Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.그래서 그 노인분들은 안 보인는건 그렇다치더라도, 말은 할 수 있어야 한다고 생각했지요.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.Mereka menerima kebutaan saya, namun mereka harus membuat saya bicara.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.Så de vurderede at ikke være i stand til at se er en ting, men at de skulle få mig til at tale.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.Stwierdzili, że ślepota to jedno, ale muszą sprawić, żebym zaczęła mówić.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.Thế là họ bàn rằng không thể nhìn thấy là một việc, nhưng họ cần làm cho tôi nói được.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.Úgy gondolták, mivel a látásomon nem tudnak segíteni, ezért elkezdenek beszélni tanítani.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.Ze dachten: niet kunnen zien is één ding, maar ze moesten me aan het praten krijgen.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.Έτσι αποφάσισαν ότι το να μη μπορώ να δω είναι άλλο πράγμα, αλλά έπρεπε να με μάθουν να μιλάω.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.И они решили, что слепота - это одно, а вот разговаривать меня научить надо.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.И осъзнаха, че да не виждам е едно, но трябва да ме накарат да говоря.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.Тому вони подумали, що сліпота - це одне, але навчити мене говорити вони повинні.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.והם החליטו שאולי אני לא מסוגלת לראות, אבל אני צריכה להתחיל לדבר.
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.لذا أدركوا أن عدم قدرتي على الرؤية هو شئ هام ولكنهم أرادوا أن يجعلونى أتحدث
Bu bakımdan görememeyi başka bir tarafa bırakıp, beni konuşturmaları gerektiği düşüncesine kapıldılar.なる必要がありました。 オフィスマネージャーのサリーが
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Aşa că asta e o problemă de actualitate.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Das ist also ein zeitgemäßes Problem.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Dit is dus een actueel probleem.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Donc c'est un problème d'actualité.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Es un asunto pertinente.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.E' un problema attuale.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Jadi ini adalah masalah waktu.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Jak mówiłem, to aktualny problem.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.그래서 시기적절한 문제라는 것입니다.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Portanto este é um problema actual.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Så dette er et spørgsmål om rettidighed.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Szóval ez egy időszerű probléma.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.To je skutečné aktuální problém.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Vậy nó là một vấn đề hiện hữu thường xuyên.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Πρόκειται λοιπόν για ένα επίκαιρο πρόβλημα.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.И така това е актуален проблем.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Поэтому эта проблема актуальна.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.Слушне питання.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.אז זוהי בעיה התלויה בזמן.
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.هذه قضية مناسبة لهذا الوقت .
Bu bakımdan zamanla ilgilidir.貯蓄率の推移を見ると