şey ile cümle

şey kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Başının üstünde uçan kuşları seyretmekten hoşlanır.He likes to watch the birds fly above his head.
O, caddede beyaz bir şey topladı.He picked up something white on the street.
O, hayvanlar hakkında çok şey bilir.He knows a lot about animals.
O vahşi hayvanlar hakkında çok şey bilir.He knows a lot about wild animals.
O tekrar tekrar aynı şeyi söyledi.He said the same thing over and over again.
O ani hastalığı nedeniyle yurt dışına seyahat etmekten vazgeçti.He gave up traveling abroad because of his sudden illness.
Küçük bir sanatçıdan başka bir şey değildir.He is nothing but a minor artist.
O bir günlük seyahate çıktı.He went on a one-day trip.
Japonya hakkında çok şey bilmez.He doesn't know a lot about Japan.
Onun Japonya hakkında her şeyi bildiğini düşündüm.I thought that he knew everything about Japan.
Onların planı hakkında bir şey bilmediğini inkar etti.He denied knowing anything of their plan.
O, ona bir şey fısıldadı.He whispered something to her.
O dikkatini söylediği şeye yoğunlaştırdı.He concentrated his attention on what she said.
O onun gözüne girmek için elinden gelen her şeyi yaptı.He did all he could to win her favor.
Onu kızdıracak bir şey söylemedi.He said nothing that would make her angry.
O, hava yoluyla yurtdışına seyahat etmekten hoşlanıyor.He likes travelling abroad by air.
Hava yoluyla seyahat etmeyi sevmez.He doesn't like traveling by air.
Uçakla seyahat etmeye itiraz etti.He objected to traveling by plane.
O hava seyahatini seviyor.He likes air travel.
O, yoksul insanlar için pek çok şey yaptı.He has done many things for poor people.
O, babasının yüzüne bir şey diyemez.He can't say anything to his father's face.
Ona her şeyi oldukları gibi kabul etmek öğretildi.He's been taught to accept things as they are.
Annesinin ölümünü duyduğunda ağlamaktan başka bir şey yapmadı.He did nothing but weep when he heard of his mother's death.
Macera aramak için seyahate çıktı.He went traveling in search of adventure.
Onun benden bir şey sakladığından eminim.I'm sure he is keeping something from me.
O, kitap okumanın dışında çok az şey yapar.He does little else than read books.
Her şeyin iyi sonuçlanacağını söyledi.He said that everything would turn out well.
O çizgi roman okumaktan başka bir şey yapmaz.He does nothing but read comics.
O bir hayalperesten başka bir şey değil.He is nothing more than a dreamer.
O, sebzeden başka bir şey yemez.She eats nothing but vegetables.
Ertesi sabah onu trenle seyahat ederken buldum.The next morning I found him traveling by train.
O, gelecek yıl yurtdışına seyahat edecek.He will travel abroad next year.
O, hiçbir şey için yurtdışında eğitim görmedi.He hasn't studied abroad for nothing.
O, seyahat yapmaya alışkındır.He is used to traveling.
Onun seyahat için büyük bir merakı var.He has a great fancy for travelling.
O bir seyahata çıktı.He set out on a trip.
O, seyahatleri sırasında çok sayıda etkileyici insanlarla tanıştı.He met many fascinating people in the course of his travels.
Seyahate hazırlanmakla meşgul.He is busy preparing for the trip.
Onların sana söyledikleri şey dün bana söylediklerinin tam tersi.What they said to you is exactly the opposite of what they told me yesterday.
Onların yaptıkları şey ekonomiyi mahvediyor.What they are doing is ruining the economy.
Şikâyet edecekleri bir şeyleri yok.They have nothing to complain about.
Onların planı hakkında bir şey bilmiyorum.I am quite ignorant of their plan.
Onların çabaları hiçbir şey için değildi.Their efforts were not for nothing.
Onlar, her şeyden önce, barış içinde yaşamak istiyor.They want, above all things, to live in peace.
Onlar bu konuda bir şey bilmiyor olabilir.They may not know anything about this.
Önemsiz şeyler üzerinde birbirleriyle ağız dalaşına girdiler.They fell out with each other over trifles.
Sık sık Avrupa'ya seyahatler yaparlar.They make frequent trips to Europe.
Onlar Jim'in Afrika'da tek başına seyahat etmesinin bir hata olduğunu düşünüyorlar.They consider it a mistake for Jim to travel alone in Africa.
Skandalla ilgili yapacak bir şeyleri var.They have something to do with the scandal.
Bir yıldır seyahat için para biriktiriyorlardı.They had been saving money for the trip for a year.
Onlar New York'a seyahate çıktılar.They set out for New York.
Onlar Mary'ye her şeyi söyletti.They made Mary tell everything.
Elma, portakal, yumurta gibi şeyler satıyorlar.They sell apples, oranges, eggs, and so on.
Onlar ağlamaktan başka bir şey yapmazlar.They do nothing but cry.
Onlar Kyoto'nun manzaralarını seyrediyorlar.They are seeing the sights of Kyoto.
Onların ortak bir şeyi yok.They have nothing in common.
Para kazanmak için her şeyi yaptılar.They did everything in order to make money.
Benden içecek bir şey istediler.They asked me for something to drink.
Onların ortak bir şeyi var.They have something in common.
Onlar birkaç gün önce bir seyahate çıktılar.They went on a trip a few days ago.

İlgili Sayfalar