O, işini gerçekten sevmiyordu ama onun yeni evine borcu vardı.He didn't really like his job, but he owed money on his new house.
Evin önünde bir arabanın durduğunu duydum.I heard a car stop in front of the house.
Amcamın evinde kalmayı planlıyorum.I'm planning to stay at my uncle's place.
Her insan kendi evinin efendisidir.Every man is master in his own house.
Geçen ay o, evini beyaza boyattı.Last month he had his house painted white.
Geçenlerde evini ziyaret etti.He visited her house the other day.
Soyguncular onun evine zorla girdiler.Burglars broke into his house.
Deprem evin tıkırdamasına neden oldu.The earthquake caused the house to rattle.
Öğleden önce onun evine varacağımızı düşünüyor musun?Do you think we'll reach his house before noon?
Ben caddeyi bulabildim ama onun evini bulamadım.I was able to find the street, but I couldn't find her house.
Bahçe, evin önündedir.The garden is in front of the house.
Bahçe evin önünde.The garden is in front of the house.
Girin ve kendinizi evinizde gibi hissedin.Come on in and make yourself at home.
Bir Japon evine girerken ayakkabılarını çıkarmalısın.You must remove your shoes when you enter a Japanese house.
Yanan evin içine girmen cesurcaydı.It was brave of you to go into the burning house.
Ahır çiftlik evinin tam arkasında.The stable is right behind the farm house.
Evinin geçimini sağlar.He brings home the bread and butter.
Evinizi ona satar mısınız?Will you sell your house to him?
Evini ona satacak mısın?Will you sell your house to him?
Evinin yandığını buldu.I found that his house was on fire.
Geçen hafta hırsızlar tarafından onun evine zorla girildi.His house was broken into by burglars last week.
Evini yıldırım çarptı.His house was struck by lightning.
Evin önünde bir çam duruyor.A pine stands in front of his house.
Evinin arkasında büyük bir bahçe var.There is a large garden at the back of his house.
Onun evini bulmak kolay.His house is easy to find.
Onun evine ne zaman gitsem o, evde değildi.Every time I went to his house, he was not at home.
Onun evine giden yolu bana söyler misin?Will you tell me the way to his house?
Onun evini bulmakta zorlandım.I had a hard time finding his house.
Onun evini bulmakta biraz zorluk çektik.We had some difficulty finding his house.
Onun evini bulmada biraz sorun yaşadım.I had some trouble in finding his house.
O, yeni evin yaklaşık otuz milyon yene mal olacağını tahmin ediyor.He estimates that the new house will cost roughly thirty million yen.
Onun sözü can evinden vurdu.His remark hit home.
Onun yeni evini beğeniyorum ama onun bu kadar küçük olmasını beklememiştim.I like his new house, but I had not expected it to be so small.
O benim evin kırık penceresini tamir etti.He repaired the broken window of my house.
O, 1941'de, savaş patlak verdiğinde Avrupa'dan evine döndü.He returned home from Europe in 1941, when the war broke out.
O, evinden ayrılmak zorunda kaldı.He had to part with his house.
O, İngiltere'de Cambridge'de evindeydi.He was in his home in Cambridge, England.
O, her zaman birinin evinde kira vermeden yaşıyor gibi görünüyor.He always seems to be living rent-free in somebody's house.
O evindeymiş gibi hissetti.He felt at home.
O bu evin efendisi.He is master of this house.
O bir satıcı kılığına girdi ve onun evini ziyaret etti.He disguised himself as a salesman and visited her house.
Bir satıcı olarak kimliğini gizledi ve onun evini ziyaret etti.He disguised himself as a salesman and visited her house.
O yürüyerek evin yanından geçti.He walked past the house.
O, evini kolaylıkla bulabildi.He could find her house easily.
O, evin dışına giderken görüldü.He was seen going out of the house.
O evini yangına karşı sigortaladı.He insured his house against fire.
O, evinin etrafında bir çit inşa etti.He built a fence around his house.
O, evin etrafına bakındı.He looked about the house.
O, evinin önündeki yolun karını temizledi.He cleared the road in front of his house of snow.
O, satın almadan önce evin dayanıklılığını kontrol etti.He checked the durability of the house before buying it.
O, evinin içini yeniletti.He made over the interior of his house.
O, evine giden on milin tamamını yürümek zorunda kaldı.He had to walk all of ten miles to his home.
O evini 50000 dolara sattı.He sold his house for 50000 dollars.
O, evinden ayrılmak istemedi.He didn't want to part with his house.
Ben onun evini sattığını duyuyorum.I hear that he sold his house.
O evini satışa koydu.He put up his house for sale.
O, dışarı gittiğinde, onun evine göz kulak olmamı rica eder.When he goes out, he asks me to keep an eye on his house.
O, evini kaya üzerine inşa etti.He built his house on rock.
O evine dönüyor.He is homeward bound.
O eski evini sattı.He disposed of his old house.