Geçmişe bakıldığında, ona daha saygılı davranmalıydım.In retrospect, I should have treated her with more respect.
Geçmişe bakıldığında, sanırım sen haklıydın.In retrospect, I think you were right.
Geriye dönüp bakıldığında, belki de o fotoğrafı benim bloğa koymamalıydım.In retrospect, maybe I shouldn't have posted that photo in my blog.
Nereye bakarsan bak depremin sebep olduğu hasarı görebilirsin.No matter where you look you can see damage caused by the earthquake.
Biz her yeri araştırdık. Bakacak başka bir yer yok.We've searched everywhere. There's nowhere else to look.
Bu kızın güzel bir yüzü var. Kalbim ona bakmaktan erir.This girl has a pretty face. My heart melts from looking at it.
Pekâlâ, şuna bak!Well, look at that!
Bir kişinin bir şeye bakma tarzı onun durumuna bağlıdır.One's point of view depends on the point where one sits.
Bir kişinin bir şeye bakış şekli onun durumuna bağlıdır.A person's way of looking at something depends on his situation.
Birinin bir şeye nasıl baktığı onun durumuna bağlıdır.How one views something depends on one's situation.
Bir şeye bakış şeklin senin durumuna bağlıdır.Your way of looking at something depends on your situation.
İnsanları görünüşlerine bakarak yargılamamalıyız.We shouldn't judge people based on their appearance.
Sadece yüzüne bakarak iyi haberlerin olduğunu biliyoruz.Just by looking at your face, I know that you have good news.
Doğum günüm için bana getirdiği şeye bak.Look what she brought me for my birthday!
Her ikisi de dışarıya bakmak için pencereye gitti.Both of them went to the window to look outside.
Sözlükte o sözcüğe bakın.Look that word up in the dictionary.
O, sulanmış gözleriyle ona baktı.He looked at her with bleary eyes.
Japonya'nın illerinden biri olan Şizuoka, Pasifik Okyanusuna bakar.Shizuoka, one of Japan's prefectures, faces the Pacific Ocean.
Lütfen biz yemek yerken cep telefonuna bakma.Please don't look at your cellphone while we're eating.
Lütfen yemek yerken cep telefonuna bakma.Please don't look at your mobile phone while we're eating.
Tom bazı bikinili kızlara bakıyordu.Tom was looking at some girls in bikinis.
Tom kimse bakmıyorken vazodan bir çiçek çıkardı.Tom took a flower out of the vase while no one was looking.
Tom, ona daha yakından baktı.Tom took a closer look at it.
Tom sadece başlıklara baktı.Tom only glanced at the headlines.
Tom bana fotoğraf albümüne baktırdı.Tom made me look through his photo album.
Tom aynada kendine baktı.Tom looked at himself in the mirror.
Tom anahtarları için odaya baktı.Tom looked around the room for his keys.
Tom'un bakacak üç çocuğu var.Tom has three children to support.
Tom'un yüzünde düşünceli bir bakış vardı.Tom had a thoughtful look on his face.
Tom saatine baktı.Tom glanced at his watch.
Tom köpeğine çok iyi bakmıyor.Tom doesn't take very good care of his dog.
Tom çocuklarına çok iyi bakmaz.Tom doesn't take very good care of his children.
Tom dün baktığı arabayı almamaya karar verdi.Tom decided not to buy the car he was looking at yesterday.
Tom kendine bakamaz.Tom can't take care of himself.
Tom Cuma gecesi için bir bebek bakıcısı bulamıyor.Tom can't find a babysitter for Friday night.
Dün Tom'un bana bakış şekli hakkında bir tuhaflık vardı.There was something odd about the way Tom looked at me yesterday.
Polis her yere baktı ve Tom'la ilgili herhangi bir iz bulamadı.The police looked everywhere and couldn't find any trace of Tom.
Polis her yere baktı ve Tom'la ilgili hiçbir iz bulamadı.The police looked everywhere and could find no trace of Tom.
Geriye dönüp bakıldığında, Keşke Tom çalışarak daha fazla zaman harcasaydı.In retrospect, Tom wishes he had spent more time studying.
Tom, ben odaya girdiğimde Mary'nin çektiği resimlere bakıyordu.Tom was looking at the pictures that Mary took when I entered the room.
Tom Mary'ye bakmaktan kaçınmaya çalıştı.Tom tried to avoid looking at Mary.
Tom Mary'ye baktı.Tom stared at Mary.
Tom odanın karşı tarafından Mary'ye baktı.Tom stared at Mary from across the room.
Tom pencereden baktı ve Mary'nin hâlâ uyuduğunu gördü.Tom peeped in the window and saw that Mary was still sleeping.
Tom Mary'ye bakıcıya ödeme yapmasına yardım etmeyi önerdi.Tom offered to help Mary pay for a babysitter.
Tom Mary'nin hala onu takip edip etmediğini görmek için omzunun üzerinden baktı.Tom looked over his shoulder to see if Mary was still following him.
Tom Mary için her yere baktı ama onu bulamadı.Tom looked everywhere for Mary, but couldn't find her.
Tom Mary'ye kuşkuyla baktı.Tom looked at Mary suspiciously.
Tom odanın etrafına bakındı ama Mary'yi göremedi.Tom looked around the room, but couldn't see Mary.
Tom Mary'nin bakış tarzını seviyor.Tom likes the way Mary looks.
Tom Mary'ye bakmak zorunda.Tom has to look after Mary.
Tom üç yıldır Mary'ye bakıyordu.Tom has been looking after Mary for three years.
Tom, o çalışırken Mary'nin oğluna bakmak zorunda kaldı.Tom had to take care of Mary's son while she was working.
Tom Mary'ye bakmak zorundaydı.Tom had to take care of Mary.
Tom Mary'ye tek başına bakmak zorundaydı.Tom had to take care of Mary by himself.
Tom Mary'nin yerine işe bakmak zorunda kaldı.Tom had to cover for Mary.
Tom, gözlerinde sevgi ile Mary'ye baktı.Tom gazed at Mary with love in his eyes.
Tom Mary'ye anlamlı bir bakış attı.Tom gave Mary a meaningful look.
İlk bakışta Mary'yi anlayamadı.Tom couldn't understand Mary at first.
Tom neredeyse her yere baktığını söylese bile Mary'yi bulamadı.Tom couldn't find Mary even though he said he looked just about everywhere.