Ancak bu kimyasal özellik yanında malzemenin gözenekliliği önemli rol oynar.Dies ist neben ihrer praktischen Handhabung ein umweltrelevanter Vorteil dieser Tücher.
Bu, örf ve adet hukukuna (common law) getirilmiş bir yenilik olarak göze çarpmaktadır.(Es zeigt sich), dass die Aufteilung des Grund und Boden eine neue Art von Recht hervorgebracht hat.
Bazı projeler bu tür yapılandırılmış planlama ve gözetleme aşamalarından da geçmeyebilirler.Einige davon kamen nicht über das Projekt- oder Planungsstadium hinaus.
Bu taneler arasındaki boşluklar ya da gözenekler sıvı(genellikle su) ve/veya hava içerir.Sie wachsen entweder an Land oder es sind Wasser- (Tauch-) oder Sumpfpflanzen.
Çocuklar, eğitmenler gözetiminde yaz tatillerini çeşitli faaliyetlerle geçirmekteydi.Er unternahm mit seinen Schülern in den Sommerferien jeweils Ausgrabungen.
Düşman uzun zamandan beri onu gözetliyordu.Ich habe diesen jungen Mann schon eine geraume Zeit beobachtet.
Proje risklerini gözetle ve denetle.Versuche dein Ziel zu definieren und verfolge es.
Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir.Begriff, Geltung und Anwendung des Rechts.
Özellikle, karşılaştırma hedeflerinin seçiminde ayırıcı bazı ortak özellikler gözetilecektir.Über Auswahlkriterien kann nach speziellen Wünschen die Suche verfeinert werden.
Ormanı ve gözeleri meşhurdur.Wald und Holz sind beliebt.
Cemile, bu mahallede güzelliğiyle göze çarpan, paylaşılamayan genç bir Boşnak kızıdır.Agata, eine voll entwickelte Kindfrau von ungewöhnlicher Schönheit, betritt die Hütte.
Köroğlu, bu kaleyi gözetleme kulesi olarak kullanırdı.Der Baum wurde von ihnen als Beobachtungsturm genutzt.
Bazen kesme taş da göze çarpmaktadır.Bisweilen sind die Schneiden auch rosa getönt.
Eski tarihsel yapıyı taşıyan ahşap evlerden birçok örnek halen göze çarpmaktadır.Von der alten Geschichte legen auch einige alte Gebäude Zeugnis ab.
Joanna ve Ted'in davranışlarında da bu kavramların irdelenmesi açıkça göze çarpmaktadır.Durch die gemeinsame Arbeit werden bei Tine und Ole anscheinend alte Gefühle wach.
Ziyaretçiler, yerden 85 metre yukarıda bulunan gözetleme platformuna asansör ile ulaşabilmektedirler.Über einen Aufzug können Besucher zu einer Aussichtsplattform in 85 m Höhe gelangen.
Bu ilişki birçok bölümün ana ve alt konusunda göze çarpmaktadır.Dabei fixiert sich die Handlung auf mehrere Haupt- und Nebenfiguren.
Avrupa Birliği içinde pek çok bölge arasında göze görülür nitelikte eşitsizlikler vardır.2. Innerhalb der Masse herrscht Gleichheit ...
Timsahlarla bu kuşlar arasında adeta ortak bir yaşam göze çarpar.In der Brutzeit finden diese Vögel paarweise zusammen.
Bu denli bir riski göze alamayız' demiştir.Das wollte ich nicht riskieren“.
Bu dönemde Morrissey'in imajında da bir değişiklik göze çarpıyordu.Zu dieser Zeit spielte dort auch Van Morrisons Band Them.
Bu alanlarda suyu tutan gözenekler (gren çukurları) açılır.In diesen Räumen befinden sich Öffnungen zum Ablassen des Wassers.
Gözeler denilen yerde piknik yapılabilir.Auf den Wiesenflächen kann gepicknickt werden.
Göze hiçbir müdahale yapılmaz.Zwischenstellungen werden nicht angefahren.
Yazar kitabında yer alan oyunları seçerken üç ölçütü gözettiğini belirtir.Der Autor unterscheidet in seinem Buch drei Phasen der Jugendbewegung.
Güzelliği sınıfta göze çarpıyordu.Sa beauté se démarquait au sein de la classe.
Tom çocuklarını üniversiteye göndermeyi göze alamaz.Tom ne peut pas se permettre d'envoyer ses enfants à l'université.
Gün boyunca, büyükanne çocukları gözetler.Pendant la journée, Grand-mère surveille les enfants.
Onu gözetim altında tut.Garde-le sous surveillance.
Onu gözetim altında tutun.Gardez-le sous surveillance.
Yani, bu gök katı, varlıkların görülüp gözetlendikleri yerdir.Sur la voûte est peint un ciel et des ornements en trompe-l'œil.
