Uyku tulumu, battaniye filan da alın.Bring sleeping bags, blankets and such.
Muhtemelen köy köpeği filandır!It's probably a village dog or something!
Belki de bir önceki hayatında Don Juan filandı.Maybe in her last life she was Don Juan or something.
"Bu meşhur Budweiser birasıdır, başka bira tanımayız, falan filan.." yazıyordu."This is the famous Budweiser beer, we know of no other beer, blah, blah, blah."
( 6.022 x 10^23) genelde bir mol yumurtayla filan uğraşmayız.The mole is 6.022 times 10 to the 23 of something, so it's a very number of something.
Tercihin filan yok!You have no choice.
Limonları kesmesi lazım, bira siparişleri filan!He has to slice limes and order beer and stuff!
Avukata filan da talimat vermiţtir. " Bir ţey olursa çýkar ţuradan ver " diye.He must have also given directions to a lawyer about it. In case anything happens to him...
CA:Son bir kaç sene içinde kapitalist filantropi ile ilgili konuşmaya başladın.CA: You started talking in recent years about this term capitalist philanthropy.
O kişinin nerede doğduğu gibi ne kadar veri filan varsa.Whatever it is about that person, where they were born, things like that.
Selamlarımızla Jack" filan derdim.Salutations, Jack."
Belki çalkantılı kan akışı bunu teşvik etti filan.Maybe the turbulent blood flow helped stimulate this and whatever else.
Seni seviyorum gibi bir şeyler işte. 11 kelime filan oldu.I'm emotionally closed off.
"Bu şeyle beraber, bir kamyonla filan gelmiş olmalı".He had to come in like a truck, a semi, with this thing."
"Ona söz ver","Sözü ona ver", falan filan.."Promise anything to her," "Promise her anything," and so on.
Kanunen sizin teklif yapmanız gerek falan filan.By law you've got to bid, and so on and so forth.
Falan, filan..."Show her you are a true villain.
"Yalan söylüyorsun. Ben bir Tanrı filan görmüyorum''You are lying, I don't see God.'
lisansa filan ihtiyacım yok."I don't need no stinking license."
Bakın, size anlattığım bir benzetme (metafor) filan değil. Gerçeği söylüyorum.Now folks, this is not just a metaphor I'm going to give you now, it's true.
40 dakika filan kaldı.Another 40 minutes.
Falan filan.Et cetera, et cetera.
Nerve'deki talimatlara uyanın sonu Babble olur filan ki, bize de bu oldu.You follow instructions on Nerve and you should end up on Babble, which we did.
Senin arkadaşın filan olmak istemiyorum.I don't want to be your friend.
Birini sevdiğimde illede çift olup buluşmaya filan gitmem mi gerekiyor?If I like someone, do I have to go on dates and be a couple with them?
Tam olarak çıkma denemez, birlikte hotdog filan yiyoruz işte.We're not exactly dating, but we are eating hot dogs together.
Polise filan da gerek kalmaz.You don't have to blink misery out there either.
O zaman Maya, Bay filan veya Bayan falan için gelecek.Then Maya has come for Mr. and Mrs.
Ama Bay filan için gelir.But for Mr. it is coming.
1, 2 ,3, 4 falan filan.1, 2, 3, 4 and so forth.
Uzman filan değilim.I'm no expert.
Hatıralar... İlişki... filan.Your memories and association and so on.
Bu arada, bunlar benim çocuklarım. Ve tabi ki harikalar filan.By the way these are my kids.Which of course wonderful and so on.
Yaşlı kadın bir skandal çıkarıyor filan.The old lady gets a scandal and everything.
Çünkü, "Hayat Berbat" filan diyor o. Kim böyle şeyler söylemek ister ki?That's like, you know, "Life sucks." Who wants to talk that way?
"Bilirsiniz, beklenmedik bir sey oldu mu, iyi misiniz?" falan filan.I said:
Buradaki insanlara fare olduğunu filan söylemedin değil mi?You didn't tell the people here you're a mouse, did you?
"Eğer şu şu üniversiteye gitmek istiyorsan bir AP dersi al" filan fıstık işte"You need an AP science if you want to go to nahdahdah."
Yazdığımız zaman, 2.7 falan filan, biraz çirkin bir sayı. -This number is kind of ugly when you write it out, 2.7 whatever, whatever.
Sizi esir olarak tutmuş felan filan- - ama biliyor musunuz.They kept you es prisoners bla-bla-bla but you know something.
Şimdi diyebilirsiniz ki, Charles, sen bize yalan söylüyorsun ve falan filan, ama doğru değil.Now you say, Charles, you are really lying to us, and so on, but that's not true.
Birincisi, çok çekici bir gezegen -- halkaları çok güzel falan filan.One, it's a very attractive planet -- it just has the beauty of the rings and so on.
En büyük silahlarımız şaşkınlık, falan,filan,falan,filanOur chief weapon is surprise, blah, blah, blah, blah.
Bilirsiniz, fen öğretmenim çok itibarlı biri filan değildi.You know, my science teacher was not an accredited teacher.
Bunlar da "Evet, bayağı basit" filan dediler.And they're like, "Yeah, it's pretty straightforward."
Ben de "bu hiç lastik filan değil" oluyorum.And I'm like that's not rubber at all, you know.
Biraz to kemiriyor filan, muziplik yapıyor.He's, you know, nibbling on some grass, frolicking.
O adam tutkusunun peşinden filan gitmedi.He didn't follow his passion.
Sertifikası filan bile var.You get a certificate and everything.
Bu bir tür dokunaklı sosyalist komplosu filan mı?Is this some kind of touchy-feely socialist conspiracy going on here?
Tanrım şunu yap, bunu yap, Amerika'yı kutsa filan diyoruz.-Dear God do this, do that, or God bless America or something-
"Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim."Woe alas, ah would I had not taken so-and-so as friend!
Yazıklar olsun bana, ne olurdu filanı dost edinmeseydim.Woe alas, ah would I had not taken so-and-so as friend!
Aralarında fısıldaşır gibi konuşurlar: "Ancak on gün filan kaldınız."Whispering to one another: "You have tarried but ten days."
"İlk ölümümüzden başkası yok! Biz diriltilecek filan değiliz!""There is no dying for us but once; and we shall not be raised again.
Filantropia Hastanesi Romanya'nın güç durumdaki sağlık sisteminde parlayan bir ışık olduFilantropia Hospital a bright spot in Romania's struggling healthcare system
Bunun döngüsel bir düzenle ya da güneşteki lekelerle filan ilgisi olduğunu sanmıyorum.I am not sure it is a matter of cyclical regularity, or whether it occurs with the sunspots.
Filandra, "Bosna içinde Kosova'yı tanımaya yönelik girişimlerin ters tepeceğine inanıyorum."I believe that the initiatives within Bosnia to recognise Kosovo would be counterproductive.
Ancak Filandra, ilişkide "hem kötü hem de iyi bir taraf" görüyor.Filandra, however, sees both a "bad and a good side" to the relationship.
Filandra, "Kötü tarafı, Belgrad'ın SC'yi kullanması."The bad side is that Belgrade is using RS.