1981 de davulcu kardeşi Vinnie Paul ile Pantera'yı kurdu.Abbott thành lập ban nhạc Pantera vào năm 1981 cùng với anh trai của mình là Vinnie Paul chơi trống.
Candombe'nin müziği, cuerda adı verilen bir grup davulcu tarafından çalınır.カンドンベの音楽はcuerdaと呼ばれるドラマーのグループによって演奏される。
Rock grubu Blink-182'nun davulcusu olarak bilinir.プロデューサーは、Blink 182のマーク・ホッパス。
Karen Anne Carpenter (2 Mart 1950 – 4 Şubat 1983)Amerikalı şarkıcı ve davulcu.卡伦·安·卡彭特 (Karen Anne Carpenter,1950年3月2日-1983年2月4日),美国著名流行音乐歌手及鼓手。
Kendisinden sonra gelen birçok davulcuya ilham kaynağı olmuştur.明治以後,許多附屬寺院逐漸荒廢。
Eylül 1996 Bon Jovi grubunun davulcusu Tico Torres ile evlenmiş; çift Haziran 1998'de boşanmıştır.그녀는 1996년 9월 본 조비의 드러머인 티코 토레스와 결혼했으나 1998년 6월에 이혼했다.
Davulcu ve zurnacı en az iki hafta öncesinden ayarlanarak tutulur.דייר נעצרה ונכלאה אף היא למשך חודשיים.
Davulcu çoğu zaman erkektir.Най-често шаманът е мъж.
Sonra davulcu Ivar de Graaf grubu bırakınca yerine Ciro Palma geldi.Той също напуска скоро след това, а на негово място идва Ивар де Граф.
GGF’nin dağılmasından sonra fripp davulcu Michael Giles ile yeni bir grup kurma planları yapmaya başlar.След разпадането на групата Фрип и Майкъл Джаелс започват да планират създаването на нова формация.
Grup solist Michael Stipe, gitarist Peter Buck, basçı Mike Mills ve davulcu Bill Berry'den oluşmaktadır.Нейните членове са китаристът Питър Бък, певецът Майкъл Стайп, басистът Майк Милс и барабанистът Бил Бери.
Alman power metal grubu Blind Guardian'ın eski davulcusudur.„Battalions of Fear“ е дебютният албум на немската метъл група Blind Guardian.
Davulcu Nicko McBrain'in grupla yaptığı ilk stüdyo albümüdür.Това е първият албум на барабаниста Нико Макбрейн с групата.
Rock grubu Blink-182'nun davulcusu olarak bilinir.Diskografija američkog pop punk sastava Blink-182.
Grubun popülaritesi 1983 yılında davulcu Phil Rudd'ın gruptan ayrılmasının ardından azalmaya başladı.No, popularnost sastava naglo je pala nakon odlaska bubnjara Phila Rudda 1983. godine.
Davulcu Nicko McBrain'in grupla yaptığı ilk stüdyo albümüdür.To je prvi album na kojem se nalazi novi bubnjar Nicko McBrain.
Bu tarihten beri grup üyeleri davulcu Danny Carey, gitarist Adam Jones ve vokalist Maynard James Keenan'dır.Članovi su bubnjar Danny Carey, basist Justin Chancellor, gitarist Adam Jones, i pjevač Maynard James Keenan.
Yaşayan en iyi rock davulcularından biridir.Jedna je od najuspješnijih rock grupa ikada.
Parçada konuk sanatçı olarak, Kurban grubunun davulcusu Burak Gürpınar yer almıştır.(Jebi se, Antestore!) izvan koncertnog mjesta te kako je lokalna policija ispratila članove sastava.
Sigma İngiliz davulcu ve bas ikilisi Cameron Edwards ve Joe Lenzie'den oluşan grup..Sigma je anglická drum and bassová dvojica, ktorej členmi sú Cameron Edwards a Joe Lenzie.
Bu anlaşmadan sonra da, gruba Dave Grohl davulcu olarak katıldı.Skupina sa rozhodla, že zamestná bubeníka Davea Grohla.
AC/DC nin davulcu Chris Slade ile kaydettiği tek albümdür.Na jeho miesto prišiel do AC/DC štúdiový veterán Chris Slade.
Annesi bir belediye çalışanı ve babası bir caz davulcusu ve tamircisi idi.Jeho matka, Dorothy, bola komunálna zamestnankyňa, otec jazzovým bubeníkom a opravárom.
Grubun bir önceki davulcusu Mike Portnoy'un gruptan 2010 yılında ayrılmasından sonra gruba dahil olmuştur.V tomto zložení zostali až do roku 2010, kedy ohlásil odchod z kapely bubeník Mike Portnoy.
Grubun popülaritesi 1983 yılında davulcu Phil Rudd'ın gruptan ayrılmasının ardından azalmaya başladı.Krátko potom, ako od kapely v roku 1983 odišiel bubeník Phil Rudd popularita AC/DC klesala.
