ağladı ile cümle

ağladı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
14
ORT. KELİME
"O kadar incindim ve ağladım ki, fakat içimde bir şey, onun sözlerine rağmen bunu yapmak istiyordu."Πονούσε τόσο πολύ, και έχυσα δάκρυα, αλλά κάτι μέσα μου ήθελε να το κάνω παρόλο τα λόγια του.
"O kadar incindim ve ağladım ki, fakat içimde bir şey, onun sözlerine rağmen bunu yapmak istiyordu."Было очень обидно, и я даже расплакалась, но что-то внутри меня хотело сделать это не смотря на его слова.
"O kadar incindim ve ağladım ki, fakat içimde bir şey, onun sözlerine rağmen bunu yapmak istiyordu."Толкова ме заболя, и аз пророних няколко сълзи, но нещо вътре в мен искаше да направи това въпреки думите му.
"O kadar incindim ve ağladım ki, fakat içimde bir şey, onun sözlerine rağmen bunu yapmak istiyordu."זה כ"כ פגע בי, והזלתי כמה דמעות, אבל משהו בתוכי רצה לעשות את זה למרות המילים שלו.
"O kadar incindim ve ağladım ki, fakat içimde bir şey, onun sözlerine rağmen bunu yapmak istiyordu."انه مؤلم جدا و ذرفت بعض الدموع لكن شيء داخلي اراد عمل هذا بالرغم من كلماته
"O kadar incindim ve ağladım ki, fakat içimde bir şey, onun sözlerine rağmen bunu yapmak istiyordu.でも私の中にどうしてもやりたいという気持ちがありました 今までかなわなかった
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.A izbucnit într'un plîns aşa de tare că l-au auzit Egiptenii şi casa lui Faraon.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.A vypukol v hlasitý plač. A počuli to Egypťania, a počul dom faraonov.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.E levantou a voz em choro, de maneira que os egípcios o ouviram, bem como a casa de Faraó.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Entonces se puso a llorar a gritos, y lo oyeron los egipcios. Y fue oído también en la casa del faraón
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.És hangos sírásra fakada, úgy hogy meghallák az Égyiptombeliek, és meghallá a Faraó háznépe is.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Il éleva la voix, en pleurant. Les Égyptiens l`entendirent, et la maison de Pharaon l`entendit.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.I podniósł głos swój z płaczem; co słyszeli Egipczanie, słyszał też dom Faraonów.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Ja hän purskahti ääneensä itkemään, niin että egyptiläiset ja faraon hoviväki sen kuulivat.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.요셉이 방성대곡하니 애굽 사람에게 들리며 바로의 궁중에 들리더라
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Ma diede in un grido di pianto e tutti gli Egiziani lo sentirono e la cosa fu risaputa nella casa del faraone
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Người cất tiếng lên khóc; dân Ê-díp-tô nghe và nhà Pha-ra-ôn nghe nữa.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Người cất_tiếng lên khóc ; dân Ê - díp-tô nghe và nhà Pha-ra-ôn nghe nữa .
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Och han brast ut i högljudd gråt, så att egyptierna hörde det; också Faraos husfolk hörde det.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Og han brast i gråt og gråt så høit at egypterne hørte det, og de hørte det i Faraos hus.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Potom pozdvihl hlasu svého s pláčem; a slyšeli to Egyptští, slyšel také dům Faraonův.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Så brast han i lydelig Gråd, så Ægypterne hørte det, og det spurgtes i Faraos Hus;
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Tedaj zažene glas svoj z jokom, tako da so slišali Egipčani, slišala je tudi hiša Faraonova.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.Und er weinte laut, daß es die Ägypter und das Gesinde des Pharao hörten,
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.και αφηκε φωνην μετα κλαυθμου και ηκουσαν οι Αιγυπτιοι ηκουσε δε και ο οικος του Φαραω.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.И громко зарыдал он, и услышали Египтяне, и услышал дом фараонов.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.И заплака с глас, та египтяните чуха; чу още и Фараоновият дом.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.ויתן את קלו בבכי וישמעו מצרים וישמע בית פרעה׃
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.فاطلق صوته بالبكاء. فسمع المصريون وسمع بيت فرعون.
