Michael iki yakasını bir araya getirmekte zorlanıyordu.Michael had a hard time making ends meet.
Mümkün olduğunca çok sayıda işçiyi bir araya getirmek önemlidir.It's important to unite as many workers as possible.
Çok Fransızca kelime biliyorum ama cümle içinde bir araya getirmekte zorlanıyorum.I know a lot of French words, but it's difficult for me to combine them into sentences.
Tom iki ucunu bir araya getirmek için bir yol arıyor.Tom is looking for a way to make ends meet.
Bunu bir araya getirmek birkaç saatimi aldı.It took me several hours to put it together.
Birleştirme (B): İki parçayı bir araya getirmek.Assemble (A): joining two parts together.
Birlikte bir anlam ifade etmeyen birçok fikri çorba gibi bir araya getirmek çok kolay.Because it's very easy to throw a soup of lots of ideas which don't make any sense together.
Bunları alıp puzzle gibi bir araya getirmek harikaydı." dedi.It was amazing, taking these little bits here and there and putting them together like a puzzle."
Belirli bir ortamda (örneğin ofis) insanları bir araya getirmek ve bağlamak için eşanlamlıdır.It is a synonym for gathering and connecting people in a certain environment (e.g. the office).
Amacı tüm İngiliz sivil alan faaliyetlerini tek bir yönetim altında bir araya getirmektir.It " together all UK civil space activities under one single management".
Profesyonel ve amatör yazarların yorumlarını bir araya getirmektedir.Screenwriter organizations bring together professional and amateur writers and filmmakers.
Albüm, eski ve yeni jenerasyon sanatçıları bir araya getirmektedir.This group continues to provide information to new and old collectors alike.
En aşağısı ise yakanızı bir araya getirmekte zorlanıyorsunuz demek.Being down at the bottom means that you're struggling to make ends meet.
Bu evreni bir araya getirmek için ne kadar çok işçiye ihtiyaç duyardınız değil mi?How big a contractor team would you need to put this universe together, right?
Yoga kelimesi Sanskritçeden 'birlik, birleştirmek, bir araya getirmek'ten gelir.The word yoga comes from the Sanskrit, meaning "union, to yoke, to bring together."
Ve siz iki yakanızı bir araya getirmekte sorun yaşıyorsunuz.And you have a problem making ends meet.
Onları bir araya getirmek zorundayız.We have to bundle adjust them.
Demek istediğidim bu, sıradışı bir evlilik -- ikisini bir araya getirmek uzun zaman aldı.I mean, it's rather uncommon to have this marriage -- a long time to put those two together.
Diğer yandan düşünürseniz tekerlekle bavulu bir araya getirmek de uzun sürdü.But then again, it took us a long time to put the wheel and the suitcase together.
Benim uzmanlık alanım dijital teknoloji ve sihirbazlığı bir araya getirmek.Now my own speciality is combining digital technology and magic.
İlk adım bir araya getirmekti.The first step we did was to collect.
Ve bunları bir araya getirmek...And putting them together.
'Herkesi bir araya getirmek ?' dedi."Bring people together?"
Ben bu yuvarlak bir araya getirmek bana kalmıştı düşündüm eski Corky.I thought it was up to me to rally round old Corky.
Gördüğünüz gibi, iki elimi baloncukları toplayıp bir araya getirmek için kullanabiliyorum.Now, you can see, I can use both of my hands to kind of squeeze and put the blobs together.
Oyunun amacı 5 aynı renk topu bir satırda bir araya getirmektir.It seems to be our lucky day!
Bazı Beat şairlerini bir araya getirmek istedim ve çok ilgi vardı.I wanted to get some Beat poets together and there was a lot of interest.
Durum, başa çıkmak için onları bir araya getirmek yerine aksine birbirinden uzaklaştırıyor."[1]The situation is pulling them apart instead of drawing them together to deal with it."[1]
Taşınmasından birkaç yıl sonra, kendisini iki yakayı bir araya getirmek için mücadele ederken buldu.Several years after the move, he found himself struggling to make ends meet.
Birlikte bir anlam ifade etmeyen birçok fikri çorba gibi bir araya getirmek çok kolay.Weil es sehr einfach ist, eine Suppe von vielen Ideen zusammenzuwerfen, die miteinander keinen Sinn ergeben.
Birlikte bir anlam ifade etmeyen birçok fikri çorba gibi bir araya getirmek çok kolay.Parce qu'il est très facile de jeter une soupe de beaucoup d'idées qui n'ont pas de sens ensemble.
Birleştirme (B): İki parçayı bir araya getirmek.Test A/B : Comparer deux versions d’un même élément.
Albüm, eski ve yeni jenerasyon sanatçıları bir araya getirmektedir.L'album comporte des performances des anciens et nouveaux membres du groupe.
Birlikte bir anlam ifade etmeyen birçok fikri çorba gibi bir araya getirmek çok kolay.Porque es fácil tirar una sopa de ideas combinadas que juntas no tienen sentido.
