Liköre dokunan dudaklar benimkine dokunmayacaklar.Lips that touch liquor shall not touch mine.
Ona dokunmayacağım.I'm not going to touch it.
O kadar faydam dokunmayacak.I'm not going to be that much help.
O, yağlı restoran menüsüne dokunmaya cesaret edemedi.She didn't dare touch the greasy restaurant menu.
Bir şeye dokunmaya korkuyorum.I'm afraid to touch anything.
Sana dokunmayacağım bile.I won't even touch you.
Bir şeye dokunmayacağım.I won't touch a thing.
Sen ona dokunmayacaksın.You will not touch that.
Bir ay için biraya dokunmayacağını söylemiştin.You said you won't touch beer for a month.
Sami, Leyla'nın bacağına dokunmaya başladı.Sami started touching Layla's leg.
Bununla birlikte Palm OS, dokunmaya duyarlı 160 x 160 piksel ekran için yazılmıştı.Palm OS, however, was written for a touch-sensitive 160- by 160-pixel screen.
Şimdi siz ve ben muhtemelen göğüslerine dokunmaya gerek görmediler diye düşünebiliriz.Now you and I could argue that they probably did not need to touch her breasts.
Parmağıma dokunmaya çalışabilir misiniz?Can you try to touch my finger?
Gördünüz, benim sadece görme duyusuna odaklanıyor, ve biraz da dokunmaya.You see, my clock only focuses on sight, and a little bit of touch.
Neden dokunmaya hitap eden sanat olmasın ki?Why can't touching be an art form?
Bu başka tür bir facia, ve masalarımızın altına saklanmanın bize faydası dokunmayacak.It's a holocaust of a different kind, and hiding under our desks isn't going to help.
Peki, dokunmaktan bahsediyorduk, veriye gerçekten dokunmaya geçelim.Okay, now that we're talking about touch, let me move on to really "touching" data.
Paranızı devlete 2 yıl boyunca ödünç verebilirsiniz, 2 yıl için paranıza dokunmayacaksınız.You could lend it to the federal government for two years and not see your money.
Birinci yılın sonunda bile birşey almıyorsunuz, paranıza vadeye kadar dokunmayacaksınız.You're not going to get anything, even a year from now.
Fakat mesele şu ki, ona dokunmaya korktuğumuz bir dönemden çıkıyoruz.But the problem is that we are coming out of a decade where we had a fear of touching it.
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.This is a guy that's like, "if you don't come to me willingly, I will not touch you."
Ama göremeyince, eşyalarla ilgili dokunmaya dayalı bir hafızan oluyor.But when you're blind, you have the tactile memory for things.
Kansere hiç dokunmayan bir ilaç ile elde edilen azalmış bir nüks oranı.Reduce occurrence of cancer by a drug that doesn't even touch the cancer.
Dokunmaya duyarlı görüntülerle ilgiliyim.I'm very interested in touch-sensitive displays.
Şimdi, sadece dokunmaya duyarlı değil basınca da duyarlı bir ekran hayal edin.Now, imagine a screen, which is not only touch-sensitive now, it's pressure-sensitive.
Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız, sizin için kirlidir.Of their flesh you shall not eat, and their carcasses you shall not touch; they are unclean to you.
Başınızın yan tarafındaki saçları kesmeyecek, sakalınızın kenarlarına dokunmayacaksınız.Ye shall not round the corners of your heads, neither shalt thou mar the corners of thy beard.
Yalnız onlardan ihlaslı kulların(a dokunmayacağım).Other than the chosen ones among Your creatures."
Bu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir.For they say: "The Fire will not touch us for more than a few days."
Dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında ateş bize asla dokunmayacaktır."Yet they say: "The Fire will not touch us for more than a few days." Say..
Bunun sebebi onların, "Ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır" demeleridir.For they say: "The Fire will not touch us for more than a few days."