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.他 就 放 聲 大 哭 、 埃 及 人 、 和 法 老 家 中 的 人 都 聽 見 了
O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.他 就 放聲 大哭 、 埃及人 、 和 法老 家中 的 人 都 聽見了
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'"Cả hai đều khóc. "Wake up, giống chuột nưa sóc!
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!''Ils ont tous deux pleuré. "Réveillez-vous, Loir!
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'Mindkettő sírt. "Ébredj, Mormota!
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'Oboje płakali. "Obudź się, Dormouse!
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!''Prebudi, polharsko!'
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'"Prebuď sa, plch!"
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'"Probuď se, plch!"
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'"Teriak mereka berdua. 'Bangun, Dormouse! "
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'"Trezeşte-te, alunarilor!"
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'"Vakna, Dormouse!
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'"Wach auf, Siebenschläfer!"
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!''Wake up, Dormouse!'
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'"Ξυπνήστε, Τυφλοπόντικας!"
Olacak' her ikisi de ağladı. , 'Fındık faresi, uyanın!'Двамата извика. "Събуди се, сънливец!"
Omuzumda ağladığın o gün, kendimi hiç iyi hissetmedim... sanki kemiklerim eriyormuş gibi idi.Då, du grät vid min axel, så kändes det inte så bra. Som om mina ben smälte eller nåt.
Omuzumda ağladığın o gün, kendimi hiç iyi hissetmedim... sanki kemiklerim eriyormuş gibi idi.그때 너 나한테 기대서 우는데 기분이 좀 그렇더라 그, 내 뼈가 막 녹는 것 같고.
Omuzumda ağladığın o gün, kendimi hiç iyi hissetmedim... sanki kemiklerim eriyormuş gibi idi.Waktu itu, kau menangis di bahuku.. Itu tidak terasa sangat baik, seperti tulangku meleleh atau sesuatu.
Omuzumda ağladığın o gün, kendimi hiç iyi hissetmedim... sanki kemiklerim eriyormuş gibi idi.Τότε έκλαψες στον ώμο μου. Δεν αισθάνθηκα και πολύ καλά, σαν τα κόκκαλα μου να λιώναν ή κάτι τέτοιο.
Omuzumda ağladığın o gün, kendimi hiç iyi hissetmedim... sanki kemiklerim eriyormuş gibi idi.حينذاك, بكيتي على كتفي هذا لم يكن شعورا جيدا جدا وكأن عظامي تنصهر أو شئ من ذلك القبيل
Omuzumda ağladığın o gün, kendimi hiç iyi hissetmedim... sanki kemiklerim eriyormuş gibi idi.そう思ったんだ まるで骨が溶けてしまいそうでさ じゃ ホントにもう行くよ
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.Am privit-o, am râs, am plâns, şi am realizat că trebuia plasată într-un spital pentru muribunzi.
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.Chúng tôi nhìn cô ấy, cười, khóc, và chúng tôi biết cô cần phải ở tại khu nghỉ dưỡng.
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.Egy pillantást vetettünk rá, nevettünk, sírtunk, és tudtuk, hogy egy otthonban kell lennie.
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.Kami menjenguknya, kami tertawa, menangis, dan kami tahu bahwa dia harus dibawa rumah sakit.
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.우리는 그녀를 만나서 웃고 울었습니다. 그리고 우리는 그녀가 호스피스에 가야 한다는 것을 알았습니다.
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.La fuimos a ver, nos reímos, lloramos, y nos dimos cuenta que ella necesitaba ser hospitalizada.
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.Obiskala sva jo, smejali smo se, jokali, in vedela sva, da bi morala biti v domu za onemogle.
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.Podívali jsme se na ni, smáli se, plakali a věděli jsme, že potřebuje jít do hospicu.
Ona şöyle bir baktık, güldük, ağladık ve onun bir bakımevinde kalmaya ihtiyacı olduğunu gördük.Spotkaliśmy się z nią, śmialiśmy się, płakaliśmy, wiedząc, że musi się znaleźć w hospicjum.

İlgili Sayfalar