Londra'da eski bir öğrenciye rastladım.I met an old student in London.
Gazetecilik metni edebi eser değildir.Journalistic text is not a literary work.
Bütün esterler güzel kokmaz.Not all esters smell good.
Güzel bir narbülbülü benim odamın pencere eşiğine indi.A pretty robin landed on my room's windowsill.
Güzel bir kızılgerdan benim odamın pencere eşiğine indi.A pretty robin landed on my room's windowsill.
Ben eski aile fotoğraflara bakmaktan keyif alırım.I enjoy looking at old family pictures.
Pek çok cesur kadın ve erkek, zafere giden yolda bana eşlik edecek.A great many brave men and women will accompany me on the road to victory.
Tom üç yıl önce eşini kaybetti.Tom lost his wife three years ago.
Onların düşünme tarzı eski.Their way of thinking is old-fashioned.
Bu kitaplar eski.These books are old.
Maria okula kadar çocuklara eşlik etmektedir.Maria accompanies the children to school.
Hipotenüsün karesi diğer iki kenarın kareleri toplamına eşittir.The square of the hypotenuse is equal to the sum of the squares of the other two sides.
Sana eve kadar eşlik edebilir miyim?May I accompany you home?
Sana eve kadar eşlik etmeme izin verir misin?Will you allow me to accompany you home?
Tom dev bir eşek arısı tarafından öldürüldü.Tom was killed by a giant hornet.
Bütün hayvanlar eşittir.All animals are equal.
Dikkat! Duygusal bağlılık, aşk ile eşanlamlı değildir!Careful! Emotional dependency is not synonymous with love!
Kötü Esperanto'm için üzgünüm.Pardon my poor Esperanto.
Tom benim eski bir öğrencimdir.Tom is an old student of mine.
Böyle havada eski ceketimi giyerim.I wear my old coat in weather like this.
Ben eşcinsel bir kadınım.I'm a homosexual woman.
Onlar eşcinsel.They are homosexual.
Estonya'nın nüfusu yaklaşık 1,3 milyon kişidir.Estonia's population is about 1.3 million people.
Esperantoyu telaffuz etmek kolaydır.Esperanto is easy to pronounce.
Erkekler ve kızlar dans için eşleştiler.The boys and girls paired off for the dance.
Eşekler ağır paketleri taşıyorlardı.The donkeys were carrying heavy packs.
Esperanto 'Esperantist'lere rağmen var oluyor.Esperanto exists despite the 'Esperantists'.
Evimiz tarihi bir yapıdır ve koruma altındaki bir eser olarak listelenmiştir.Our house is a historic building and is listed as a protected monument.
Yalnız olmak istemiyorsan sana eşlik edebilirim.If you don't want to be alone, I can keep you company.
Anlayış esastır.Understanding is essential.
Lojban Grubu ve yasa tarafından dendiği gibi, Lojban Loglana eşittir.As said by the Lojban Group and the law, Lojban is equal to Loglan.
O, eski bir Yugo sürüyor.She drives an old Yugo.
Sakıncası yoksa yüzmeye gittiğimde eşyalarıma bakar mısın?Would you mind watching my things while I go for a swim?
Yarın Avrupa'dan iki tane genç Esperanto konuşanı geliyor.Tomorrow two young Esperanto speakers are coming from Europe.
Harika! Eşyalarımı toplayacağım!Great! I'll grab my stuff!
Çok şükür ki, şehrin daha eski kısımları müttefiklerin bombalarından korundu.Fortunately, the older part of the city was spared from the Allies' bombs.
Yolun her iki yanında eski duvarlar var.On both sides of the road there are old walls.
Onun eşi belediye binasında çalışıyor.His wife works at the city hall.
Eski şehir popüler bir turistik yerdir.The old city is a popular tourist destination.
Tom görevi esnasında öldü.Tom was killed in the line of duty.
Tom benim en eski arkadaşlarımdan biri.Tom is one of my oldest friends.
Eşek arıları şöhretlerinden daha iyidir.Hornets are better than their reputation.
O herkesin heyecanla bu eşsiz proje üzerinde çalışmasını umuyor.She hopes that everyone will work enthusiastically on this unique project.
Adam eşi için güzel güller alıyor.The man is buying beautiful roses for his wife.
Adam eşi için güzel güller almaktadır.The man buys beautiful roses for his wife.
Esperanto öğrenmek eğlencelidir.It's fun to learn Esperanto.
Onun hobisi eski paraları toplamaktı.Her hobby was to collect ancient coins.
Genel anlamda, mesafe koşucuları kısa mesafe koşucularından daha az esnektir.Generally speaking, distance runners are less flexible than sprinters.
Her dil konuşanları için eşit ölçüde değerli ve kıymetlidir.Every language is equally precious and valuable to its speakers.
Emily eski bir oyuncağa rastladı.Emily came across an old toy.
Emily eski bir oyuncağa rast geldi.Emily came across an old toy.
Tom eşini terk etti.Tom left his wife.
Tom eşini özlüyor.Tom misses his wife.
Bu eşyalar sadece bana ait.These things belong only to me.
Karşıdan esen rüzgar yelkenliye karşı patladı.The headwind blew against the sail.
Ben eşya çalarım.I steal stuff.
O, eşya çalar.He steals stuff.
Mary eşya çalar.Mary steals stuff.
Biz eşya çalarız.We steal stuff.
Onlar eşya çalar.They steal stuff.