ayakkabılar ile cümle
ayakkabılar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
11
HARF
5
HECE
7
ORT. KELİME
Ayakkabıların modası geçiyor.The shoes are going out of style.
Tom'un ayakkabıları kahverengi.Tom's shoes are brown.
Ayakkabılar eskimiş.The shoes are worn out.
Hemen ayakkabılarımı giydim.I put on my shoes immediately.
Neden hepimiz ayakkabılarımızı çıkarmıyoruz?Why don't we all take off our shoes?
Ayakkabılar pahalıdır.Shoes are expensive.
Girişte ayakkabılarımızı çıkarmalıyız.We should take off our shoes at the entrance.
Girişte ayakkabılarımızı çıkaralım.Let's take off our shoes at the entrance.
Joma, 1965 yılında genel amaçlı olarak ayakkabılar üretmek amacıyla kurulmuştur.Joma was founded in 1965 to produce shoes for general use.
Converse ayakkabılar, 80’lerin ilk yarısında popüler oldular.Converse shoes were popular in the first half of the 1980s.
Daha sonra 1968 yılında şirket, spor ayakkabıları üretimi ve dağıtımı konusunda uzmanlaşmıştır.In 1968, the company began to specialize in sport shoes production and distribution.
Şirketin dönüm noktası, 1917'de Converse All-Star basketbol ayakkabıları üretilince gerçekleşti.The company's catalyst came in 1917 when the Converse All-Star basketball shoe was introduced.
Ayakkabı sorunu ayakkabıları sanat odasından boya kullanarak siyaha boyayarak karara bağlanır.The shoe problem is resolved by painting the shoes black using paint from the art room.
Hollanda polisinin camilere girerken ayakkabılarını çıkarttıkları gösterilir.Dutch police are shown removing their shoes before entering a mosque.
Bu ayakkabılar, iyi iletken tabanlara sahiptir.These shoes have soles with good conductivity.
Sonic koşarken zemin üstünde uçarcasına gitmesine izin veren anti-yerçekimli spor ayakkabılar giyer.Sonic wears anti-gravity sneakers that allow him to hover over the ground while running.
Yelken ayakkabıları geneleksel olarak çorapsız giyilir.Boat shoes are traditionally worn without socks.
1720'lere kadar kare burunlu ayakkabılar yaygındı.The royal coat of arms dates from 1720.
Nike Air Max, tür olarak 1987 yılında, Nike tarafından üretilen ayakkabıların bir markasıdır.Nike Air Max is a line of shoes first released by Nike, Inc. in 1987.
Başlangıçta, ayakkabılar birer halde elle imal edilmekteydi.Originally, shoes were made one at a time by hand.
Ayakkabıları da merkeb derisinden idi."She wore good shoes."
Dansçılar, bu dansa özel ayakkabılar giyerler.There are haneto dancers and they wear special costumes for this dance.
Ayakkabılarının tabanındaki çamur dikkatinizi çekiyor.You notice the clay on the soles of her feet.
Ayakkabılarına bakarak bile borcunu ödeyemeyeceğini anlarlar. Dikkat etsene.They can tell by your shoes that you can't pay it back.
Spor ayakkabılarını giy de yola çıkalım.-Go on, put your sneakers on and we'll be on our way.
The Clash sandalet değil, büyük asker ayakkabıları giyiyordu.The Clash wore big army boots, not sandals.
Bahse girerim bütün ayakkabılarınız uyuşuyordur.I'll bet all your shoes match.
Ayakkabılarım mı?"Is it my shoes?"
Hoşunuza gidecek. ayakkabılarınızı çıkarın.You would like it. Just remove sneakers.
Bikini, nemlendirici, güneş gözlüğü, eşofman, ayakkabılar.Bikini, eye wrinkle cream, sunglasses, shoes...
Yani o çim üzerinde zarif bir grup dört ayakkabıları koymak ve onlara baktı.So he put the four shoes in a graceful group on the turf and looked at them.