Yeryüzünün o zamanki cehennemvari koşulları gözetilerek bu ad verilmiştir.Le sol s'ouvre alors sous eux et ils chutent vers les flammes de l'enfer (Hell's Pit).
Bu durumunda az gören göze ambliyopik göz (tembel göz) adı verilir.Pour le terme minier, voir Accrochage (mine).
Traill'in gözetimi altında bölgenin faunasını ve halklarını incelemeye başlar.C’est sous la direction de Traill qu’il commence à étudier la faune et les peuples de la région.
Buffy (Faith'in bedeninde) Gözetmenler Konseyi tarafından tutuklanır.Buffy (dans le corps de Faith) est arrêtée par la police.
Eşi Gozel Bayramova dört kızı ve yedi torunu hayata devam etmektedir.Il est survécu par son épouse, Gozel Bayramova, quatre filles et sept petits-enfants.
Buffy'ye yeni bir gözetmen atanmıştır; Wesley Wyndam-Pryce.Le Conseil envoie un nouvel observateur, Wesley Wyndam-Pryce.
Lindemann II. Dünya Savaşından sonra 1948'e kadar ABD gözetimi altında esir kaldı.Lindemann est prisonnier de guerre des forces américaines jusqu'en 1948.
Ülkedeki 26 kantonda oldukça geniş bir kültürel çeşitlilik göze çarpar.D'une façon générale, les 26 cantons jouissent d'une grande autonomie.
Bakışa bakış, göze göz, dişe diş isteyelim!Œil pour œil, dent pour dent!
Comte, sebep ve sonuçların gözetlenmesi gerektiğini savunmuştur.Comte prend les causes et les effets.
Roma Cumhuriyeti döneminde, Senatonun gözetiminde görev yapan urban quaestorları tarafından idare edilirdi.Sous la République, il était à la charge des questeurs urbains, sous la supervision du Sénat.
Devam eden Pers hazırlıklarının haberleri ulaşır ulaşmaz, iki muhafızlarını gözetlemek için gönderdiler.Dès qu'ils apprennent les préparatifs perses, ils envoient deux de leurs gardes espionner les perses.
Yine de, Gestapo'nun gözetimi altında evine yerleşti.Malheureusement, elle se fit enlever sous ses yeux par la Gestapo.
Onları sen gözeteceksin.Tu le gardes.
Timsahlarla bu kuşlar arasında adeta ortak bir yaşam göze çarpar.Tous ces oiseaux semblent y cohabiter sans problème.
Öykünün göze çarpan bir diğer yanı da toplumsal sınıf ayrılığıdır.Il s’agit vraisemblablement, là encore, d’une division des classes sociales.
Nihayet 1986'da, Vietnam yetkililerin gözetimi altında, Küba'da eğitimini sürdürmesine izin verildi.En 1986, il fut envoyé à Rome poursuivre ses études.
Sürekli diğer insanları gözetler.Les autres Ents doivent tout le temps les surveiller.
Buffy'e, gözetmeni Rupert Giles (Anthony Stewart Head) rehberlik eder.Buffy est guidée, entraînée et assistée par son Observateur, Rupert Giles (Anthony Stewart Head).
Her yerde bulunabilirler fakat göze görünmezler.Il fouille dans tous les coins mais ne trouve rien.
Yaşantı bakımından ise birbirini seven birbirine değer veren yoksulları gözeten bir yapıya sahiptir.Point de divinité à part Lui, le Vivant, Celui qui subsiste par lui-même (al-Qayyùm).
Göze çarpan çözümlerden biri bombanın içerisine canlı tavuklar koyulmasını öne sürüyordu.Une proposition particulièrement remarquable a suggéré d’inclure des poulets vivants dans le mécanisme.
Lenin'e göre politika dost ile düşman arasında ayırım gözetme sanatıdıydı.La politique est pour Schmitt ce domaine dans lequel on doit décider entre l'ami et l'ennemi.
Ancak hedef gözetmeden boşa ateş ediyorlardı.Cependant il rata son tir au but.
Fizik alanında bilim doktorasını 1912 yılında Sorbonne, Paris'te Marie Curie gözetiminde aldı.En 1912, il obtient son doctorat en physique à la Sorbonne, sous l'égide de Marie Curie.
Felek yarar gözetti.Les Veillées mâconnaises.
Helm Unutulmuş Diyarlarda gözetleyici tanrıdır.Zakhara dans les Royaumes oubliés.
Daha sonra ABD’ye taşındı, Miami ve Florida'da yaşadı ancak fazla göze çarpmadı.Il s'installa ensuite à Miami, en Floride, pour y trouver plus d'action.
Bu dokuya vesiküler (gözenekli)doku adı verilir.Les Hurons, quant à eux, la nomment Telahiar.