Sonraki bir yıl boyunca bir dizi basçı ve davulcu kadroda yer aldı.Neskôr si do bytu kúpili kuriatko a kačku.
Yeğeni Ekin Cengizkan, davulcu olarak başta Anima olmak üzere çeşitli müzik oluşumlarında yer almıştır.Ochotne Sydovi dovoľovali, aby spolu s jeho prvými hudobnými skupinami skúšal aj v obývacej izbe ich domu.
Rock grubu Blink-182'nun davulcusu olarak bilinir.To skupino lahko označimo tudi kot naslednjico skupine blink-182.
Beşinci üye olan davulcu Matt Cameron, 1998'den beri gruptadır ve aynı zamanda Soundgarden ile çalmaktadır.Trenutni bobnar Matt Cameron je bivši član skupine Soundgarden in je s skupino Pearl Jam od leta 1998.
Rock grubu Blink-182'nun davulcusu olarak bilinir.Jie pasivadino Blink-182.
AC/DC nin davulcu Chris Slade ile kaydettiği tek albümdür.Tai buvo pirmasis ir vienintėlis studijinis albumas su būgniniku Chris Slade.
Dregs'te çaldığı sırada grubun davulcusu Rod Morgenstein ile bir ikili çalışmaya imza attı.Tuo metu, kai Rudess’as priklausė Dixie Dregs, susiformavo duetas su būgnininku Rod Morgenstein.
Rock grubu Blink-182'nun davulcusu olarak bilinir.Bändi ametlik nimi on Blink-182.
Davulcu Nicko McBrain'in grupla yaptığı ilk stüdyo albümüdür.Tegu on esimese Iron Maideni stuudioalbumiga, kus trumme mängib Nicko McBrain.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.A fost un filosof; a fost un cântăreţ la tobe; a fost un profesor prin excelenţă.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Był filozofem, grał na bębnach, był wyjątkowym nauczycielem.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.C'était un philosophe. Il jouait de la batterie. C'était un professeur d'excellence.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Dia seorang filsuf, seorang pemain drum, seorang guru yang luar biasa.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Ele era um filósofo, era um baterista, era um professor "par excellence".
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Era un filosofo; era un batterista; era l'insegnante per eccellenza.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Era un filósofo, tocaba los bongos, era un maestro por excelencia.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Er war ein Philosoph; er ware ein Schlagzeugspieler, er war ein Lehrer par exellence.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Han var en filosof; en trumspelare; han var en excellent lärare.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Hij was een filosoof. Hij was een drummer. Hij was een leraar par excellence.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.그는 철학자였습니다. 드럼연주자이기도 했고, 훌륭한 선생님이었습니다.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Richard Feynman filozófus is volt, ugyanakkor dobolt is, és fantasztikus tanár is volt.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Ήταν ένας φιλόσοφος, ήταν ένας ντράμερ, ήταν ένας κατεξοχήν δάσκαλος.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Він був філософом, він був гравцем на барабані Він був зразковим вчителем.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Он был философом; он был барабанщиком; он был отличным учителем.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.Той беше философ; той беше барабанист; той беше истински учител.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.הוא היה פילוסוף; הוא היה מתופף; הוא היה מורה למופת.
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.كان فيلسوفاً وكان قارع طبول وكان مدرساً مميزاً
Bir filozoftu o. bir davulcuydu. müthiş bir öğretmendi.ドラム奏者であり 人並み外れて優秀な教師でもありました リチャード・ファインマンは
-- evet hâlâ bir davulcu, evet hâlâ stüdyo müzisyeni -- bunları söylemek zorunda idi:- ano, pořád je bubeníkem; ano, pořád nahrává - řekl jim k tomu tohle:
-- evet hâlâ bir davulcu, evet hâlâ stüdyo müzisyeni -- bunları söylemek zorunda idi:-- da, mai e baterist; da, e muzician de studio -- el a zis aşa:
-- evet hâlâ bir davulcu, evet hâlâ stüdyo müzisyeni -- bunları söylemek zorunda idi:-- da, še vedno je bobnar in glasbenik v studiu-- je povedal sledeče:
-- evet hâlâ bir davulcu, evet hâlâ stüdyo müzisyeni -- bunları söylemek zorunda idi:- igen, még mindig dobos, igen, stúdiózenész - ezt válaszolta:
-- evet hâlâ bir davulcu, evet hâlâ stüdyo müzisyeni -- bunları söylemek zorunda idi:-- ja, han är fortfarande trummis, ja, han är studiemusiker -- det han sa var det här:
-- evet hâlâ bir davulcu, evet hâlâ stüdyo müzisyeni -- bunları söylemek zorunda idi:-- ja, han er stadig trommeslager; ja, han er en studiemusiker -- havde han dette at sige:
-- evet hâlâ bir davulcu, evet hâlâ stüdyo müzisyeni -- bunları söylemek zorunda idi:-- ja, hij is nog steeds drummer; ja, hij is studiomuzikant -- had hij dit te zeggen: