Henüz kendi ayakkabılarımı bağlayamıyorum.I can't tie my own shoes yet.
Ayaklarımda kabarcıklar var.I have blisters on my feet.
Ayakta alkışlandım.I got a standing ovation.
Ayakkabı bağcıklarımı bağlayamam.I can't tie my shoelaces.
Kendi ayakkabılarımı bağlayamam.I can't tie my own shoes.
Ayağımda bir kesik var.I have a cut on my foot.
Ayakkabılarımı bağlayamam.I can't tie my shoes.
Buraya ayak uyduramıyorum.I don't fit in here.
Sami'nin ayakkabıları kayıptı.Sami's shoes were missing.
Köpek "Onun ayak parmakları güzel kokuyor" diye düşündü."His toes smell good," thought the dog.
Ayağa kalktığımda Tom'un benden çok daha uzun boylu olduğunu fark ettim.When I stood up, I realized that Tom was much taller than me.
Mary sandalyeyi ayaklarıyla kenara itti.Mary pushed the chair away with her feet.
Siyah ayakkabılar, takım elbise ile çok iyi gitti.The black shoes matched the suit very well.
Ayak parmaklarınız donmuş.Your toes are frostbitten.
Maçlar lig tarafından ayarlanmış.The games are fixed by the league.
Bütün ayakkabılarınla ne yaptın?What did you do with all your shoes?
Mary yolculuk için kıyafetler ve ayakkabılar satın aldı.Mary bought clothes and shoes for the trip.
Sami orada ayakta dayandı.Sami stood there.
Sami ve Leyla şerit tipi bir alışveriş merkezinde buluşma ayarladılar.Sami and Layla arranged to meet at a strip mall.
Tom'un ayakları pis kokuyor.Tom's feet stink.
Sami ayakkabılarını temizledi.Sami cleaned his shoes.
Tom ayakkabılarını parlatmamı istedi.Tom asked me to polish his shoes.
Sami ayartmaya karşı koyamadı.Sami couldn't resist the temptation.
Sami o hapisteyken çocuklarına bakması için birini ayarladı.Sami arranged for someone to look after his children while he was in jail.
Sami ayağa kalktı.Sami stood up.
Senin ayakkabıların nerede?Where are your shoes?
Sami bu dağa tırmanan ilk iki ayağı kesilmiş kişidir.Sami is the first double-amputee to climb this mountain.
Ayağımın üzerinde bir kabarcığım var.I have a blister on my foot.
Sami, babasının ayak izlerini takip etmeye karar verdi.Sami decided to follow in the footsteps of his father.
Biz ayak takımıyız.We are the rabble.
Sami ayakkabılarını çıkardı.Sami took his shoes off.
Sami elbiselerini ve ayakkabılarını çıkarmaya zorlandı.Sami was forced to take off his clothes and shoes.
Sami, Leyla'nın kardaki ayak seslerini izliyordu.Sami followed Layla's footsteps in the snow.
Tom senin onun için satın aldığın ayakkabılardan çok mutluydu.Tom was very happy with the shoes you bought for him.
Tom'un yeni ayakkabıları var.Tom has new shoes.
Ayak bileği kırılmış.The ankle is broken.
Ayak parmağımı kırdım.I broke my toe.
Tom'un küçük ayakları var.Tom has small feet.
Tom neden ayakta?Why is Tom standing?
Tom neden ayakta dayanıyor?Why is Tom standing?
Tom'un ayakta olduğunu biliyorum.I know Tom is up.
Köpek, Tom'un ayaklarında uyuyor.The dog sleeps at Tom's feet.
Camide ayakkabı giymeyin.Do not wear shoes in the mosque.
Tom ayakta duruyordu.Tom was standing.
Bir çift ayakkabı satın almak zorundayım.I have to buy a pair of shoes.
Sami ayak sesleri duydu.Sami heard footsteps.
Sami ayak sesleri işitti.Sami heard footsteps.
Bence bunlar Tom'un ayakkabıları.I think these are Tom's shoes.
Bunların Tom'un ayakkabıları olduklarını düşünüyorum.I think that these are Tom's shoes.
Bana uyan herhangi bir ayakkabı bulamadım.I couldn't find any shoes that fit me.
O ayarı bulamıyorum.I can't find that setting.
Uygun bir çift ayakkabı bulmam biraz zaman aldı.It took me a while to find a pair of shoes that fit.
Tom için aldığın ayakkabılar onun için çok küçük.The shoes you bought for Tom are too small for him.
Tom ayağa kalktı ve kapıya doğru yöneldi.Tom stood up and headed toward the door.
Ayakkabılar, terlikler ve sandaletler ayakkabıdır.Shoes, slippers, and sandals are footwear.
Tom ayakkabılarını ayakkabılığa koydu.Tom put his shoes on the shoe rack.
Tom ayakkabılarını ayakkabı rafına koydu.Tom put his shoes on the shoe rack.
Tom'un yalın ayak olduğunu biliyorum.I know Tom is barefoot.
Bu ayakkabılardan nefret ediyorum.I hate these shoes.
Tom'un ayak seslerini arkamda duydum.I heard Tom's footsteps behind me.