Tanpınar, Pınar Barut'a yönelik şişeli saldırıyı kınadı
Halkın Partisi Genel Başkan Yardımcısı Fevzi Tanpınar, gazeteci Pınar Barut’a yönelik şişeli saldırıyı kınadı. Tanpınar, gazetecilerin tehdit ve baskı altında çalışmak zorunda bırakıldığı ortamın asıl sorun olduğunu vurguladı.
- Tanpınar, gazeteci Pınar Barut’a yönelik şişeli saldırıyı kınadı.
- Tanpınar, gazetecilerin mahkeme kapılarında tehdit ve hakaretlerle karşılaştığını belirtti.
- Sosyal medya hesaplarının kapatılmasına ilişkin şikâyetlerin aylardır gündemde kaldığı ifade edildi.
- Tanpınar, oto sansürün demokrasinin sessizce aşındığı en tehlikeli süreçlerden biri olduğunu söyledi.
- Tanpınar, gazetecinin güvenliğinin hukuk devletinin en temel yükümlülüklerinden biri olduğunu vurguladı.
Halkın Partisi (HP) Genel Başkan Yardımcısı Fevzi Tanpınar, gazeteci Pınar Barut’a yönelik şişeli saldırıyı kınadı. Tanpınar, yazılı açıklamasında asıl sorunun tek bir şiddet olayından ibaret olmadığını, gazetecilerin tehdit, baskı ve oto sansür endişesiyle çalışmak zorunda bırakıldığı ortam olduğunu vurguladı.
Tanpınar, gazetecilere yönelik baskı ve tehditlerin giderek olağan karşılanmaya başlamasının tehlikesine dikkat çekti. Basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun vazgeçilmez güvencelerinden biri olduğunu belirten Tanpınar, gazetecilerin mahkeme kapılarında, kamuoyunun gözü önünde tehdit ve hakaretlerle karşılaştığını söyledi. Kamuoyunun yakından izlediği davaları takip eden gazetecilerin ve yurttaşların sosyal medya hesaplarının kapatılmasına ilişkin şikâyetlerin aylardır gündemde kaldığını, bu iddiaların ise yeterince aydınlatılamadığını ifade etti.
Tanpınar, gazetecilerin çalıştıkları kurumlar üzerinden baskı altına alınmaya çalışıldığına dair ciddi iddiaların bulunduğunu belirtti. Gazetecilerin evine girerken, arabasına binerken ya da haber peşinde koşarken hayatından endişe ettiğini anlatan Tanpınar, bir haberin doğruluğundan önce o haberin ardından neler yaşanabileceğini düşünmek zorunda kalan gazetecilere dikkat çekti. Ayrıca basının yeterince özgür olduğunu söyleyip gazetecileri oto sansüre sürükleyen korku ortamını görmezden gelen siyasi anlayışı eleştirdi ve bu tür durumların demokratik bir toplumda olağan kabul edilmeye başlanmasının tehlike olduğunu vurguladı.
Basın özgürlüğünün gerçek ölçütünün, iktidarı eleştiren gazetecilerin ne kadar özgür ve güvende olduklarında gizli olduğunu savunan Tanpınar, “Bir ülkede basının özgür olduğunu söylemek kolaydır. Ama özgürlük, yalnızca iktidarın hoşuna giden haberlerin yapılabilmesi değildir.” dedi. Tanpınar, özgürlüğün iktidarı sorgulayabilmek, kamu kaynaklarının hesabını sorabilmek, yolsuzluk iddialarının üzerine gidebilmek ve güçlü kişileri araştırabilmek, bunları yaparken de tehdit edilmemek anlamına geldiğini söyledi.
Sansürün her zaman bir gazetenin kapatılması ya da bir yayının yasaklanmasıyla gerçekleşmediğini belirten Tanpınar, tehditler, ekonomik baskılar, hedef gösterme ve gazeteciyi kendi kendini susturmaya zorlama yoluyla da sansürün işleyebileceğini söyledi. Tanpınar, “İşte bunun adı oto sansürdür. Ve oto sansür, demokrasinin sessizce aşındığı en tehlikeli süreçlerden biridir.” dedi.
Tanpınar, siyasi iktidarların görevinin eleştirileri kendilerine yönelmiş saldırılar olarak görmek değil, eleştiri hakkının güvence altında olduğu bir ortam sağlamak olduğunu belirtti. Gazetecilere yönelik tehditlerin sıradanlaşmasının toplumun gerçeği öğrenme hakkını zayıflattığını söyleyen Tanpınar, bu ortamdan yalnızca gazetecilerin değil, bütün yurttaşların zarar göreceğini vurguladı.
Uzun yıllar gazetecilik yaptığını hatırlatan Tanpınar, “Ben bu mesleğin içinden geliyorum.” diyerek savaş bölgelerinde, siyasi krizlerde ve güç sahiplerinin karşısında çalıştığını anlattı. Gazetecinin güvenliğinin sağlanmasının kişisel meslek geçmişine bağlı olmaması gerektiğini, bunun hukuk devletinin en temel yükümlülüklerinden biri olduğunu belirtti.
Tanpınar, gazetecinin susturulmasına sessiz kalan bir toplumun, yarın kendi sesini duyuracak kimseyi bulamayabileceğini söyledi. Açıklamasının sonunda, “Kendisine ve baskı altında görev yapmaya çalışan bütün gazetecilere dayanışmamı ifade ediyorum.” dedi ve demokrasinin yalnızca sandığa oy atmaktan ibaret olmadığını, bu düzeni korumanın öncelikle devleti yönetenlerin sorumluluğunda olduğunu belirtti.