"Garson, bu sinek çorbamda ne yapıyor?" "Bana sırtüstü yüzecek gibi geliyor, bayım!""Waitress, what's this fly doing in my soup?" "Looks to me to be backstroke, sir!"
Çorbamda frenksoğanını severim ama salatamda değil.I like chives in my soup, but not in my salad.
O, eteğin altına külotlu çorap giyiyordu.She was wearing pink panties under the skirt.
Tom ayak tırnaklarını kesmediği için çorapları delindi.Tom got holes in his socks from not cutting his toenails.
Biz nadiren çorba içeriz.We rarely have soup.
Siyah pantolon ile floresan sarı çoraplar giymek iyi bir görünüm değil.Wearing fluorescent yellow socks with black pants isn't a good look.
Bugün akşam yemeğimde çorba vardı.Today I had soup for dinner.
Onu çorap çekmecemde sakladım.I hid it in my sock drawer.
Mary bir çift çok renkli çorap ördü.Mary knitted a pair of multicolored socks.
Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelir.It's all downhill from here.
Tom ayakkabılarını ve çoraplarını çıkardı ve pantolon paçalarını sıvadı.Tom took off his shoes and socks and rolled up his pant legs.
"Ne yapıyorsun?" Balkabağı çorbası.""What're you making?" "It's pumpkin soup."
Tom ıslak çoraplarını çıkardı.Tom removed his wet socks.
O, ıslak çoraplarını çıkardı.She removed her wet socks.
Tom çorbanın çok sıcak olduğunu söyledi.Tom said that the soup was too hot.
Bir sinek çorbaya düştü.A fly fell in the soup!
Evde çorba pişir.Cook the soup in the house.
Ben büyük bir tencerede çorba pişiriyorum.I'm cooking soup in a large pot.
Bu kışlık çoraplar alpaka liften yapılır.These warm socks are made from alpaca fiber.
Tom çorap giymedi.Tom did not wear socks.
Mary parayı çorap çekmecesinde sakladı.Mary hid the money in her sock drawer.
Jon'ın çorabında bir delik var.There is a hole in Jon's sock.
Garson çorbaya tükürdü.The waiter spit in the soup.
O, çorbayı kokluyor.He smells the soup.
Çorbanı sıcakken ye.Eat your soup while it's warm.
Karman çorman alıyorum.I'm getting all mixed up.
Tom'un çorabında bir delik var.Tom has a hole in his sock.
Müfettişler incelenmek için bir bardak ve bir çift çorap gönderdi.The investigators sent a glass and a pair of socks to be examined.
Ayak parmaklarım üşüyor. Sanırım çoraplarımı giyeceğim.My toes are cold. I guess I will put on my socks.
Lütfen çorbanı ye.Eat your soup, please.
Bu çorbayı nasıl yapıyorsun?How do you make this soup?
Ben büyük bir tencerede çorba yaptım.I made soup in a big pot.
Dikkatli ol! Çorba çok sıcak.Be careful! The soup is very hot.
Bir çatalla çorba yemek imkansızdır.It's impossible to eat soup with a fork.
Çoraplarını çabuk giy. Geç kaldık!Get your socks on fast. We're late!
Çorba çorba kasesinde.The soup is in the tureen.
Hayatta her şey görecelidir. Kafadaki bir saç fazla değildir; çorbadaki çok fazla.In life everything is relative. A hair on the head isn't much; in the soup it's a lot.
Bir camiye kirli çoraplarla girmek doğru mudur?Is it proper to enter a mosque wearing dirty socks?
Ben çoraplarımı yıkıyorum.I am washing my socks.
Çorbanı şapırdatarak içme.Don't slurp your soup.
Tom beyaz çorap giyiyor.Tom is wearing white socks.
Pancar çorbası genellikle dereotu ve ekşi krema ile süslenir.Borscht is often garnished with dill and sour cream.
Kirli çorap kokusu beni kusturuyor.The smell of dirty socks makes me want to throw up.
Ben kabak çorbası içmeyi severim.I like to drink pumpkin soup.
Onun çorabındaki delik o kadar büyük ki onun ayak bileğini görebilirsin.The hole in his sock is so big that you can see his ankle.
Soğumadan iç çorbayı.Eat the soup before it gets cold.
O bütün fakir insanların bacalarını düşürür ve çorapları taşmasına doldurur.He tumbles down all the poor people's chimneys, and fills up the stockings to overflowing.
Noel Babanın gece boyunca doldurması için çoraplar asılır.Stockings are hung for Santa Claus to fill during the night.
Çoraplar ve terlikler yenidir.The socks and slippers are new.
Akşam yemeği için fasulye çorbası ve külbastı yedim.I had bean soup and cutlet for dinner.
Önce çorbamı alacağım.I'm going to have my soup first.
Arkadaşımın Çorap adlı bir kedisi var.My friend has a cat named Sock.
Çoraplarınızı kanepenin altında bırakmayın.Don't leave your socks under the couch.
Çorbanızı beğeniyor musunuz?Do you like your soup?
Yeni butikte ona hippi çorapları aldım.I bought her hipster socks at the new boutique.
Tom sıcak çorbada dilini yaktı.Tom burned his tongue on the hot soup.
Dilimi sıcak çorbayla yaktım.I burned my tongue on the hot soup.
Tom çoraplarıyla uyur.Tom sleeps with his socks on.
Senin için biraz çorba hazırlayacağım.I'll make some broth for you.
Çorbayı karıştırdım.I stirred the soup.