Türk dünyasının geleceği Ankara'daki yuvarlak masada ele alındı
İletişim Başkanlığının Türk Dünyası Diyalog Forumu kapsamında düzenlediği yuvarlak masa toplantısı 30 Ekim 2026'da Ankara'da yapıldı. Toplantıda Türk dünyasının büyük stratejisi, eğitim, ekonomik entegrasyon ve kültürel diplomasi ele alındı.
- Karymshakov, büyük strateji için uzun vadeli bir vizyona ihtiyaç duyulduğunu ve yüksek vasıflı iş gücünün önemini belirtti.
- Saiyn, Türkiye'nin 1991'de Kazakistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olduğunu hatırlattı.
- Taizhanov, sürdürülebilir refahın etkin kurumlar, rekabetçi ekonomiler ve net bir stratejik vizyon gerektirdiğini söyledi.
- Köprülü, Kıbrıs Adası ve Kıbrıs Türk kurumlarının Türk dünyası ile köprüyü birlikte oluşturabileceğini ifade etti.
- Alagic, Bosna-Hersek'in Avrupa Birliği ile Türk dünyası arasında köprü işlevi görebileceğini söyledi.
İletişim Başkanlığının düzenlediği Türk Dünyası Diyalog Forumu kapsamında, "Türk Dünyasının Büyük Stratejisi: Geleceği Birlikte İnşa Etmek" konulu yuvarlak masa toplantısı 30 Ekim 2026'da Ankara'da bir otelde gerçekleştirildi. Toplantıyı Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fırat Purtaş yönetti.
Toplantıya Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kamalbek Karymshakov, L.N. Gumilyov Avrasya Milli Üniversitesi Türkoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Zhazira Saiyn, Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Ekonomi, Finans ve Muhasebe Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Lesbek Taizhanov, Yakın Doğu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nur Köprülü, Aliya İzzetbegoviç Vakfı Kurucu Heyeti ve Yönetim Kurulu Üyesi ve eski Bosna Hersek Ankara Büyükelçisi Adis Alagic ile Caspian Circle Kurucusu ve Üst Düzey Yöneticisi (CEO) ve Birleşik Krallık Kraliyet Asya İşleri Derneği Üyesi Fuad Alakbarov katıldı.
Karymshakov, büyük strateji için sürdürülebilir ve uzun süreli üretkenliğe yönelik uzun vadeli bir vizyona ihtiyaç duyulduğunu belirterek bunun entegrasyon sürecinde tüm katılımcılara fayda sağlayacağına işaret etti. Yüksek vasıflı iş gücüne talebin arttığını, ekonomik rekabetçiliğin yenilikçiliğe ve yükseköğretimin kalitesine bağlı olduğunu söyleyen Karymshakov, TDT üye ülkeleri arasında üniversiteler ve sanayi sektörleri için iyi bir bağlantı kurulması gerektiğini ifade etti. Öğrenci değişimi programlarının iyi bir başlangıç noktası olduğunu, ancak daha fazla yenilikçi araştırma için fon sağlanması gerektiğini de dile getirdi.
Saiyn, Türkiye'nin 1991'de Kazakistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olduğunu hatırlatarak bunun diplomatik bir kararın ötesinde tarihsel dayanışma ve kardeşliğin güçlü bir göstergesi olduğunu vurguladı. 1992-1993'te Türkiye'nin Orta Asya ülkelerinden gençlere burs sağlamak için büyük bir öğrenci projesi başlattığını anımsatan Saiyn, 1993'te bu öğrencilerden biri olarak bir yıl Türkiye'de eğitim aldığını anlattı. Türk dünyasının büyük stratejisinin eğitim ve bilim, yapay zeka ve dijital dönüşüm ile ekonomik ve stratejik işbirliği konularına dayanması gerektiğini belirtti.
Taizhanov, ortak geçmişe sahip olmanın gelecekte ortak bir refahın garantisi olmadığını ifade ederek "Tarih, işbirliği için bir temel oluşturur fakat sürdürülebilir refah daha etkin kurumlar, rekabetçi ekonomiler, kamu yatırımları ve net bir stratejik vizyon gerektirir." dedi. Türk devletlerinin ham madde tedarikinden işleme, mühendislik, ulaşım ve dağıtıma uzanan süreçleri birbirine bağlayan bir değer zinciri oluşturmasının önemine dikkat çeken Taizhanov, hedefin ekonomileri birbirini tamamlayan, entegre ve rekabetçi hale getirmek olması gerektiğini vurguladı. TDT'nin diyalog ve işbirliği için önemli mekanizmalar geliştirdiğini, Türk Dünyası Vizyonu 2040'ın uzun vadeli bir çerçeve sunduğunu ve Orta Koridor'un önemli bir fırsat aracı olduğunu kaydetti.
Köprülü, Türk dünyası içindeki işbirliğinin ortak tarih ve kültürel kimliğin ötesine geçtiğini, değişen uluslararası sistem dinamiklerine ve yakın coğrafyada gelişen düzene cevap veren pratik ortaklıkların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye'nin Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesindeki rolünün öne çıktığını belirten Köprülü, "O halde Kıbrıs Adası ve Kıbrıs Türk kurumları, az önce de altını çizdiğim gibi, Türk dünyası ile o köprüyü aynı anda oluşturabilir." ifadelerini kullandı. Devletlerin artık tek ticaret ortaklarına veya tek güvenlik mekanizmalarına güvenmediğini savunan Köprülü, yakın coğrafyadaki savaş ve çatışmaların güvenlik şemsiyelerinin çeşitlendiğinin bir kanıtı olduğunu kaydetti.
Alagic, Türkiye'nin üstlendiği misyonlar ve gerçekleştirdiği eylemlerle tarihe yön verdiğini vurgulayarak "Türkiye, ihtiyaç duyulduğu her yerde barış ve diyalog ortamını tesis etmeye yönelik bir politika izlemektedir. Bizim bakış açımız budur." dedi. Bosna-Hersek'in tarihi açıdan medeniyetlerin ve kültürlerin buluşma noktası olduğunu dile getiren Alagic, 3 milyonu aşkın nüfusuyla ülkenin Güneydoğu Avrupa'ya ve bir bütün olarak Avrupa'ya açılan stratejik bir bağlantı noktası olduğunu, bu nedenle Avrupa Birliği ile Türk dünyası arasında köprü işlevi görebileceğini söyledi. Bosna-Hersek'in Türk dünyasındaki pek çok ülkeyle kültürel bağları bulunduğunu belirten Alagic, buradaki asıl stratejik fırsatın bu bağları kurumsal işbirliğine, ekonomik bağlantısallığa ve ortak refaha dönüştürmekte yattığını ifade etti.
Alakbarov, yumuşak güç kaynaklarından koordineli bir yumuşak güç stratejisi geliştirilmesi gerektiğini belirterek bunun gelecek nesle yatırım yapılarak ve birçok üniversitede farklı öğrenci ağları kurularak mümkün olabileceğini söyledi. Özbekistan'ın bu konuda başarılı olduğunu, kültürünün popülerlik kazanmaya başladığını aktaran Alakbarov, kültürel diplomasinin daha önemli hale gelmesi gerektiğini kaydetti.