önem vermek ile cümle
önem vermek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.55
ÖRNEK CÜMLE
11
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
O bu konuya önem vermektedir.He attaches importance to this matter.
İnsanlar günümüzde popüler kültüre eskisinden daha çok önem vermekte.People attach more importance to popular culture today than in the past.
Başlangıçta, Sovyet otoriteleri cehaletin ortadan kaldırılmasına büyük önem vermekteydiler.At the beginning, the Soviet authorities placed great emphasis on the elimination of illiteracy.
Genç kız, Japon çalışmalarına önem vermektedir ve manga, haiku, tanka okumayı sevmektedir.Paloma herself values Japanese works, and reads manga, haiku, and tanka.
Köy halkı gelişmeye açık olup çocuklarının eğitimine önem vermektedir.Most of villager start to focus on education for their children.
Bu konuya o kadar önem vermekteydi ki, bazen evinden günlerce çıkmaz olmaktaydı.With this position came great responsibility but it also meant he had to be absent from home often.
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."George Bernard Shaw said it differently.
ISSP ayrıca üye kuruluşların anketlerini uygulama şekillerine de önem vermektedir.The ISSP also gives importance to the way member organisation implement their surveys.
SOFAZ, faaliyetlerinde şeffaflığa her zaman önem vermektedir.SOFAZ always pays attention to transparency in its activities.
Banka, aynı zamanda sanata büyük önem vermekte ve 14. – 19. yüzyıllara ait sanat eserlerine sahiptir.Die Bank besitzt bedeutende Kunstsammlungen des 14. bis 19. Jahrhunderts.
Bu sebepten dolayı Gelug geleneği keşişlik disiplinlerine ve zorunlu bekârlığa büyük önem vermektedir.Deshalb legen die Gelug auf Mönchsdisziplin und Zölibat großen Wert.
Halkın geneli eğitime çok önem vermektedir.L'éducation du public est primordiale.
İlçe eğitime önem vermektedir.Son premier discours concerne l'enseignement supérieur.
Kendisi ablası Makbule'ye çok önem vermekte ve sık sık kuzeninin kocası Cem'le uğraşmayı çok sevmektedir.Él admira a su hermana mayor Wendy ya veces riñe con John, su hermano mayor.
Başlangıçta, Sovyet otoriteleri cehaletin ortadan kaldırılmasına büyük önem vermekteydiler.Desde un comienzo, las autoridades soviéticas hicieron un gran hincapié en la alfabetización de la población.
Halkın geneli eğitime çok önem vermektedir.Se dio un énfasis importante en el desarrollo de la educación pública.
İlçe eğitime önem vermektedir.Il suo primo discorso ha riguardato l'istruzione superiore.
Halkın geneli eğitime çok önem vermektedir.Si preoccupa molto del giudizio delle persone.
Başlangıçta, Sovyet otoriteleri cehaletin ortadan kaldırılmasına büyük önem vermekteydiler.Сначала советская власть не уделяла внимания вопросам атеизации.
Genç kız, Japon çalışmalarına önem vermektedir ve manga, haiku, tanka okumayı sevmektedir.Любит Японию, изучает язык этой страны и увлекается чтением манги.
Köyün önemli aileleri kültüre önem vermektedir.Bardzo cenią sobie towarzystwo drugiego kota.
Başlangıçta, Sovyet otoriteleri cehaletin ortadan kaldırılmasına büyük önem vermekteydiler.Till en början krävde Sovjetunionen att samtliga skulle utlämnas.
Köylü, eğitime büyük önem vermektedir.Prima Doamnă se concentra în mare parte pe educație.
Bu konuya o kadar önem vermekteydi ki, bazen evinden günlerce çıkmaz olmaktaydı.Κύρια ασχολία του ήταν το κυνήγι και τακτικά έλειπε επί μέρες από το σπίτι του.
Başlangıçta, Sovyet otoriteleri cehaletin ortadan kaldırılmasına büyük önem vermekteydiler.Sovjetunionen lagde – i det mindste i begyndelsen – stor vægt på hensynet til de ulige nationelle mindretal.