Bir de derler ki: “Cehennem ateşi, sayılı birkaç gün dışında bize asla dokunmayacak.”Yet they say: "The Fire will not touch us for more than a few days." Say..
Çünkü onlar, "Cehennem sayılı bir kaç günün dışında bize dokunmayacak," dediler.For they say: "The Fire will not touch us for more than a few days."
"ALLAH'ın yanında Size hiç bir yararı ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz," dedi.He said, “What! You worship, instead of Allah, one that neither benefits you nor harms you?”
Bir de dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacaktır."And they say, 'The Fire shall not touch us save a number of days.'
İsrailoğulları: Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır, dediler.And they say, 'The Fire shall not touch us save a number of days.'
"Ve Allah'dan başka, sana faydası da, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma!And do not call, apart from God, on what neither benefits you nor harms you.
Sizden sadece zalimlere dokunmayacak olan fitneden sakının.And guard against the mischief that will not only bring punishment to the wrong-doers among you.
Babil'in sonraki zamanlarında, bu hikayeler bağlantılı bir anlatıya dokunmaya başladı.In later Babylonian times, these stories began to be woven into a connected narrative.
Artık ona hiçbir acı dokunmayacak ve hayatın birçok sıkıntısını bir zaferle bitirdi.No pain will ever touch her now, and she has ended life's many troubles with glory.
15. yüzyılda ise İtalya ve Fransa'da dokunmaya başlamıştır.Er entstand im 15. Jahrhundert unter französischem und italienischem Einfluss.
Ve halk çoğunlukla ona dokunmaya çalışır.Le public essaie d'ailleurs souvent de les influencer.
Taker'a dokunmaya yeltenince, yumruk yağmuruna tutuluverdi bir anda.Když se Váju přihnal, okamžitě zaútočil na Sugrívu.
Uygulama, çoklu dokunmaya uyum sağlamak için yeniden tasarlandı.Suunnitelmasta lähti etenemään kosken ennallistaminen.
15. yüzyılda ise İtalya ve Fransa'da dokunmaya başlamıştır.15世紀にはイタリアやスペインで盛んに生産されるようになった。
Ekran, dokunmaya duyarlı olmasına rağmen, bazen biraz gecikme yaşıyor.Kljub živi obarvanosti ga je včasih presenetljivo težko opaziti na preži.
Kötü kalpli, bencil ve kimseye iyiliği dokunmayan biridir.Čia kenčia ištižėliai, egoistai, gyvenime nepadarę nieko gera ir nieko bloga.
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.Dar tipul ăsta zice, "dacă nu mi te dăruieşti de bună voie eu nici nu te ating." -exact-
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.Den här killen bara: "Om du inte vill rör jag dig inte."
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım. Doğru...A on stwierdził: jeśli tego nie zechcesz, nie dotknę cię.
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım. Doğru...Invece lui: "se non vieni di tua spontanea volonta', non ti tocchero'."
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım. Doğru...Mutta tämä vain totesi: "ellet tule suosiolla, en kajoa sinuun."
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım. Doğru...Tohle je chlápek jako "pokud za mnou nepůjdeš dobrovolně, já se tě nedotknu." - Správně.
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım. Doğru...「力ずくでは奪わない」と
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.Este é um vilão que diz: "Se tu não vieres ter comigo, eu não te vou tocar."
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.Ez meg aszongya, "ha nem jössz hozzám önként, nem nyúlok hozzád."
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.Nhưng đó lại là một người thế này, "nếu nàng không bằng lòng đến với ta, ta sẽ không đụng đến nàng."
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.Parece que dice: "si no quieres, no te tocaré".
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.Tapi dia malah, "Jika kamu tidak datang padaku dengan kemauanmu sendiri, aku tidak akan menyentuhmu."
Ama bu adam diyor ki, " Eğer bana kendi rızanla gelmezsen, sana dokunmayacağım.Und dann dieser Typ, "Wenn Du nicht freiwillig kommst, berühre ich Dich nicht."