ağlıyor ile cümle
ağlıyor kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
6
ORT. KELİME
Her zaman ağlıyor ve Hamid'in fotoğrafına bakıyor.He's all the time crying and looking at Hamid's photo.
Onu son gördüğümde, merdivenlerde ağlıyordu.Last time I saw him, he was on the stairs crying.
Onlar acı çektiğinde sen de acı çekiyorsun. Onlar ağladığında sen de ağlıyorsun.Do you always carry a squirt gun?
Sence insanlar neden ağlıyor ki? Bunun hakkında hiç düşündün mü?Let me tell you something.
[bebek ağlıyor][baby crying]
Ağlıyor musun?Are you crying?
Blubbering ve ağlıyor, ağlıyor ve blubbering .-- stand up, stand up, stand bir adam:Blubbering and weeping, weeping and blubbering.-- Stand up, stand up; stand, an you be a man:
İnsanlar ağlıyor. Eşim gelip yazıyı okudu ve ağlamaya başladı.People are crying, and she came, she read the text, and she started to cry.
Şimdi herkes ağlıyor.And everybody's crying now.
Muhtemelen bir yerlerde ağlıyordur.She is probably somewhere crying.
Her gece ağlıyorum, Babacığım eve gelmeyecek misin?Night after night I'm cryin', Daddy won't you please come home?
Yemek yiyor, uyuyor, gülüyor ve ağlıyorum.I eat, I sleep, I laugh, I cry.
Hepimiz aynıyken neden nefret ediyor, savaşıyor ve ağlıyoruz?When we are all the same, why do we hate, fight and cry.
(Kunduz ağlıyor)(Beaver crying)
Yani insanlar ağlıyordu.I've never seen my mother cry like that at the end of Monopoly.
Karım gerçekten ağlıyor mu yoksa rol mü yapıyor hiç bilemiyorum.I never know whether mywife is really crying or just play acting.
HaNi kucağımdaydı ve ben ağlıyordum...I was holding Ha Ni and crying.
Yiğit Jin ağlıyordu, görüdünüz mü?Didn't you see that Hero Jin is crying?
Korkarım annemiz evde, yine ağlıyordur.I'm afraid our mother's at home, crying again.
Ailem etrafimda agliyor ve ne olacagi hakkinda en ufak bir fikri bile yok.Ten minutes after brain surgery.
Sarı giysili figürün hemen yanındaki adam ağlıyor, gözlerini siliyor.The figure next to the man in gold is weeping, is rubbing his eyes
Oğlu tarafından evinden yola çıkarılan yaşlı kadın ağlıyordu.An old lady, crying, was carried out of her house and up the road by her son.
Niçin ağlıyorsun? Niçin?Why are you crying?
İçten içe ağlıyorum.I'm crying on the inside.
Şuradaki bayan gerçekten ağlıyor, bu arada.The lady over there is actually crying, by the way.
Maça çıkacak boksörle tanışmıştım iyi biri peki, ben de geliyorum neden ağlıyor?I've met this boxer before And I like him Fine, I'll come with you then
Fornost düşmüştü haberci ağlıyorduFornost has fallen the herald cried
Birbirlerine sıkıca sarılmış kadınları gördüm, onları öldürmemeleri için ağlıyor ve yalvarıyorlardı.I saw the women clinging to each other, crying and screaming at them not to kill them.
Bütün yetimler ağlıyor ve bağırıyorlardı "Baba! Baba! Baba!"All the orphans were crying and shouting, "Daddy!
‹‹Toprağım bana feryat ediyorsa, Sabanın açtığı yarıklar bir ağızdan ağlıyorsa,If my land cries out against me, and its furrows weep together;
İşte, en yiğitleri sokaklarda feryat ediyor, Barış elçileri acı acı ağlıyor.Behold, their valiant ones cry outside; the ambassadors of peace weep bitterly.
Herkes kız için ağlıyor, dövünüyordu. İsa, ‹‹Ağlamayın›› dedi, ‹‹Kız ölmedi, uyuyor.››All were weeping and mourning her, but he said, "Don't weep. She isn't dead, but sleeping."
Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.And weeping they kneel down, and this increases their humility.
Akşamdan sonra babalarına geldiler; ağlıyorlardı.At nightfall they came to their father weeping,
Kadınlar ağlıyor ve çocuklarını sıkıca kucaklarında tutuyorlar.Women are crying, holding their children firmly in their arms.
Kadınların yanı sıra, ceketleri askeri nişanlarla dolu yaşlı adamlar ağlıyordu.Women were crying as were old men, who had decorated their jackets with military insignia.
Ondan biraz ileride, Meyrema İbriç kardeşi üzerinde ağlıyor.Not far from her Mejrema Ibric cries over her brother.
Yellow Guy yatakta arkadaşlarını kaybettiği için ağlıyordur.Yellow Guy is in bed, crying because he misses his friends.
"Sanırım çünkü yanımda duruyor, ağlıyor."I guess because he's standing right beside me, crying.
O, ağlıyordu.Er weinte.
Açlıktan ağlıyordu.Er weinte vor Hunger.
Tom ağlıyor.Tom weint.
Çocuklar tekrar ağlıyor.Die Kinder weinen schon wieder.
Son bir saattir ağlıyorum.Ich heule oft in letzter Zeit.
Son bir saattir hüngür hüngür ağlıyorum.Ich heule oft in letzter Zeit.
İki gözü iki çeşme ağlıyordu.Sie weinte sich die Augen aus dem Kopf.
(Ağlıyor)' Ağlayıp-durur.Weinend hört sie sein Rufen.
Telefonda ağlıyordu.Da schrillte das Telefon.
Her vaaz dinleyişinden ve İncil okuyuşundan sonra ağlıyordu.Gott im Gebet begegnen und achtsam die Bibel lesen.
Maç oynanıyor, ben ağlıyorum.Ich spiel laut, ich spiel leis.
Ağlıyorum 02.Am 02.
Çok kolay ağlıyor, çok kolay küsüyor.Das Kind weint viel, sie ist überfordert.
Herkes ağlıyordu.Beide weinten.
İriyarı olmasına rağmen çocuk gibi ağlıyor: "Ermeniler bizi satın almışlar" - diyordu.Während die Bäuerin und die Kinder zu weinen begannen, sagte der Bauer nur „den hat der Teufel geholt“.
Açlıktan ağlıyordu.Il criait de faim.
O tek başına ağlıyordu.Elle pleurait toute seule.
Sevgilim ağlıyor.Mon copain est en train de pleurer.
O neredeyse her gün ağlıyor.Il pleure presque chaque jour.
İkimiz de ağlıyorduk.Nous pleurions tous les deux.
Herkes ağlıyordu.Et tout le monde pleurait.