Bu ayakkabılarda işe yaramıyor ve bizim vücudumuz ayaklarımızdan kat ve kat daha karmaşık.It doesn't work with shoes, and our bodies are many times more complicated than just our feet.
Tahminimce ayakkabılar çarpma anında çıktı.I guess the shoes came off when he was hit.
Yani artık ayakkabı üreticileri yoktu, insanların ayakkabılarına taban çakanlar vardı.So there were no longer shoe makers, but now there are people slapping soles on people's shoes.
Neden, "Biftegimi orta pişmiş alayım, altı numara ayakkabılara ihtiyacım var" diyebilirim, amaWhy can I say, "I'll take my steak medium rare, I need size six shoes," but I won't say,
Size ise spor ayakkabılarınızla yapıyorsunuz.You do it in your sneakers.
En iyisi ayakkabılarımın yerini evime sormaktı.I should be able to ask my house where my shoes are.
Tüm o pis kokulu koşu ayakkabılarından kurtulun.Get rid of all the stinking running shoes.
Ayakkabıları giyerek!Put on the shoes!
Kırmızı kaban, kırmızı ayakkabılar.. Tamamen kırmızıya bürünmüştü.A red coat, and red shoes. She went out completely in red.
Sana daha önce söylemiştim.Ayakkabılar çok önemlidir.As I told you, shoes are of the utmost importance.
Umarım bu ayakkabılar seni güzel yerlere götürürler.I'll pray that these shoes take you to great places without fail.
Neyse. Ve kuşlar ayakları ufak kumaş ayakkabılarla kaplanmış şekilde getiriliyorlardı.Anyway, and so the birds were coming in with their feet protected with little canvas shoes.
'Onlar ayakkabı boyası ile bitti, ben inanıyorum.' Deniz altında çizme ve ayakkabılar, ''They're done with blacking, I believe.' 'Boots and shoes under the sea,' the
Kahve içmek istediğini sorsam, ayakkabılarında delik açmazsın, değil mi?If I ask you if you'd like to have coffee, you won't puncture a hole in your sneakers, will you?
Ayakkabılarını bile giyemiyorsun. Nereye gittiğini sanıyorsun?You can't even put on your shoes, where are you going to go?
İlkokuldan Bayan Ethel J. Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.And I saw Miss Ethel J. Banks who wore pearls and high-heels to elementary school every day.
Salona ayakkabılarınızla giremezsiniz.You can't enter the living room with shoes on.
Saçımı atkuyruğu yapmıştım; askısız elbisem ve yüksek topuklu ayakkabılarım vardı.I had a pony tail, a strapless dress, and high heel shoes.
Bu ayakkabılar iyice eskidi.These shoes are worn out
Yıllar önce Irak'taki bir basın toplantısında George Bush'a atılan ayakkabılardı onlar.They were the ones thrown at George Bush at an Iraqi press conference several years ago.
Ayakkabılarımı al.Get my shoes.
Henüz ayakkabıları yok."They don't have any shoes yet."
Fakat bu ayakkabılar kalın naylon bacıklarla gelmişti, onları bağlayamadım.But those shoes came with round nylon laces, and I couldn't keep them tied.
"Ayakkabılara bayıldım ancak bağcıklardan nefret ettim.""I love the shoes, but I hate the laces."
Haftaya yine buraya gelip ayakkabılarına bakıyor olacaksın.You'll still be here next week, staring at your shoes.
Ve siz bu kayda değer ayakkabılarla etrafta dolaşırken biri "Bunlar ne?" diyecek.And as you walk around with this remarkable pair of shoes and someone says, "What are those?"
Bu ayakkabılar nasıl olur?Will these shoes do?
Bütün yapmak istediğim, koşu ayakkabılarımı giymek ve kapıdan dışarı koşmaktı.All I wanted to do was put my running shoes on and run out the door.
Joffrey'i kendi ayakkabılarıyla öldürmek istiyorum.Wanna kill Joffrey with his own shoes.