Tom'un Boston'da bulunmadığından oldukça eminim.I'm pretty sure Tom hasn't been to Boston.
Boşa zaman harcıyoruz.We're wasting time.
Gelecek hafta Boston'a gideceğim fakat bunu dört gözle beklemiyorum.I'll be going to Boston next week, but I'm not really looking forward to it.
Boston'dan ayrılmak zorundasın.You have to leave Boston.
Boston'a hoş geldiniz.Welcome to Boston.
Oda boş.The room is empty.
Otopark neredeyse boş.The parking lot is nearly empty.
Otopark hemen hemen boş.The parking lot is almost empty.
Asla Boston'dan ayrılmak istemedim.I never wanted to leave Boston.
Bildiğimiz kadarıyla, Tom Boston'da olabilir.For all we know, Tom could be in Boston.
Ceplerini boşalt!Empty your pockets!
Ceplerinizi boşaltın!Empty your pockets!
Boston hakkında daha fazla bilmek istiyorum.I'd like to know more about Boston.
Tom'un Boston'da bir gece kalacağını sanıyordum.I thought Tom would stay overnight in Boston.
Tom'un May'yi görmek için Boston'a gideceğini düşünüyordum.I thought Tom would go to Boston to see Mary.
Tom'un Boston'a döneceğini düşündüm.I thought Tom would be returning to Boston.
Tom'un şimdiye kadar Boston'da olacağını düşündüm.I thought Tom would be in Boston by now.
Evlendikten sonra Boston'u ziyaret edeceğimizi düşündüm.I thought we'd visit Boston after we got married.
Tom'un Boston'a gittiğini düşündüm.I thought Tom had gone to Boston.
Daha fazla mühimmatı boşa harcamayı göze alamayız.We can't afford to waste any more ammunition.
Boston'a hangi yoldan gideceğime karar veremiyorum.I can't decide which route to take to Boston.
Tom'un Boston'da olduğundan biz bile emin olamayızWe can't even be sure Tom is in Boston.
Boston'a geri dönemeyiz.We can't go back to Boston.
Boş ver.Skip it.
Sen bugün Boston'u terk edemezsin.You can't leave Boston today.
Bu işi bitirinceye kadar Boston'u terk edemeyiz.We can't leave Boston until we finish this job.
Zamanını boşa harcadığını görmeye dayanamıyorum.I can't stand to see you wasting your time.
Tom'u ziyaret etmek için Boston'a gitmeye sabırsızlanıyorum.I can't wait to go to Boston to visit Tom.
Boston'un soğuk olması gerektiğini düşünüyordum.I thought Boston was supposed to be cold.
Ben Boston'a gitmeden önce seni görmek için uğrayacağımı düşündüm.I thought I'd drop in to see you before I went to Boston.
Boston'dan ayrılırsam seni unutabilirim sanmıştım.I thought if I left Boston, I could forget you.
Şirketin Tom'u Boston'a gönderdiğini düşündüm.I thought the company had sent Tom to Boston.
Tom ve Mary'nin Boston'a gittiğini düşündüm.I thought Tom and Mary were going to Boston.
Tom ve Mary'nin Boston'da olmaları gerektiğini düşünüyordum.I thought Tom and Mary were supposed to be in Boston.
Tom'un geçen yıl Boston'da öldüğünü düşündüm.I thought Tom died last year in Boston.
Tom'un Boston'lu olduğunu düşünüyordum.I thought Tom was from Boston.
Tom'un Boston'da olduğunu düşündüm.I thought Tom was in Boston.
Boston'a taşındığını düşünmüştüm.I thought you moved to Boston.
Tom'un Boston'da olduğunu söylediğini düşündüm.I thought you said Tom was in Boston.
Boşanmak istediğini düşündüm.I thought you wanted a divorce.
Şimdiye kadar Boston'da olacağını düşündüm.I thought you'd be in Boston by now.
Senin Boston'a gittiğini düşündüm.I thought you'd gone to Boston.
Boston'da bir gece kalacağını düşündüm.I thought you'd stay overnight in Boston.
Time Square boş.Time Square is empty.
Ben Boston'a hareket ettiğim zaman yeni arkadaşlar yapmayı umdum.I expected to make new friends when I moved to Boston.
Boston'da bir sürü arkadaşım var.I have a lot of friends in Boston.
Boston'da birkaç arkadaşım var.I have several friends in Boston.
Hâlâ Boston'da birkaç arkadaşım var.I still have a few friends in Boston.
Ben aslında Boston'da doğdum.I was actually born in Boston.
Japonya'ya dönmeden önce Boston'da kalmıştım.I had stayed in Boston before I returned to Japan.
Şişe boş.The bottle is empty.
Boston yakınında sık sık gittiğim bir balıkçı kulübesi var.There's a fishing lodge near Boston that I often go to.
Vaktimiz dar, boşa harcamayalım.Let's not waste what little time we have.
Çok az zamanımız var, onu da boşa harcamayalım.Let's not waste what little time we have.
Ait olduğumuz Boston'a geri dönelim.Let's get back to Boston where we belong.
Bu fırsatı boşa harcamayalım.Let's not waste this opportunity.
Daha fazla parayı boşa harcamayalım.Let's not waste any more money.
Bu şansı boşa harcamayalım.Let's not waste this chance.
Zamanımızı boşa harcamayalım.Let's not waste our time.
Boston hakkında konuşalım.Let's talk about Boston.