Tuhaf görünüyor.It seems strange.
Durum olumlu görünüyor.The condition looks favourable.
Çantan ağır görünüyor.Your bag looks heavy.
O beni görür görmez, gözyaşlarına boğuldu.As soon as she saw me, she burst out crying.
Beni görür görmez gözyaşlarına boğuldu.As soon as she saw me, she burst out crying.
O, beni görür görmez ağlamaya başladı.As soon as she saw me, she started to cry.
Kuzey Kore'nin münzevi lideri enerji görüşmeleri için Rusya'yı ziyaret ediyor.North Korea’s reclusive leader visits Russia for talks on energy.
Kedi bir fare kokusu aldı gibi görünüyor.It seems like the cat smelled a mouse.
Kedi bir farenin kokusunu yakaladı gibi görünüyor.It seems like the cat caught the scent of a mouse.
O sadece Çizmeli Kedi görüntüsünü kullanmak zorunda kaldı. Ben onun sadık uşağıydım.She just had to use her Puss-In-Boots look and I was her devoted servant.
Sık sık kötü rüyalar görürüm.I often have bad dreams.
O bu tür görüşü nahoş bulur.He finds this kind of opinion unpleasant.
İki görüş, birinden daha iyidir.Two opinions are better than one.
Bu biraz sevimli görünüyor.This looks kind of cute.
Onun planı benimkinden daha iyi görünüyor.Her plan seems to be better than mine.
Bir yılan görürseniz, çok şaşırmam.I wouldn't be too surprised if you saw a snake.
Hiç kimse düşünmez ama herkesin görüşleri vardır.No one thinks, but everyone has their opinions.
Görülmemiş yollar denenmeli.Unprecedented ways should be tried.
O, tanıdık görünüyor.It looks familiar.
Bir şey olmuş gibi görünüyor.It seems that something has happened.
O, genç görünüyor fakat aslında o senden daha yaşlıdır.She looks young, but actually she's older than you are.
Yeni elbisen üzerinde çok iyi görünüyor.Your new dress looks very good on you.
O, oldukça yorgun görünüyordu.He looked pretty tired.
O, o kadar zayıftır ki bir iskelet gibi görünüyor.He's so thin that he looks like a skeleton.
Tom her zaman neden bu kadar yorgun görünüyor?Why does Tom always look so tired?
Tom görünüşe göre geçen kış Boston'daydı.Tom was apparently in Boston last winter.
Tom Mary ile sorunu görüşmek istiyor.Tom wants to discuss the problem with Mary.
Tom Mary'nin kilo alıyor gibi göründüğünü düşündü.Tom thought Mary seemed to be gaining weight.
Tom Mary'nin güzel göründüğünü düşündü.Tom thought Mary looked beautiful.
Tom Mary'nin maviler içerisinde muhteşem göründüğünü düşünüyor.Tom thinks Mary looks great in blue.
Tom çok yorgun görünüyordu.Tom sounded exhausted.
Tom bu öğleden sonra biraz tuhaf görünüyordu.Tom sounded a little cranky this afternoon.
Tom ayda bir ya da iki kez bir psikiyatristle görüşür.Tom sees a psychiatrist once or twice a month.
Tom Mary ile konuşmaktan gerçekten hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom seems to really enjoy talking with Mary.
Tom Boston'da olmaktan gerçekten hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom seems to really enjoy being in Boston.
Tom burada olmaktan gerçekten hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom seems to really enjoy being here.
Tom Japon yemeklerini seviyor gibi görünüyor.Tom seems to like Japanese food.
Tom anahtarını kaybetmiş gibi görünüyor.Tom seems to have lost his key.
Tom'un benim için torpili var gibi görünüyor.Tom seems to have it in for me.
Tom Mary'nin yaptığı her şey hakkında şikâyet ediyor gibi görünüyor.Tom seems to complain about everything Mary does.
Tom Mary'ye karşı tanıklık etmek için isteksiz gibi görünüyor.Tom seems to be unwilling to testify against Mary.
Tom ne olduğunu Mary'ye söylemek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to tell Mary what happened.
Tom sorunla ilgilenmek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to tackle the problem.
Tom bir işi iyi yapmak için gereken süreyi harcama konusunda isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to spend the time it takes to do a job well.
Tom karar vermek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to make a decision.
Tom fiyatı düşürmek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to lower the price.
Tom teklifleri dinlemek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to listen to suggestions.
Tom Mary'nin söylediği herhangi bir şeyi dinlemek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to listen to anything Mary says.
Tom annesi için supermarkete gitmeye isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to go to the supermarket for his mother.
Tom hatalı olduğu ihtimalini düşünmeye bile isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to even consider the possibility that he is wrong.
Tom hatalarını düzeltmeye isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to correct his mistakes.
Tom uzlaşmak için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to compromise.
Tom değiştirmek için isteksiz gibi görünüyor.Tom seems to be unwilling to change.
Tom onun kredi kartlarını çalanın Mary olduğuna inanmak için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to believe that Mary was the one who stole his credit cards.
Tom bir intihar eylemcisi olmak için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to be a suicide bomber.
Tom Mary'nin ondan daha iyi bir yüzücü olduğunu onaylamak için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to acknowledge that Mary is a better swimmer than he is.
Tom ona teklif ettiğimiz rüşveti kabul etmek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to accept the bribe we're offering him.
Tom önerimizi kabul etmek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to accept our offer.
Tom yenilgiyi kabul etmek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to accept defeat.
Tom bu sabah bunalımlı gibi görünüyor.Tom seems to be depressed this morning.