Yaşam koşulları yerindeyken süren mutsuzluk, ruhsal bir sorunun habercisi olabilir
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Başoğlu, yaşam koşulları iyi olsa da süren mutsuzluk ve hayattan zevk alamamanın ruhsal bir değerlendirme gerektirebileceğini belirtti. Uzman, belirtileri fark edip destek almanın önemine dikkat çekti.
- Yaşam koşulları iyi olsa da mutsuzluk ve keyif alamama ruhsal bir sorunun işareti olabilir
- Duyguları bastırmak, sorunun fark edilmesini ve destek aranmasını geciktirebilir
- Mutsuzluk tek başına depresyon anlamına gelmez; süre, şiddet ve günlük yaşama etkisi önemlidir
- İş, aile ve sosyal yaşamda belirgin değişiklik olduğunda uzman desteği alınmalıdır
Medicana Kadıköy Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Başoğlu, yaşam koşulları iyi olmasına karşın ortaya çıkan mutsuzluk ve hayattan zevk alamama hallerinin, ruhsal açıdan dikkatle ele alınması gereken bir tablonun işareti olabileceğini söyledi.
Hastane tarafından yapılan açıklamada yer alan değerlendirmelerinde Başoğlu, iş, aile ve sosyal hayatta belirgin bir sorun yaşanmamasına rağmen bireylerin kendilerini hüzünlü, huzursuz ya da isteksiz hissedebildiğini belirtti. Ruhsal iyi oluşun yalnızca dış etkenlerle açıklanamayacağının altını çizdi.
Başoğlu, gündelik sorumlulukları aksatmadan sürdürmenin ruhsal bir zorluk yaşanmadığı anlamına gelmediğini vurguladı. Kişinin kendini iyi hissetmesinin; mesleki başarı, aile içi uyum ya da maddi güvence ile sınırlı olmadığını anlatan uzman, beklentilerin, geçmiş yaşantıların, ilişkilerin, hayattan alınan tatminin ve kişinin kendisiyle kurduğu bağın da ruh halini etkileyebildiğini kaydetti.
Dışarıdan bakıldığında her şeyin yolunda göründüğü durumlarda yaşanan mutsuzluğun, kişinin duygularını çözümlemekte güçlük çekmesine yol açabildiğini ifade eden Başoğlu, bireylerin mutsuzluklarının nedenini açıklayamayabildiğini, mevcut yaşam koşullarıyla uyuşmadığı için kendini suçlayabildiğini ya da bu hissi dile getirmekten çekinebildiğini aktardı. Ruhsal durumun değerlendirilmesinde kişinin sahip olduklarından ziyade nasıl hissettiği ve bu hislerin hayatını nasıl etkilediğinin esas alınması gerektiğini söyledi.
Başoğlu, "Bir nedenim yok, o halde böyle hissetmemeliyim" diyerek yaşanan sıkıntının bastırılmasının, sorunun fark edilmesini ve gereken desteğin aranmasını geciktirebildiğini belirtti.
Ruhsal sıkıntıların her zaman ağlama, yoğun keder ya da kaygı biçiminde görülmediğini belirten Başoğlu, bazı kişilerin güçlüklerini daha çok istek kaybı, enerji düşüklüğü ve duygusal mesafe şeklinde yaşayabildiğini anlattı. Eskiden keyif alınan etkinliklere ilginin azalması, sabah güne başlamada zorlanma, odaklanma güçlüğü, uyku düzenindeki değişimler, karar almada yaşanan zorluk ve sosyal çevreden uzaklaşma gibi belirtilerin de bu tabloya dahil olabileceğini, kişilerin bu belirtilere rağmen görevlerini sürdürse de bunları daha fazla çabayla yerine getirebildiğini kaydetti.
Alışkanlıklarda zaman içinde kalıcı hale gelen değişikliklerin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Başoğlu, yalnızca işlerin yapılıp yapılmadığına değil, bunların hangi ruhsal ve bedensel yük altında sürdürüldüğüne de bakılması gerektiğinin altını çizdi.
Başoğlu, her mutsuzluğun depresyon anlamına gelmediğini de özellikle belirtti. Mutsuzluk, isteksizlik ve yorgunluğun tek başına tanı koymaya yetmediğini ifade eden uzman, değerlendirmede belirtilerin süresi, şiddeti, birlikte görülme biçimi ve günlük yaşama etkisinin önemli olduğunu söyledi. Geçici hüzün ve stresin hayatın doğal bir parçası olabileceğine değinen Başoğlu, daha önce keyif alınan şeylere karşı ilgi kaybı, umutsuzluk, uyku ve iştahta belirgin değişiklikler ya da günlük işlevlerde aksama olması halinde ayrıntılı bir değerlendirmenin gerekebileceğini belirtti. Belirtilerin yalnızca iş yoğunluğuna, yaşanan sıkıntılara ya da kişilik özelliklerine bağlanmasının doğru olmayabileceğini kaydetti.
İnsanın her zaman mutlu, enerjik ve istekli olamayacağını hatırlatan Başoğlu, üzüntü, kaygı, hayal kırıklığı ve zaman zaman yaşanan isteksizliğin insan deneyiminin olağan bir parçası olduğunu söyledi. Önemli olanın her olumsuz duyguyu yok etmeye çalışmak değil, bu duyguların ne zaman ortaya çıktığını, ne kadar sürdüğünü ve yaşamı nasıl etkilediğini fark edebilmek olduğunu ifade etti.
Mutsuzluk ve isteksizliğin uzun süre devam etmesi, iş ve aile yaşamını etkilemesi ya da sosyal ilişkilerde belirgin değişikliklere yol açması durumunda uzman desteği alınması gerektiğini vurgulayan Başoğlu, psikiyatrik değerlendirmenin yalnızca hastalık tanısı koymak değil, belirtilerin olası nedenlerini anlamak ve kişiye uygun yaklaşımı belirlemek amacı taşıdığını belirtti. Değerlendirme sonucunda psikoterapi, ilaç tedavisi ya da farklı destek yöntemlerinin gündeme gelebileceğini, uygulanacak yaklaşımın kişinin durumuna göre belirleneceğini söyledi.
Başoğlu, dışarıdan sorunsuz görünen bir hayatın kişinin ruhsal olarak zorlanmadığı anlamına gelmediğini hatırlatarak, mutsuzluğun mutlaka açık bir nedene dayanması gerektiği düşüncesiyle hareket etmek yerine, bireylerin kendi duygu durumundaki değişiklikleri fark etmesi ve gerektiğinde profesyonel destek almasının önemine dikkat çekti.