty.
Onun sesi çok güzel geliyor.Her voice sounds very beautiful.
Onun sesi yumuşak ve güzeldi.Her voice was soft and beautiful.
Onun saçı uzun ve güzel.Her hair is long and beautiful.
Onun güzel sesi kulaklar için gerçek bir bayramdı.Her lovely voice was a real feast to the ears.
Onun güzel elbisesi dikkatimi çekti.Her beautiful dress drew my attention.
Onun güzelliği, dikkatini çekti.Her beauty drew his attention.
Onun güzelliğini takdir etmek için sadece ona bakmak zorundasın.To appreciate her beauty, you have only to look at her.
Onun güzelliği kıyaslanamaz.Her beauty is incomparable.
Onun güzelliği eşsizdir.Her beauty is incomparable.
O, ablasından daha az güzel değildi.She was not less beautiful than her elder sister.