Birleştirme (B): İki parçayı bir araya getirmek.M (1 бит): Будут ли ещё фрагменты.
Bunları alıp yapboz gibi bir araya getirmek harikaydı." dedi.Было забавно получать эти маленькие кусочки и складывать их вместе как головоломку».
Albüm, eski ve yeni jenerasyon sanatçıları bir araya getirmektedir.Архитекторы пытаются соединить старое и новое.
1739 yılında matematik ve müziği bir araya getirmek için “Tentamen novae theoriae musicae” yazdı.W roku 1739 napisał Tentamen novae theoriae musicae, mając nadzieję zespolić teorię muzyki z matematyką.
Belirli bir ortamda (örneğin ofis) insanları bir araya getirmek ve bağlamak için eşanlamlıdır.Правовий статус конкретної особи — складне поєднання і переплетіння правомочностей.
Çok Fransızca kelime biliyorum ama cümle içinde bir araya getirmekte zorlanıyorum.Я знаю багато французьких слів, але мені складно створювати з них речення.
En bütük arzusu son dönem İtalyan mimari akımları ile Moskova Baroğu stillerinin bir araya getirmek idi.Ve svých stavbách kombinoval poslední trendy italského baroka s tradičním moskevským stylem.
Bunları alıp puzzle gibi bir araya getirmek harikaydı." dedi.A fost uimitor, luând toate aceste bucăți mici de aici și de acolo și punându-le cap la cap, ca pe un puzzle”.
Albüm, eski ve yeni jenerasyon sanatçıları bir araya getirmektedir.Albumi yhdistelee yhtyeen tuotannon uusia ja vanhoja elementtejä.
Oyunun amacı, başta kayıp aileyi bir araya getirmek olmak üzere kişiye kalmış çeşitli amaçlardır.Pelissä ideana on suorittaa erilaisia leikkauksia ensimmäisestä persoonasta.
Albüm, eski ve yeni jenerasyon sanatçıları bir araya getirmektedir.Albumet inneholder både gamle og nye julesanger.
Belirli bir ortamda (örneğin ofis) insanları bir araya getirmek ve bağlamak için eşanlamlıdır.仲人(なこうど)は、日本において、人同士の間に入り、人間関係を仲立ちする役割の人。
1739 yılında matematik ve müziği bir araya getirmek için “Tentamen novae theoriae musicae” yazdı.在1739年,欧拉写下了《音乐新理论的尝试(Tentamen novae theoriae musicae)》,书中试图把数学和音乐结合起来。
Belirli bir ortamda (örneğin ofis) insanları bir araya getirmek ve bağlamak için eşanlamlıdır.상관면은 상관면(上關面)과 부남면(府南面)의 합면이다.
1739 yılında matematik ve müziği bir araya getirmek için “Tentamen novae theoriae musicae” yazdı.ב-1739 הוא פרסם את "Tentamen novae theoriae musicae", וקיווה להפוך את המוזיקה לחלק מן המתמטיקה.
En bütük arzusu son dönem İtalyan mimari akımları ile Moskova Baroğu stillerinin bir araya getirmek idi.Vo svojich stavbách kombinoval posledné trendy talianskeho baroka s tradičným moskovským štýlom.
En bütük arzusu son dönem İtalyan mimari akımları ile Moskova Baroğu stillerinin bir araya getirmek idi.Jis troško naujausias italų architektūros tradicijas suderinti su maskvietiško baroko stiliumi.
Hikâye, ailesini tekrar bir araya getirmek isteyen bir çocuğu anlatıyor.Filmas pasakoja apie šeimą siekiančią atgauti pagrobtą sūnų.
Albüm, eski ve yeni jenerasyon sanatçıları bir araya getirmektedir.Näitusekülastaja kohtub uute ja vanade igapäevaste asjadega.
Ailemi bir araya getirmek, toparlamak için çiziyordum -- (Gülüşmeler)A já si kreslila, abych rodinu spojila - ("Zůstávám spolu kvůli mým rodičům.")
Ailemi bir araya getirmek, toparlamak için çiziyordum -- (Gülüşmeler)Dan saya menggambar untuk mencoba menyatukan keluarga saya -- (Tawa)
Ailemi bir araya getirmek, toparlamak için çiziyordum -- (Gülüşmeler)E desenhava na tentativa de juntar a minha família. [Fico aqui contigo por amor aos meus pais.] (Risos)
Ailemi bir araya getirmek, toparlamak için çiziyordum -- (Gülüşmeler)En ik tekende om mijn familie samen te brengen -- (Gelach)
Ailemi bir araya getirmek, toparlamak için çiziyordum -- (Gülüşmeler)És azért rajzoltam, hogy összehozzam a családomat -- (Nevetés)
Ailemi bir araya getirmek, toparlamak için çiziyordum -- (Gülüşmeler)Et j'ai dessiné pour essayer de rassembler ma famille -- (Rires)
Ailemi bir araya getirmek, toparlamak için çiziyordum -- (Gülüşmeler)Iar eu am desenat încercând să-mi unesc familia -- (Râsete)