İnsanlar kedilerin arkadaşlığına ve haşarat ve ev zararlılarını avlayabilme yeteneğine önem vermektedir.Katten er værdsat af mennesker for dens selskab og evne til at jage mus og rotter.
Genç kız, Japon çalışmalarına önem vermektedir ve manga, haiku, tanka okumayı sevmektedir.日本文化にはまっており、マンガが大好きで、メイドカフェで働いている。
Halkın geneli eğitime çok önem vermektedir.Zato je iznimno važna edukacija ljudi.
Bir Yahudi olarak büyütüldü ve kendisi bu kimliğine çok önem vermektedir.Pochádza zo židovskej rodiny a bol aj vychovávaný v tejto viere.
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir.""A szerelem az egy és a többi nő közötti különbség túlbecsülése." mondta.
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Disse, "l'amore consiste nel sopravvalutare le differenze tra una donna e le altre"
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir.""El amor consiste en sobrestimar las diferencias entre una mujer y otra."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."El spunea "Iubirea constă în supraestimarea diferenţelor dintre o femeie şi alta."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Er sagte: "Liebe besteht darin die Unterschiede zwischen der einen Frau und der anderen zu überschätzen"
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Han sa, "Kärlek består av att överskatta skillnaden mellan en kvinna och en annan".
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Hij zei, "Liefde is de verschillen tussen de ene vrouw en de ander overschatten."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Il a dit, "l'Amour c'est surestimer les différences entre une femme et une autre."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir.""사랑은 한 여자와 나머지 여자들의 차이를 확대해석하는 것으로 이루어졌다."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir.""O amor consiste em sobrestimar as diferenças entre duas mulheres".
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Povedal: "Láska spočíva v preceňovaní rozdielov medzi jednou ženou a inou."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Rekel je: "Ljubezen je sestavljena iz precenjevanja razlik med eno žensko in neko drugo."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Řekl: "Láska je přeceňování rozdílů mezi jednou a druhou ženou."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Słowami G.B. Shaw: "Miłość to przecenianie różnic między kobietami".
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Είπε, "Αγάπη είναι η υπερτίμηση των διαφορών μιας γυναίκας από μια άλλη."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Він сказав: "Любов складається з переоцінки відмінностей між двома жінками"
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."Казал е: "Любовта е преувеличаване на разликите между една жена и друга."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir.""Любовь состоит из завышенной оценки различий между двумя женщинами".
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."הוא אמר: "האהבה היא הפרזה בהבדלים שקיימים בין אשה לרעותה."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."قال : "أن الحب يكمن فى المبالغة تقدير الإختلافات ما بين إمرأة وأخرى."
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."佢話:「愛情係高估咗一個女人同另一個女人之間嘅差別」
"Aşk, bir kadınla öteki arasındaki farklara fazla önem vermektir."同じことを言っています 実際人は恋に落ちるとそうなるのです -会場(笑)
Birçok işveren, işçisinin kendi mesleğinde ilerlemek istemesine ve yeni beceri öğrenmesine önem vermektedir.Useimmat työnantajat arvostavat sitä, että työntekijä haluaa kehittyä ammatissaan ja opiskella uusia taitoja.
Birçok işveren, işçisinin kendi mesleğinde ilerlemek istemesine ve yeni beceri öğrenmesine önem vermektedir.Многие работодатели ценят то, что работник хочет совершенствоваться и обучаться новому.
Birçok işveren, işçisinin kendi mesleğinde ilerlemek istemesine ve yeni beceri öğrenmesine önem vermektedir.العديد من أرباب العمل يُقَدّرون أن العامل لديه الرغبة في التطور في مهنته وتعلم مهارات جديدة.
Birçok işveren, işçisinin kendi mesleğinde ilerlemek istemesine ve yeni beceri öğrenmesine önem vermektedir.即使员工已经获得了相关的职业教育,许多单位还会给员工提供更多的专业培训。员工可以在工作时间里参加大多培训课程,培训费由单位承担。许多单位都对员工渴望提高职业技术水平并获取新的知识表示赞赏。