Yarın Bill'in Ann'le buluşmasını ayarladım.I have arranged for Bill to meet Ann tomorrow.
Tom çarşamba günü Mary'nin John'la buluşmasını ayarladı.Tom has arranged for Mary to meet John on Wednesday.
Bugün Tom'un bizimle bankada buluşmasını rica etmek istiyorum.I want to ask Tom to meet us at the bank today.
Tom'a benimle tren istasyonunda buluşmasını istedim.I asked Tom to meet me at the train station.
Tom Mary'ye onunla kütüphanede buluşmasını söyledi.Tom told Mary to meet him at the library.
Tom'a hemen burada benimle buluşmasını söyle.Tell Tom to meet me here right away.
Tom, Mary ile olan buluşmasını son dakikada iptal etti.Tom canceled his date with Mary at the last minute.
Mary, Tom'un, annesiyle buluşmasını istiyor.Mary wants Tom to meet her mother.
Tom, Mary'nin okuldan sonra onunla buluşmasını istedi.Tom wanted Mary to meet him after school.
Tom, Mary'nin saat 2.30'da onunla buluşmasını istedi.Tom wanted Mary to meet him at 2:30.
1579'da, Francis Drake'in gemi papazı Francis Fletcher, Patagonyalılarla uzun buluşmasını yazmıştır.In 1579, Francis Drake's ship chaplain, Francis Fletcher, wrote about meeting very tall Patagonians.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.So I'm the living product of two cultures coming together.
Ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını inkar edenlerin yaptıkları boşunadır.Vain are the acts of those who deny Our signs and the meeting in the Hereafter.
İskenderin Hintli bilgelerle buluşmasının birçok Arapça ve Farsça versiyonu bulunuyor.In one of many Arabic and Persian versions of the meeting of Alexander with the Indian sages.
Fan buluşmasının biletleri çıktıktan 30 dakika sonra tükendi.En moins de 40 minutes la vente des truffes est terminée.
Tom'a benimle tren istasyonunda buluşmasını istedim.Le pedí a Tom que se encontrase conmigo en la estación de tren.
1995 - Uzay mekiği Discovery, Rus uzay istasyonu Mir ile tarihi buluşmasını gerçekleştirdi.1995 – Lo Space Shuttle Atlantis si congiunge con la stazione spaziale russa Mir.
Daha sonra Buffy'yi arar ve onlarla buluşmasını söylerler.Затем звонит Бретту и говорит, что им надо немедленно встретиться.
1995 - Uzay mekiği Discovery, Rus uzay istasyonu Mir ile tarihi buluşmasını gerçekleştirdi.1995 - De Amerikaanse Spaceshuttle Atlantis koppelt zich aan het Russische ruimtestation Mir.
1579'da, Francis Drake'in gemi papazı Francis Fletcher, Patagonyalılarla uzun buluşmasını yazmıştır.Under 1579 skrev Sir Francis Drakes kapten, Francis Fletcher, om ett möte med jättelånga patagonier.
Daha sonra Buffy'yi arar ve onlarla buluşmasını söylerler.Anh ta gọi ông Bumble lại và bàn chuyện.
Fan buluşmasının biletleri çıktıktan 30 dakika sonra tükendi.閉館前30分鐘停止入場或售票。
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Așa că sunt produsul viu a două culturi care s-au unit.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Así que soy el producto de la unión de dos culturas.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Cho nên tôi là sản phẩm sống của hai nền văn hóa.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Donc je suis le produit de deux cultures qui se rencontrent.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Ik ben dus het levende product van de samenkomst van twee culturen.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.그래서 저는 함께 다가온 두 문화들의 살아있는 결과물이죠.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Quindi sono il prodotto vivente dell'unione di due culture.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Tak więc jestem żywym produktem połączenia dwóch kultur.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Takže jsem žijící dílo dvou kultur, které se spojily.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Така че, съм резултат от обединението на две култури.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.Я живое воплощение смешения двух культур.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.אז אני מוצר חי של שתי תרבויות שהתחברו.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.لذا فأنا نتاج حي لثقافتين يأتيان سوياً.
Böylece, iki kültürün buluşmasının canlı bir ürünüyüm.受け継いでいます