Yakın derken, güneş sistemi içerisinde아 제가 우리 주변이라고하면 당연히 이 태양계를 말하는거죠.
Yakın derken, güneş sistemi içerisindePar locaux on comprend au sein de notre système solaire.
Yakın derken, güneş sistemi içerisindePor local, refiro-me dentro do sistema solar.
Yakın derken, güneş sistemi içerisindePrzez pobliskie rozumiem te znajdujące się w Układzie Słonecznym.
Yakın derken, güneş sistemi içerisindeY por locales, me refiero al sistema solar.
Yakın derken, güneş sistemi içerisindeÝ tôi là nội trong hệ mặt trời
Yakın derken, güneş sistemi içerisindeΛέγοντας "κοντινή", εννοώ στο ηλιακό μας σύστημα.
Yakın derken, güneş sistemi içerisindeוכשאני אומרת "אזורנו"- אני מתכוונת למערכת השמש.
Yakın derken, güneş sistemi içerisindeソフィーです「カウントダウン」へようこそ
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.Das heisst, die Münze hat genau die gleiche Chance auf der einen oder auf der anderen Seite zu landen.
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.여기서 공정한 동전이란
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.Med en retfærdig mønt mener vi, at der er lige stor sandsynlighed for at lande på hver af siderne.
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.Med rättvist menar jag att det är lika stor chans att det landar på ena eller andra sidan.
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.Quando falo sobre uma moeda não viciada, digo que a moeda tem chances iguais de cair um lado ou outro.
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.Và khi tôi nói về một đồng xu cân bằng, có nghĩa là nó có khả năng ra một trong hai mặt
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.Όταν μιλάω για ένα δίκαιο κέρμα, εννοώ ότι έχει την ίδια πιθανότητα να προσγειωθεί στη μία ή στην άλλη πλευρά.
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.Я маю на увазі,під симетричною монетою, що кожен з її боків має рівну можливість для випадання.
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.عندما اتحدث عن قطعة نقد عادية, أقصد أنه لديها فرصة متساوية أن
Yani adil para derken,paranın her iki yüzünün de yere düşme olasılığının aynı olmasından bahsediyorum.同等のチャンスがあるということです。 同等のチャンスがあるということです。
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordum생물학적 에너지의 화폐가 ATP라고 말했었습니다. 그 이유는 이러합니다.
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumDonc quand je dis que l'ATP est la monnaie énergétique biologique, c'est pour ça.
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumEntão quando falo de o ATP ser a moeda da energia biológica, isto é o porquê.
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumProto nazývám ATP měnou biologické energie.
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumUnd das meine ich mit: die "Währung" der biologischen Energie ist ATP.
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumWięc to jest powód dla którego mówię, że ATP to waluta energii biologicznej.
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumY cuando hablo de ATP es la moneda de energía biológica, por eso.
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumНека тук изобразим водата. Имаме кислород и водород. Тук имаме още един атом водород.
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumזוהי הסיבה לכך שאנו מדברים על ATP שהוא כעין מטבע של אנרגיה ביולוגית .
Yani ATP bir enerji kaynagıdır derken bunu demeye calısıyordumو بالتالي عندما اتحدث عن الأدينوسين ثلاثي الفوسفات علي انه العملة للطاقة البيولوجية , هذا هو السبب.
Yani orijinde başlayıp ifade ettikleri koordinata doğru gidiyorlar. - Konum vektörü derken bunu kastediyorum.Byl jsem schopen znázornit pouze něco jdoucí přes počátek s nějakým sklonem.
Yani orijinde başlayıp ifade ettikleri koordinata doğru gidiyorlar. - Konum vektörü derken bunu kastediyorum.Y tal vez eso sería, qué sería?
Yani telif hakký, "bütün haklarý saklýdýr" derken, CC "bazý haklarý saklýdýr" ţiarýdýr.Dus als copyright gaat over "All rights reserved", dan is dit een "Some rights reserved" model.
Yani telif hakký, "bütün haklarý saklýdýr" derken, CC "bazý haklarý saklýdýr" ţiarýdýr.Pokud autorské právo je "Všechna práva vyhrazena", tak tohle bylo "Některá práva vyhrazena"
Yani telif hakký, "bütün haklarý saklýdýr" derken, CC "bazý haklarý saklýdýr" ţiarýdýr.Έτσι,ο κανονας "ολική κατοχή δικαιωμάτων",μπορούσε να γίνει "μερική κατοχή δικαιωμάτων".
Yani telif hakký, "bütün haklarý saklýdýr" derken, CC "bazý haklarý saklýdýr" ţiarýdýr.こういったことを簡単にあなたに伝えたい: 私の創作物を使ってこういうことができます、
Yani telif hakký, "bütün haklarý saklýdýr" derken," فإذا كانت كل ما تدور حوله حقوق النشر أن: "كل الحقوق محفوظة
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.효능을 2주로 해서 계산했을때 충분한 양이라는 겁니다.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Als ik 'genoeg' zeg dan is dat voor twee weken.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Când spun îndeajuns, mă refer cât pentru 2 săptămâni.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Cuando digo suficiente, son dos semanas de existencia.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Quand je dis assez, c'est deux semaines de traitement.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Quando dico abbastanza, intendo per due settimane.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Tôi nói đủ là đủ dùng cho hai tuần.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Wenn ich 'genügend' sage, meine ich genügend für zwei Wochen.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Wystarczą na dwa tygodnie.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Като казвам достатъчно, става дума за двуседмично количество.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.Когда я говорю достаточно, я имею в виду количество препарата на две недели приёма.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.כשאני אומרת מספקת, המשמעות היא שזה יחזיק שבועיים.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.و عندما أقول ما يكفي فأعني لمدة أسبوعين فقط.
Yetecek miktar derken, iki hafta yetecek kadar.ですから その後は自分たちで 対処することになります
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?A ki azt mondod, ne paráználkodjál, paráználkodol-é? a ki útálod a bálványokat, szentségtörõ vagy-é?
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?ki govoriš, naj se ne prešeštvuje, prešeštvuješ? ki so ti mrzki maliki, pleniš svetišče?
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?간음하지 말라 말하는 네가 간음하느냐 우상을 가증히 여기는 네가 신사 물건을 도적질하느냐
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?Który mówisz, żeby nie cudzołożono, cudzołożysz? który się brzydzisz bałwany, święte rzeczy kradniesz?
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?Pravě: Nezcizoložíš, a cizoložství pácháš? V ohavnosti maje modly, svatokrádeže se dopouštíš?
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?Tu care zici: ,,Să nu preacurveşti,`` preacurveşti? Tu, căruia ţi -e scîrbă de idoli, le jăfuieşti templele?
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?Tu che proibisci l'adulterio, sei adultero? Tu che detesti gli idoli, ne derubi i templi
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?Tu, que dizes que não se deve cometer adultério, adultéras? Tu, que abominas os ídolos, roubas os templos?
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?Tú que hablas contra el adulterio, ¿cometes adulterio? Tú que abominas a los ídolos, ¿cometes sacrilegio
‹‹Zina etmeyin›› derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?Ty, ktorý hovoríš necudzoložiť, cudzoložíš? Ktorému sa hnusia modly, dopúšťaš sa svätokrádeže?